Beyin ve Bilgisayar / Yapay Zeka / Temel Kavramlar
BEYİN VE BİLGİSAYAR İLİŞKİSİ
İnsan beyni, birbiri ile karmaşık ilişkiler içinde
bulunan 3 paund’luk bir nöron hücreleri kitlesidir. Tüm aktivitelerimizi kontrol eder
ve yaradılışın en görkemli –ve gizemli- harikalarından biridir. İnsan zekasını,
duyuların yorumunu, hareketlerin denetimini oluşturur. Bu inanılmaz organ bilim
adamlarını olduğu kadar, bilim dışında olanları da şaşırtmaktadır.
Yıllar boyunca, beyinle ilgili bilgiler –nasıl
çalıştığı, hastalıklarında ve yaralanmalarında ne türlü bozukluklar olduğu-
hızla arttı. Buna rağmen daha öğreneceğimiz çok şey var. Milyonlarca
Amerikalının her yıl kalıtsal sinir hastalıklarına, Alzheimer gibi dejeneratif
bozukluklara ya da inmeye, şizofreniye, otizme: konuşma, dil ve işitme bozukluklarına
yakalanması beyin üzerinde araştırmaların devam etmesini zorlamakta ve
gerektirmektedir.”
Bildiri böylece sürüp gitmekte ve sonu yaklaşık olarak
şöyle bağlanmaktadır:
“ ... 1 Ocak 1990’dan başlayan on yılı ‘ Beyin
dekadı ‘ olarak ilan etmeye ve bu konuda Başbakan tarafından bir bildiri
çıkarılmasına ... “
A.B.D.’nin 215. Bağımsızlık yılında çıkarılan bu
bildirinin altında George Bush’un imzası vardır.
Beyin üzerine duyulan büyük ilgi ve konu üzerinde
yapılan çalışmalar 1990 yılında başlamış değildir. İnsanda ve diğer
canlılarda yaşamsal faaliyetlerin yerine getirilmesinde merkez konumunda bulunan beyin
üzerindeki çalışmalar yüzyıllardır yapılmakta ve bugün de tam olarak
anlaşılamadığı için içinde bir çok disiplin içeren nörolojik bilimler alanında
çalışmalar hızla devam etmektedir.
- Beyin
- Tarihsel Süreçte Beyin
Küçük Asyalı Ezop,başlangıçta köleymiş,sonra azat
edilmiş. Kölelik dönemindeyken efendisi, önem verdiği bir şölen için kendisine
“dünyanın en güzel yemeğini ve aynı zamanda en kötü yemeğini” hazırlamasını
emretmiş. Ezop da sofraya haşlanmış dil çıkarmış ve efendisinin bu sunuyu pek de
beğenmemesi üzerine kendini, “Dilin yerine göre dünyanın en iyi şeylerini; yerine
göre de en kötü şeylerini söyleyebileceğini” belirterek savunmuş.
Ezop’un yaşadığı çağda (M.Ö. 6.yy.) düşüncelerin beyin tarafından
oluşturulduğu bilinmediğinden olsa gerek; Ezop, beyin yerine dil pişirmiş. Oysa beyin
en görkemli, en güzel, en üstün şeyleri düşünebileceği gibi en berbat, en
şeytansı, en aşağılık şeyleri de düşünebilir. Düşünmekle kalmaz, tutsağı
olan bedene uygulatır da (dilde olduğu gibi).
Yazılı tarih bize beyne yönelik ilginin yüzyıllar
boyunca sürekli ve kendi içinde tutarlı gelişme gösteren bir süreç olmaktan çok
aralarında uzunca bekleme süreleri barındıran sıçramalar biçiminde ortaya
çıktığı mesajını vermektedir. Bu gelişme biçiminin içsel ve dışsal nedenleri
olduğu söylenebilir. İçsel neden ilgi odağı olan organın kendi özellikleri ile
ilişkilidir. Organ beynin en önemli özelliği, karşı konulmaz biçimde ortaya çıkan
nesnel gerçekliklerle ilgili gelişmelerin bilinç, dikkat, oryantasyon ve bellek
eşliğinde ya da yardımcılığında izlenerek gözlemler’e dönüştürülmesi ve
gözlemlerin düşüncelere yol açmasını sağlamasıdır. Bu özellik, beynin organ
olarak herkes için aşağı yukarı benzer özelliklerinin otomatik bir gereği olmayıp,
açıkça, bu genel özelliklerin beyin yeteneği haline dönüşmesine yol açan iç
mekanizma ayrıcalıklarının bireysel bir açılımıdır. Eğer bu önerme doğruysa,
bunun anlamı; herkes için geçerli olan nesnel gerçekliklerle sadece çıplak olarak
karşılaşan genel ya da beyin yeteneği bakımından belirsiz olan bir organın gözlem
ve düşünce süreçlerine ancak bireysel bir organ haline dönüşerek varabildiğidir.
Böylelikle, beyin serüvenindeki kesikli sıçramaların; ister Eski Mısır’da, ister
Antik Çağ’da, isterse de günümüzde ortaya çıksınlar içsel nedenini gözlemci ve
düşünce yaratabilen bireysel beyin çalışması olduğu söylenebilir.
Beyin sahibi canlıların incelenmesi bize, bunların
ayrıca, bir kurallılık, hiyerarşi içerdiğini de gösterir. Öyleyse, beynin
kendisiyle ilgili ilk temel kavrama girerken hemen karşımıza evrim kavramı çıkar. Bu
nesnel gerçeklikle o denli ilgili bir kavramdır ki beyne ait bilgilerin öğrenilmesi
sürecinde evrim bilgisi zorunlu bir yere oturur. Bu kavram, bize, incelediğimiz canlı
beyninin iç dinamiklerinin boyutlarını, zenginliğini ve sınırlarını öğretir.
İnsan beyninin kapasitelerinin sorgulanmasında bize yardımcı olabilecek çok güçlü
ipuçları vardır. Bir kez, morfolojik detaylılıkta çok zengin bir görünümü
vardır. Onun kadar zeminini genişletmiş olan bir organ ve canlı beyni yoktur.
Antropolojik çalışmalar benzer detaylılığa en azından 50 bin yıldır
rastlandığını söylemektedir. Bunun anlamı, ya da anlamlarından biri, beynin genel
evriminin, çok uzak gelecekler için bile hazır bir yapı oluşturduğudur. Ve
denilebilir ki bu, henüz kullanılmakta olan yapıdır ve genel evrim modelleri içinde
kabul edilen morfolojik değişikliklere bu yüzden gitmemiştir. Mikroskobik yapı, bir
açıdan inanılmaz ve karmakarışık bir görünümü, diğer açıdan ise bunların
kendi aralarındaki hiyerarşiyi gösterir. Her ikisini de çağrıştıran veriler
vardır. Bu verilerin elde edilmesi yeni olmayıp, her iki tür veri de en azından 100
yaşındadır.
Nörolojik bilimler son yıllarda önemli ilerlemeler
göstermişse de yine de yetersizliği yeterliliğinden fazladır. Ancak gösterdiği
atılımlar ve gelecek için umut verici oluşu ve uğraştığı konunun önemi, içinde
bulunduğumuz yılların beyin yılları olarak kabulüne yol açmıştır.
- Beyin ve Sinir Sisteminin Genel Görünüşü
Beyin ile ilgili şu gerçek çok bilindiği için olsa
gerek, hep gözardı ediliyor: beyin vücuda bağlıdır ve onunla sürekli iletişim
halindedir. Sinir sistemine veriler yalnızca vücudun değişik yerlerindeki
dönüştürücülerden gelir. Dönüştürücüler ışık, ses ya da basınç gibi
kimyasal veya fiziksel etkileri elektrokimyasal işaretlere dönüştürürler. Bu
dönüştürücülerin bazıları gözdeki ışık duyargaları gibi vücuda dışarıdan
gelen işaretlere tepki gösterir, yani dış çevreyi izler. Başka dönüştürücüler
ise daha çok vücudun içindeki etkinliklere tepki gösterir. Mide ağrınızın tutması
ya da kandaki aside duyarlılık göstermenizde olduğu gibi. Sinir sisteminin hareket
çıkışı ise vücuttaki kasların çoğunu denetlemekle görevlidir. Ayrıca beyin
hormonlar gibi birtakım kimyasal maddelerin vücuda salınmasını da etkiler.
Şekilde 3’te beyin ve sinir sisteminin temel yapı
elemanlarını oluşturan unsurlar görülmektedir. Beyin ve sinir sisteminde fiziksel
katmana bakıldığında, işlemci, sinyal iletim ortamı ve yol verici olarak, sinir
sisteminin temel öğesi olan nöron, ya da sinir hücresi görülmektedir. Sinir
hücresini oluşturan Dendrit, hücre gövdesi, akson ve akson uçları (sinaps) şekil
4’de gösterilmiştir. Dendritler sinaptik sinyalleri girdi olarak almakta, hücre
gövdesi bu sinyalleri bilindiği kadarıyla analog bir yöntemle işlemekte ve üretilen
denetim sinyali ya da sinyalleri aksonlar aracılığı ile denetlenecek hedef hücrelere
iletilmektedir.
Tipik bir nöron, hücre gövdesi ve dendritleri üzerine
dış kaynaklardan gelen elektrik darbelerinden üç şekilde etkilenir. Gelen darbelerden
bazısı nöronu uyarır, bazısı bastırır, geri kalanı da davranışında
değişikliğe yol açar. Nöron yeterince uyarıldığında çıkış kablosundan
(aksonundan) aşağı bir elektriksel işaret göndererek tepkisini gösterir. Genellikle
bu tek akson üzerinde çok sayıda dallar olur. Aksondan inmekte olan elektrik işareti
dallara ve alt dallara ve sonunda başka nöronlara ulaşarak onların davranışını
etkiler. Nöron, çok sayıda başka nöronlardan genellikle elektrik darbesi biçiminde
gelen verileri alır. Yaptığı iş bu girdilerin karmaşık ve dinamik bir toplamını
yapmak ve bu bilgiyi aksonundan aşağı göndererek bir dizi elektrik darbesi biçiminde
çok sayıda başka nörona iletmektir. Nöron, bu etkinlikleri sürdürmek ve molekül
sentezlemek için de enerji kullanır fakat başlıca işlevi işaret alıp işaret
göndermek, yani bilgi alışverişidir.
Ortalama bir beyinde 10 milyar kadar sinir hücresi
vardır. Dolayısıyla sayıları arttıkça beyin işlevlerinin de artacağı açıktır.
Nöron sayısı kadar önemli olan bir diğer özellik; nöronların uzantıları
aracılığı ile diğer nöronlarla oluşturdukları ilişkilerdir. Bilgi
alışverişinin yapıldığı bu ilişki noktaları (sinaps’lar) nöron başına 1000
ile 10000 arasında değişir. Sinapslar, etkiye akım var / akım yok şeklinde tepki
gösterir. Demek ki, bir nöron 103 hatta 104 tepki verebilir. 1010 nöron
olduğuna göre, sinir sisteminde tepki sayısı ya da bilgisayar deyimiyle söylersek bit
sayısı, 10 trilyon ile 100 trilyon arasında değişecektir. Bu bit sayısı 500
sayfalık bir milyon kitabı dolduracak kadar çoktur.
- Öğrenme ve Bellek
Beynin en önemli işlevlerinden birisi de insanın çevresinde olanları öğrenmesi ve
edindiği bilgileri daha sonra kullanmak üzere depolamasıdır. Çevreden gelen
uyarıların değerlendirilmesi ve uygun davranışların geliştirilmesi öğrenme
yoluyla olmaktadır. Öğrenilen bilginin saklanmasını ise bellek sağlar. Öğrenme
çok geniş bir kavram olup görme, işitme, dokunma, tat ve doku duyguları ile
algılanan uyarıların beyinde ilişkilendirilme, tekrarlama gibi birden çok beyin
işlemi sonucu gerçekleşir. Öğrenmenin doğrudan bir ölçümü yapılamayıp ancak
ortaya çıkan davranış değişiklikleri ile değerlendirilebilmektedir. Öğrenme biçimleri uyarı yanıt ilişkisine göre asosiye ve
asosiye olmayan üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. Çevreden gelen tekrarlayan uyarıya
karşı oluşan belirli bir yanıtın, zaman içinde meydana gelen değişme, asosiye
olmayan öğrenme biçimini oluşturur. Bu öğrenme biçiminde tekbir yanıt ve ona
karşı oluşmuş başka bir uyarı ile ilişkilendirilmemiş belirli bir yanıt söz
konusudur. Bir alt biçimi olan alışma uyaranın etkinliğinin zaman içinde sönmesi ve
ilk ortaya çıkan yanıtın şiddetinin azalmasıdır. Bulunduğumuz odada saatin tik
taklarını bir süre sonra duymamamız bu öğrenme biçimi için bir örnektir. Bunun
tam tersi olan duyarlılaşmada ise yanıtın şiddeti tekrarlayan uyarı ile artar. Ocak
üzerinde çok sıcak olan bir kabı ilk ellediğimizde elimizi hızla geri çekeriz. Daha
sonra kap ılıklaşsa bile biz kaba değdiğimizde kabın sıcaklığı ile uyumlu
olmayacak şekilde elimizi hızla çekeriz. Bu iki tip öğrenme biçimi, en basit
organizmalardan en karmaşık organizmalara kadar tüm canlılarda kullanılır.
Asosiye öğrenme biçimlerinden birisi, klasik
şartlanmadır ve Pavlov’un köpeklerle yaptığı sindirim sistemi çalışmaları en
bilinen örneği oluşturur. Daha önce tükrük salgılanmasına neden olmayan bir uyarı
(zil sesi), belli bir süre ve aşamadan sonra salgılamaya neden olur. Zil sesini
duyduktan sonra yemek verilen köpek, bir süre sonra bunun tekrarlanması sonucunda yemek
verilmeden zil sesini duyduğunda tükürük salgısında artış olur. Zil sesi şartlı
uyaran, yemek şartsız uyaran, zil karşısında oluşan tükürük salgısı şartlı
reflekstir. Şartlı refleksin oluşması için şartlı ve şartsız uyaranların belli
sayıda tekrar etmesi gerekir. Pavlov’a göre hayvanlar ve insanlarda öğrenme
düşüncelerin ilişkilendirilmesi değil, uyaranların ilişkilendirilmesidir. Rescola
ve Wagner bu model üzerindeki çalışmalarında klasik şartlanmanın tek başına
şartlı ve şartsız uyaranın birlikteliği ve tekrarlanması sonucu oluşmayacağını
ileri sürmüşlerdir. Rastgele bir araya gelen uyarılar bir anlamlılık oluşturmuyorsa
ne kadar sık tekrarlasa da öğrenme biçimine dönüşmez. Canlılar tüm olasılık ve
bağlantıları değerlendirip birbiriyle ilişkisi olan şartlı ve şartsız uyaranları
bir araya getirerek öğrenmeyi gerçekleştirir. Bir başka deyişle beyin, çevredeki
birbiriyle bağlantılı ya da ilişkili olayları seçer ve saptar.
Diğer bir önemli asosiyatif öğrenme ise operan şartlı
öğrenmedir. Bu öğrenme biçimine deneme yanılma yöntemi de denmektedir. Klasik
şartlanma iki uyarı arasındaki bağlantıyı içerirken, operan şartlanma bir uyarı
ile canlının bu uyarıya karşı oluşturduğu davranışı içerir. Skinner’in
incelediği operan şartlanma modelinde bir kafes içine konan sıçan, bir ışık
karşısında bir düğmeye basarak yiyeceğe ulaşacağını öğrenir. Başlangıçta
yiyeceğe nasıl ulaşacağını bilemeyen sıçan, birbirinden farklı davranışlar
sergiler ve önünde duran düğmeye rastgele basarken yemeğe ulaşır. Bu
davranışını birkaç kez tekrarlayıp aynı sonuca ulaşan sıçan, ışık
yandığında düğmeye basar ve yiyeceğini alır.
Farklı gibi görünen klasik ve operan şartlanmada temel
kurallar aynıdır. Ödüllendirme ve kaçınma mekanizmaları gelişen davranışı
belirlemektedir ve her iki şartlanma biçiminde de aynı sinir sistemi mekanizmaları yer
alır. Tüm canlılar çevrede olanları ve rastlantıları asosiye öğrenme ile farkeder
ve öğrenir. Ancak gerçekte şartlı ve şartsız uyaranlar, öğrenme modellerinde
olduğu gibi tek başlarına ve düzenli aralıklarla tekrar etmezler. Canlılar karşı
karşıya kaldıkları pek çok uyaran arasında aralarında yaşamını devam ettirmede
önemli olan biyolojik olarak anlamlı bir ilişkinin olduğu uyaranlar arasında
bağlantı kurar. Bu asosiyatif öğrenme biçimleriyle canlılar birbiriyle ilişkili ve
ilişkisiz olayları birbirinden ayırt ediyor ve çevrede olanların nedensel
bağlantılarını saptıyor. Hangi uyarıların önemli olduğu, dikkate alınması
gerektiği için ya daha önceden sinir sisteminde programlanmış doğru bilgi ya da
sonradan öğrenme gerekmektedir. Genetik ve gelişimsel programlama, değişik
aşamalarda en basit canlılardan en karmaşık canlı olan insana kadar tüm canlılarda
bulunmaktadır. İnsanın yaşamını devam ettirmesi, çevreye uyum sağlaması ve
bulunduğu noktadan daha ileriye gitmesi öğrenme, esnek karar verebilme ve farklı
uyaranlar arasında yeni bağlantıları farkedebilmesi ile gerçekleşebiliyor.
Edinilen bilginin saklanması ve geri çağrılmasına
göre öğrenme ve bellek, iki ana guruba ayrılır. Çevremizde olanlar, evren, insanlar
ve yerler ile olan bilgileri, sözcüklerle ifade edilen, tanımlanabilir bellek ya da
deklaratif bellek biçiminde saklarız. Algı ve motor yeteneği gerektiren bazı işleri
nasıl yapılacağı konusunda sözcüklerle ifade edemediğimiz, tanımlama biçimine
getirilmemiş olan refleksif bellek biçimini kullanırız. Deklaratif belleğin
oluşması bilinçli bir düşünme sürecini gerektirir. Bu süreç içinde
değerlendirme, karşılaştırma ve bir araya getirme gibi bilişsel işlemleri
kullanır. Deklaratif bellekten bilgilerin çağrılma işlemi yaratıcı bir süreç
olup, yeniden sıralama, yeniden yapılandırma ve orijinal olanı yoğunlaştırma
işlemlerini içerir. Bilginin deklaratif olarak depolanması, bizim kişisel algı
yapımıza göre ve daha önce edinilmiş bilgilere göre kişiden kişiye farklılık
göstererek oluşmaktadır.
Refleksif bellek ise bir işlemin farkedilmeden çok
sayıda tekrarı sonucu zaman içinde birikerek oluşur. Bilinçli düşünme ya da
karşılaştırma,değerlendirme gibi kognitif işlemler gerekmeden refleksif bellek
oluşur ve genellikle kelimelerle ifade edilmez. Bazı algı ve motor yeteneklerin
kazanılması, gramer gibi bazı kuralların öğrenilmesi refleksif bellek ile
olmaktadır. Refleksif öğrenme için asosiye ve asosiye olmayan öğrenme biçimleri
örnek gösterilebilir. Pek çok işlemde her iki bellek ve öğrenme biçimi de yer
alır. Örneğin araba kullanmak başlangıçta deklaratif bellek ile gerçekleşirken bir
zaman sonra refleksif belleğe geçer ve artık araba kullanma kuralları her kullanışta
sözcüklerle ifade edilmez, kısaca otomatikleşir.
- Kısa süreli bellek
Kısa süreli belleğin birkaç şekli vardır. Anlık
diyebileceğimiz kısa süreli belleğe örnek olarak görsel olaylarla ilgili resimsel
bellekten söz edebiliriz. Bu bellek şeklinde görsel uyarıları izleyen ard-hayaller
vardır. Kişi bir cisme bir süre baktıktan sonra o cisim görme alanından çıkarılsa
bile, bir süre daha bu cismin hayali gözünün önünden silinmez ve kişi bazı ek
ayrıntıların farkına varır; sanki görmeye devam eder. Ancak, bu belleğin süresi
çok kısa olup çoğunlukla bir saniyeden azdır. Süreyi uzatmak için, görsel
uyarının parlaklığını arttırmak ya da bakma süresini çoğaltmak gerekir. Anlık
görsel belleği sağlayan mekanizma gözün sinir tabakası nöronlarındaki fiziksel
değişimlerdir.
Biraz daha uzun süren kısa süreli bellek, sinir
hücreleri arasındaki uyarıcı devrelerde bir süre devam edip giden elektriksel
aktivite aracılığı ile gerçekleşir.
Kapalı devreler şeklinde olan ve uyarıcı tepki
oluşturan nöron zincirlerinde sinir akımları tekrar tekrar dolaşır (ongoing neuronal
activity) ve bu kapalı devrelerde akım dolaştıkça, o şey anımsanır. Akım
tükenince o şey unutulur. İngiliz ruh bilimci Alan Baddeley bu belleği çalışma
belleği olarak adlandırmaktadır. Bu bellek türü için verilebilecek tipik bir
örnek, yeni öğrenilmiş yedi rakamlı bir telefon numarasını anımsayabilmektir.
Kısa süreli belleğin ortalama kapasitesi de yedi birimliktir (5 – 9).
Görüldüğü gibi kısa süreli bellek beyne iletilen
bilgilerin giriş bölümünde, bir tampon görevini yerine getirmektedir. Alınan
bilgiler (görüntü, sözcük veya sayısal bilgi) ilk önce kısa süreli bellekte
işleme tabi tutularak gerektiğinde uzun süreli belleğe iletilmektedir.
- Uzun Süreli Bellek
Uzun süreli bellek, kısa süreli bellekteki nöron
zincirlerinde akan elektriksel aktivite gibi dinamik olaylara bağlı değildir. Çünkü
böyle olsaydı nöronal aktivite geçici olarak durdurulduğunda, belleğin de tümüyle
silinmesi gerekirdi. Örneğin, derin bir anestezi verildiğinde, beyine az oksijen
gittiğinde ya da beyin soğutulduğunda kişinin geçmişini tümüyle unutması
gerekirdi. Fakat bu durumlarda yalnız kısa süreli bellek bozulmakta, uzun süreli
bellek ise sağlam kalmaktadır. Bu bakımdan uzun süreli belleğin, dinamik değil,
plastik değişiklikler sonucu oluştuğunu düşünmek daha doğrudur.
Plastik belleğin temelini koşullu ya da koşulsuz
reflekslerden gelen sinyallerle değişebilen protein molekülleri oluşturur. Böylece
beyinde moleküllerden oluşmuş bir dilin ya da gramerin varlığından söz edilebilir.
Yeni protein molekülleri sadece uyarılar (öğrenme) ile oluşmaz, kalıtsal olarak da
oluşur. Bir bakıma canlılar kalıtsal olarak eğitilirler. Kalıtsal eğitim kusurlu
olduğunda, akıl hastalıklarından ve davranış bozukluklarından söz ederiz.
Moleküler düzeydeki değişiklikler dışında uzun
süreli belleğin gelişmesi için nöronlarda şekilsel değişiklikler de
oluşmaktadır. Bilindiği gibi, bir sinir hücresinden diğer sinir hücresine kimyasal
ve bunun sonucu olarak da elektriksel uyarıların geçtiği kısımlara sinaps denir.
Öğrenme nöronlar arasındaki sinapsların sayısında artma; unutma ise sinaps
sayısında azalma yapmaktadır.
- Bellek Sistemi
- Bilginin alınması
Beyinde dikkat ve yoğunlaşma işlemlerini beyinde iki bölgede
incelemek mümkündür. Beynin ön (frontal) bölümünde daha soyut, arka
(parietal,oksipital) bölümünde görsel, işitsel ve motor yeteneklerin işlenmesi ile
ilgili bilgiler alınmaktadır ve işlenmektedir. Alınan bilginin tanınması, daha
önceki bilgilerle karşılaştırılması yapılarak olur. Tanıma işlemi beyinde derin
yapılarda olmak üzere farklı işlevlere yönelik farklı yapılarda gerçekleşir.
Bilginin daha sonraki işlemlerinin başlaması aşamasında beyinde bir biçimde
tutulması gerekmektedir. Bu, kısa süreli belleğin tekrarlama işlemi ile
gerçekleşir. Bu bilgi tutulamıyorsa ya alımında bir bozukluk vardır ya da yeni
alınan bilgi bir öncekileri silmektedir.
Bilginin işlenmesi
Bilginin kodlanması sırasında, bilginin işitsel
yönleri yüzeysel ya da otomatik, kavramsal ya da semantik yönleri derin analiz
yapılarak işlenir. Bazen bu analiz sırasında sözel bilgi görüntü halini alır ya
da tam tersi olur. Her zaman bilgiler kodlanarak işlenmez, bazen değişmeden belli bir
form haline dönüştürülerek kullanılır. Bununla bilginin miktarının azaltılması
mümkündür. Bilginin ilgili olduğu kavramlar ya da yapıyla ilgili olarak
bağlantısının kurulması da üçüncü basamağı oluşturur. Bu bağlantı kurma
işlemi sırasında beyin kabuğunun (korteks) değişik bölümlerindeki sinir hücreleri
senkron olarak aktive olmaktadırlar.
- Bilginin depolanması
Bilginin uzun süreli saklanması, geçici bellekten kalıcı
belleğe dönüştürülmesi işlemine konsolidasyon denmektedir. Kaza sonrası görülen
geriye dönük unutma olayında yeni bilgilerin konsolidasyonun tam olmamasından
kaynaklanan yeni olayların unutulması görülür. Depolama, özellikle iki taraflı
temporal lop hasarında bozulur. Bellek kayıtları bir kez oluşup hep aynı kalan
yapılar değildir ve sürekli yeni kayıtlar ile birlikte tekrar tekrar organize olurlar.
- Bilginin hatırlanması
Bellek kayıtlarının kullanılabilmesi için tekrar aktif
olmaları gerekmektedir. Geri çağırma işleminde de temporal lop ve iç yapıları
önem taşımaktadır. Bazen bilginin saklanmasında bir bozukluk yok iken geri çağırma
işlemi bozulabilir. Bellek kayıtlarının geri çağırılmasında doğru ve yerinde
olanların seçilmesi önemlidir. Tarama işlemi dediğimiz bu basamakta bir bozukluk
varsa konfobulasyon dediğimiz kontrol dışı yanlış sözel yanıtların oluşumu
ortaya çıkar. Kişi tam doğru olanı bulamadığından o an geri gelen bilgiler neyse
onları ifade eder. Tarama işleminin bozulması, bellek kayıtlarının zayıflamasında
da görülür. Bu durum sıklıkla beynin ön bölümü olan frontal lobun hasarında
görülür. Her iki beyin yarı küresinin birbirinden ayrıldığı durumlarda da sol
beyin yarı küresi, diğer beyin yarı küresinden tam bilgiyi alamadığından yine
aynı durum, konfobulasyon görülmektedir.
Sonuç olarak bellek ve öğrenme değişik biçimlerde
olmaktadır ve belli aşamalarda gerçekleşmektedir. Bu işlemler sırasında beyinde
farklı sistemler ve yapılar bir arada çalışmaktadır. İnsanın yaşamını devam
ettirebilmesi ve davranışlarının gelişmesinde bu sistemler yer almaktadır.
- Bilgisayarlar
Sistem olarak incelersek; insan, dış dünya ile ilişki kurabilen,
dış dünyadan gelen uyarıları değerlendiren, bunlara anlamlı cevaplar veren bir
sistemdir. İnsan dış dünyadan gelen uyarıları beş farklı kanal ile alır. Gözler
görür, kulaklar işitir, burun koklar, dil tadar ve deri dokunur. Bu şekilde toplanan
uyarılar beyne iletilir. Beyin bu verileri işler. Veriler birbiri ile ilişkilendirilir,
bilgi haline getirilir ve saklanır.
Bilgisayarların veri toplama kanalları biraz daha
değişiktir ama aynı işlevler bilgisayarlar için de söz konusudur. Klavye ile veri
girişi yapılabileceği gibi, seri ve paralel çıkışları ile bilgi alış verişinde
bulunulabilir. Son zamanlarda onsuz yaşayamayacağımıza göre, fareyi de veri girişi
tarafına koymak gerekir. Gelen veriler bilgisayar içinde işlenir ve saklanır.
Bilgisayarların yapısını, birbirinin üzerine oturan
katlardan oluşan bir binaya benzetebiliriz. En alt katlar donanıma aittir. Donanımın
üzerine yazılım katmanları, daha sonra da veri katmanı gelir.
- Donanım
Bu
katlardan sadece donanım fizikseldir; elle tutulur, gözle görülür. Donanım kendi
içinde birkaç kata yayılır. Günümüz bilgisayarları elektronik temellidir. Bu
nedenle en alt kat, elektronik devreler katıdır. Bilgisayarcıların 200 MHz gibi
sayılarla bahsettikleri, elektronik katmanının çalışma hızıdır.
Elektronik devrelerin üzerinde doğru / yanlış gibi iki
değer alabilen mantık devreleri vardır. Hepimizin her gün binlerce defa yaptığı
evet / hayır, doğru / yanlış kararları, bu devrelerde yapılmaya çalışılır.
Mantık devrelerinin ikili değerli olması, sadece bu günkü teknolojiden dolayıdır.
Daha fazla durumlu mantık devreleri olsaydı gene de bilgisayarlarımız çok fazla
değişmeyecekti.
Donanımın bir üst katmanında artık daha işlemsel
yapılar yer almaya başlar. Bu yapılar arasında bilgilerin depolandığı bellek,
verilerin işlendiği işlemci, dış dünyaya açılan pencere olan girdi çıktı
birimleri sayılabilir.
- Yazılım
Donanımın
bir üstüne baktığımızda artık elle tutulan yapılar bitmiştir. Nasıl kişilik,
bellek elle tutulamazsa, yazılım katmanları da elle tutulamaz. En alt yazılım
katmanı işletim sistemidir. İşletim sistemini bilgisayarımızın karakteri olarak
düşünebiliriz. Birkaç işletim sistemi adı vermemiz gerekirse MS-DOS, MS-Windows,
Unix sayılabilir.
İşletim sisteminin üzerinde uygulama yazılımları yer
alır. Uygulama yazılımları, bizim bilgisayar kullanarak iş yapmamızı sağlayan
yazılımlardır. Bunların arasında Excel gibi tablolama, Word gibi kelime işlemciler
sayılabileceği gibi bir muhasebe, ya da mühendislikte kullanılan bir çizim
yazılımı sayılabilir. Bu arada bilgisayar oyunlarının da bu sınıf içinde
olduğunu belirtmek gerekir.
- Veri
En üst katmanda veriler yer alır. Bilgisayardaki en
değerli öğe bir çoğumuzun düşündüğünün tersine donanım ve yazılım değil
verilerdir. Bir şanssızlığın bilgisayarınızı kullanılamaz hale getirdiğini
düşünün. Eski donanım ve yazılımınızın aynısını tekrar satın alabilirsiniz,
ama verilerinizi satın alamazsınız. Bu nedenle verilerin sık sık kopyalanıp,
kopyaların emin bir yerde tutulması önerilir. Bu duruma tam bir benzetme olmasa da
hafızasını kaybetmiş bir insanı düşünebilirsiniz. Bu gün için beyindeki
bilgileri, bilgisayarlarda olduğu gibi, bir dış ortamda saklama olanağımız yoktur.
- Bellek
Bilgisayarda bellek bir raf sistemine benzer. Her rafın
bir numarası vardır. Bilgiyi saklamak için önce bir raf seçilir ve bilgi rafa konur.
Daha sonra bilgiye gereksinim duyulduğunda rafın numarası verilerek bilgi geri
alınır. Bilgiye ulaşmak için rafın numarasının bilinmesi şarttır.
Bilgisayarda bellek, ekonomik nedenlerle bir hiyerarşik
yapı oluşturur. Bellek hızlandıkça pahalılaşır. En hızlı ve en pahalı bellek,
işlemcinin içindeki “register” bellektir. Register kısa süreli veri tutmak için
kullanılır. Örneğin üç sayıyı toplarken, önce ikisini toplayıp, sonuca
üçüncü sayıyı ekleme işleminde ara sonucun register’da tutulması ve işlem biter
bitmez register’in boşaltılması, register kullanımı için uygundur.
Register’ları RAM(random access memory) bellek izler. RAM de register’lar gibi
geçici olarak bilgi tutar. İşlemcinin üzerinde çalıştığı veriler ve bu veriler
ile ilişkili olabilecek veriler RAM’de tutulur. İşlemci veri ile işini bitirince
RAM’deki veriler de uzun süreli bellek olan diske yazılır. Hem register hem de RAM
bilgiyi elektronik olarak tutarlar. Bilgiye erişim de elektronik hızlarda olur. Bu
avantajlara karşı RAM’in kötü bir tarafı vardır. Elektrik olmadan
hatırlayamadığından dolayı elektrik kesildiğinde içindeki bilgiler kaybolur.
Disk, RAM’a göre çok daha yavaş olmasına karşın
hiyerarşide uzun süreli bilgi saklanabilecek bir ortamdır. Bundan başka bilginin disk
gibi manyetik ortamda saklandığı teyp ve disketler vardır. Bunlar bilgiyi manyetik
olarak sakladıkları için daha yavaştırlar. Ayrıca manyetik ortamlar dışında optik
ortamlarda bilgi saklamak olasıdır. Bunun en güzel örneği CD-ROM’lardır.
- Bilgisayar Ağları
İşlemci, bellek, çevre birimler gibi çeşitli donanım
elemanları ve işletim sistemi ve uygulama programları gibi oldukça kapsamlı yazılım
elemanları içeren bir bilgisayar sistemi oldukça karmaşık bir yapıdadır. Bu
karmaşık yapıdaki bilgisayar sistemleri bir bilgisayar ağı yaratacak şekilde
birbirine bağlandığında ortaya çok daha karmaşık yapılar çıkmaktadır. Bir
bilgisayar ağının genel görünümü şekil 7’de verilmiştir. Burada aslında tek
bir bilgisayar ağı olmadığını, birbiri ile gerek hiyerarşik gerek başka yapılarda
ilişkilendirilmiş bir çok bilgisayar ağı olduğunu vurgulamak gerekir. Şekilde
görüldüğü gibi bu ağlar birbirine tekrarlayıcılar, köprüler ve yol atayıcılar
ile bağlanmışlardır.
Tasarımcılar karmaşık yapıdaki sistemleri, biraz da
doğayı gözlemleyerek, ya hiyerarşik yapıda, ya da bundan daha basit bir yapı olan
katmanlı yapıda tasarlamaktadır. Buradaki genel amaç, bir sistemi meydana getiren alt
sistemler ve alt sistemler arasındaki karmaşık arabirimlerin sayısını azaltarak tüm
sistemin genel tasarım ve üretim karmaşıklığını azaltmaktır. Katmanlı
yapıların karmaşıklığı, hiyerarşik yapıların karmaşıklığından daha azdır.
Katmanlı yapılarda alt sistemler arasında sadece iki arabirim ilişkisi bulunmaktadır.
Dolayısıyla gerek bilgisayar sistemlerinin gerek bilgisayar ağlarının tasarımında
katmanlı yapılar tercih edilmektedir.
Bir bilgisayar ağını oluşturan donanım ve yazılım
elemanları, işlevleri açısından katmanlar halinde organize edilmektedir. Burada bir
alt katmanın bir üst katmana verdiği servisten söz edilebilir. Servis aslında alt
katmanda tanımlanmış ve üst katman tarafından kullanılmakta olan bir işlevden
ibarettir. Bu servislerin kullanılmasında geçerli temel kural şöyledir. Birbirine
komşu olan üç katmanı önce i-1 i ve i+1 olarak numaralandıralım. Orta katman i,
sadece alt katman i-1 ve üst katman i+1’de tanımlanan servislere erişebilir, daha
alttaki ve üstteki katmanların servisleri i tarafından kullanılamaz. Bu kuralın temel
nedeni katmanlar arasındaki ilişkileri en aza indirmektir.
Benzer yada aynı katmanlı yapıda olan iki sistem, veya
iki bilgisayar arasında, aynı seviyedeki iki katman arasında bir protokol
tanımlanabilir. Katmanlar arası bir protokol, her iki katmanın birbiriyle bilgi
alışverişinde bulunmasını sağlayacak kuralların tümünden oluşur. Katmanlar
arası sanal olarak tanımlanabilecek bilgi alışverişi, gerçekte bilginin alt ve üst
katmanlar aracılığı ile bir sistemden diğer sisteme aktarılması sayesinde
yapılabilmektedir. Bilginin gerçekten iki sistem arasında belirli bir formda
aktarılması, bu sistemlerin en alt katmanı olan fiziksel katmanlar aracılığı ile
gerçekleştirilmektedir. Bir sistemin katmanlı yapısı, katmanların arabirim
işlevleri ve katmanlar arası protokollerin tümü bilgisayar ağları terminolojisinde
bir bilgisayar ağı mimarisi olarak anılmaktadır.
Bilgisayar ağ mimarileri arasında ISO OSI referans
modeli, TCP/IP, IBM’in SNA, DEC’in DECNET vb. mimariler sayılabilir. Burada sadece
güncel olduğu için internet’i ayakta tutan TCP/IP ağ mimarisinin özellikleri
kısaca tanıtılacaktır.
TCP/IP ağ mimarisi basit olarak dört katmandan
oluşmaktadır. En eski bilgisayar ağı mimarisi olan TCP/IP ağ mimarisi, bilgisayar
ağlarındaki gelişmelerin önemli bir bölümünü oluşturan Arpanet/İnternet
araştırma geliştirme çalışmaları sonucunda elde edilmiştir. Yaklaşık olarak 2000
RFC belgesi, bu mimariyi oluşturan tüm protokolleri ve yapıları tanımlar.
TCP/IP ağ mimarisi katman yapısı, en üst katmandan en
alt katmana doğru, katmanların çok kısa işlevsel tanımlarını da içerecek şekilde
şöyledir.
Katman 4. Uygulama (Application) katmanı : Ağı
kullanan uygulama programları ve bunlar arasındaki FTP (dosya aktarımı), TELNET
(uzaktaki bilgisayarlara erişim ve login), HTTP (World Wide Web erişimi) vb. protokoller
ve uygulamalar bu katmanı oluşturmaktadır.
Katman 3. Aktarım (Transport) katmanı : Uçtan uca
hatasız mesaj gönderme bu katmanın görevidir. TCP ve UDP protokolleri bu katmandadır.
Katman 2. Ağ (Internet) katmanı : Veri paketlerinin
iletimi, ağ içinde farklı yollardan yollanması ve tıkanıklıkların idaresi bu
katmanın görevleri arasındadır. Internet’in doğru ve etkin çalışmasını
sağlayan en önemli katmandır. IP ve ICMP protokolleri bu katmandadır.
Katman 1. Ağ erişim (Network access) katmanı :
İletim ortamının fiziksel özellikleri bu katmandadır. Birbirine doğrudan bağlı iki
nokta arasında iletim, bu katmandaki tanımlar çerçevesinde yürütülür.
Buraya kadar beyin, sinir sistemi, bilgisayar ve bilgisayar
ağları konusunda genel bilgiler verilmiştir. Amaç bunlar arasında bir
karşılaştırma yapabilme zemininin hazırlanmasıdır.
- Beyin Bilgisayar Karşılaştırması
Beyin ve sinir sistemini bir bütün olarak alıp bilgisayarlar ve
bilgisayar iletişimi ya da ağları ile benzerliklerini saptamak veya karşılaştırmak
başlangıçta radikal görünebilir. Bilindiği gibi bilgisayarların ilk ortaya
çıktığı zamanlarda ve daha sonraları, bilgisayarın insan beyninin işlevlerini
yerine getirip getiremeyeceği açısından devamlı olarak bir değerlendirilmesi
yapılmış, bu değerlendirmede hız, bellek kapasitesi, işlevsel zenginlik, zeka v.b.
kriterler kullanılmıştır. Bilgisayarların keşfedildiği ve üretildiği ülkelerde
ve ülkemizde 70’li yılların başında ortaya atılan bilgisayar sözcüğünden
önce, elektronik beyin sözcüğünün sıkça kullanıldığını görüyoruz. Alt
başlıklarda beyin-bilgisayar karşılaştırması, beyin/sinir
sistemi-bilgisayar/bilgisayar iletişimini de içine alacak şekilde genişletilmekte ve
bu iki ayrı yapının birbiriyle bir benzerliğinin olup olmadığı yapısal ve
karmaşıklık yönünden incelenmektedir.
- Yapısal Karşılaştırma
Beyin ve sinir sisteminin bilgisayar ağı benzeri bir katman yapısının olup
olmadığını anlamak için çok erken olduğu rahatlıkla söylenebilir. Beyin ve sinir
sisteminde bir katman yapısı eğer tanımlanabilir ise, bu yapıda bir fiziksel katman
olduğu açıktır. Fiziksel katmanı oluşturan temel öğeler beyin, beyincik, omurilik,
gangliyonlar, nöronlar, aksonlar ve miyelin hücreleridir. Bu fiziksel katmanda
elektriksel ve kimyasal sinyaller iletilmektedir.
Fiziksel katman üzerinde katmanlı bir yapı var olup
olmadığı, var ise kaç katman olduğu, katmanların işlevlerinin ve katmanlar
arasındaki servis ilişkilerinin neler olduğu günümüzdeki açık sorulardır. Acaba
katmanlar arasında belirli protokoller var mıdır? Bu protokollerin özellikleri ve
karmaşıklıkları nelerdir? Katman başına kaç protokol vardır? Protokollerin
işleyişi, örneğin zamanlaması ve güvenilirliği nasıldır? Tüm bu sorulara cevap
vermek için henüz çok erkendir.
Bilgisayar ağlarında tekrar ediciler (repeaters) fiziksel
katmanda çalışmakta, sinyal gücünü arttırarak sinyalin uzun bir mesafeye
taşınmasını sağlamaktadır. Çünkü hat üzerindeki kayıplar dolayısıyla sinyal
gücü zayıflamaktadır. Bunlara iki yönlü amplifikatörler olarak bakılabilir. Beyin
ve sinir sisteminde ise tekrar edicilere benzer yapıları miyelin hücreleri (Schwann
hücreleri) ve aksonlar oluşturmaktadır. Miyelin hücrelerine bir cins dağıtık
tekrarlayıcılar gözüyle de bakılabilir.
Bilgisayar ağlarında köprüler (bridges) veri bağı
katmanında çalışmakta, veri çerçevelerinin veri bağı katmanındaki adresler
açısından filitrelenmesini ve akışının denetlenmesini sağlamaktadır. Beyin ve
sinir sisteminde benzer yapıları gangliyonlar ve nöronlar oluşturmaktadır.
Gangliyonlar aksiyon potansiyellerinin bir cins dağıtım ya da anahtarlama
merkezleridir. Yol atayıcılar (routers) ağ katmanında çalışmakta ve veri
paketlerinin ağ katmanındaki adresler açısından filitrelenmesini ve akışının
denetlenmesini sağlamaktadır. Beyin ve sinir sisteminde benzer yapıları yine
gangliyonlar ve nöronların oluşturmakta olduğu düşünülebilir. Fakat katmanlı bir
yapının var olup olmadığı bilinmediğinden aradaki farklar tam olarak açık
değildir.
- Karmaşıklık
Ölçüt olarak karmaşıklığı daha iyi bilinen bir
bilgisayar ağı olan internet’in karmaşıklığı göz önüne alınabilir. İnternet
günümüzün en karmaşık bilgisayar ağı ya da bilgisayar ağları federasyonudur.
İnternet’te milyonlarca kullanıcı, milyonlarca adreslenebilir bilgisayar veya ağ
cihazı bulunmaktadır. Veri sinyallerinin iletim hızı 200,000-300,000 km/sn, verinin
iletim hızı 10,000-100,000,000 b/sn (ikili/saniye) aralığındadır. Kullanıcıların
ya da bilgisayarların aynı anda bağlantı yapabilecekleri bilgisayar sayısı
onlu/yüzlü sayılar seviyesindedir. Bilgi saklama kapasitesi, bellek kapasitesi olarak
giga/tera sekizli seviyesindedir.
Beyin ve sinir sistemine bakılacak olursa en karmaşık
iletişim/denetleme sistemlerinden biri olduğu söylenebilir. Sinir sisteminde toplam
olarak bir ila on milyar nöron olduğu varsayılmaktadır. Veri sinyallerinin iletim
hızı azami 100 m/sn civarındadır ve ışık hızının çok altındadır. Saniyede
gönderilebilen ikili olarak veri iletim hızını belirtmek henüz olası değildir.
Denetlenen hücre ve nöron sayısı ve bunların artış hızı gelişme çağında çok
yüksektir, ergenlikte belki bir süre sabit kalmaktadır ve daha sonra yaşlandıkça
azalmaktadır. Toplam sayıların evrim sebebiyle artıp artmadığı tartışma
konusudur. Nöronların aynı anda bağlantı yapabilecekleri nöronların sayısı
onbinli sayılar seviyesindedir. Bellek kapasitesinin canlılar arasında farklılıklar
gösterdiğini, fakat bir bilgisayarda olduğu gibi kesin değerlerle henüz
ölçülemediğini belirtebiliriz.Tüm bu karmaşıklık karşılaştırmalarında,
farklı ölçütler kullanıldığında farklı sonuçlar elde edildiği açıktır.
Beyin ve sinir sisteminin tüm özelliklerinin, iç
yapısının ve nasıl çalıştığının günümüzde tam olarak bilinmemesi sağlıklı
bir karşılaştırma yapmada sorunlar doğurmaktadır. Diğer taraftan, bilgisayarlar ve
bilgisayar ağları belirli bir evrim içinde insanlar tarafından tasarlanmakta,
üretilmekte ve çalıştırılmaktadır. Dolayısıyla en ince detaylarına kadar
bilinmektedir. Benzer bir detay bilgi artışı beyin ve sinir sisteminde de
sağlandığında çok daha sağlıklı bir karşılaştırma yapma mümkün
olabilecektir.
|