Denizin İnsan Yaşamındaki Yeri ve Önemi
Savaşlardan
sonra, özellikle denizlerde ulaşım ağının artmış, insanoğlu denizlere ve iç
sulara geleceğin güvencesi olarak bakmayı öğrenmiştir. Büyük dünya savaşlarını
yaşayan ve savaş sonrası açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalan insanlık, bir
taraftan artan dünya nufusu ve gelişen teknoloji ile
birlikte yeni sorunların sahibi olurken diğer taraftan da içinde bulundukları gaflet
uykusu ile denizlerin ve iç suların kirlenmesini, bunların doğurduğu sorunların büyümesini görmezlikten gelmiştir. Bu
vurdumduymazlık ve gaflet uykusu yüzünden denizlerde
15 – 20 yıl önce başlayan hızlı kirlenme sebebiyle elde edilen su ürünleri
miktarı, büyüyen dünya nufusuna orantılı olarak büyük azalma göstermiştir.
Ülkelerin biraz
daha fazla su ürünleri elde edebilmeleri için aşırı ve bilinçsiz avcılıkların
yanısıra birbirlerinin sularını ihlal eder druma gelmeleri ve hatta
bu konuda ülkeler arası soğuk savaşların başlaması aşamasına vardıkları
gözlenmektedir. Oysa denizler insanlığın ortak malı olmalıdır ve su
ürünleri ülkeler arasında aynı oranda paylaşılmalıdır. Ancak 1940 ve 1950 ’
lerden sonra oluşturulan milletler arası deniz hukuku ile milletler arası ilan
edilen sahaların dışında bu konunun uygulanmadığı açıkça görülmektedir.
Belirli bir eko-sistem içinde
yer alan toplumlar, kullandıkları üretim teknolojisi sonucu eko dengeyi tahrip etmekte,
kısa dönemde geçimlerini sağlama endişesi içinde, uzun vadede geleceğin birçok
imkanlarını yok etmektedir.
Kirlenmenin en uygun olduğu
deniz ortamı, insanlığın gelecekteki besin deposu olma özelliğini hızla kaybetmektedir. Denizlerin biyolojik olarak
gelecek için olduğu kadar bugün içinde tehlikelidir. Kirlilik besin zinciri boyunca yürümekte ve insan dahil bütün canlılara
zarar vermektedir…
Yaşam ve Ekonomi
Denizler, çok
güçlü mikroskoplar altında bile güç görünebilen canlılarda, ağırlıgı 100 tona
yaklaşan dev memelilere kadar binlerce canlıyı bünyesinde barındırır. Dünya
nufusunun hızla artması karşısında yeni
besin kaynaklarına yönelen insanoğlu, denizlerden daha çok yararlanma amacıyla son
yıllarda araştırma çalışmalarını yoğunlaştırmıştır.
Bir yandan çok büyük bir
besin gücü, öte yandan zengin mineral maddeleri ve enerji kaynağını bünyesinde
barındıran denizler, ekonomik yönden
giderek önem kazanmakta, oldukça ayrıntılı bilimsel çalışmalara sahne olmaktadır, özellikle deniz alanlarındaki
petrol ve doğalgaz araştırma çalışmalarına son yıllarda büyük hız ve önem de
verilmiştir…
Deniz Kirliliği Nedir?
Denizdeki biyolojik hayatın verimliliği ve sürekliliği
suda oksijen ve ısı miktarı ile su ısısına bağlıdır. Bu üç fiziki kısmı
belirleyen en kritik kısım ise yüzeyin ilk milimetreleridir. Bu bölgenin önemini şu
şekilde açıklayabiliriz.
a-Suda oksijenin büyük çoğunluğu direkt
olarak atmosferden gelir. Atmosferdeki oksijen miktarının sudan daha fazla olması
nedeni ile aheste aheste atmosferdeki oksijen deniz suyu içinde çözülür ve
akıntılar sayesinde denizin farklı derinliklerine dağılır. Bu atmosfer ile deniz
arasındaki oksijen değişimi ise deniz yüzeyinde gerçekleşir.
b-Sudaki besin zincirinin en alt tabakası
olan zooplanktonlar ve phitoplanktonlar fotosentez ile beslenir. Fotosentez için en
gerekli öğelerden birisi ise güneş ışığıdır. Denize giren güneş ışığının
önüne ne kadar az bariyer çıkarsa,güneş ışığı daha derine inebilir. Yani deniz
yüzeyi ne kadar berrak ve temiz ise güneş ışığı da o kadar derin bölgeye
ulaşabilir.
c-Deniz suyu sıcaklığı da eko-denge açısından çok önemli bir unsurdur.
Deniz suyu ısısını hemgüneş ışığından hem de atmosferden alır. Atmosferle
temas eden deniz yüzeyi atmosferin ısısını emer. Bu ısı alışverişinin miktarı ise deniz yüzeyinin ilk
milimetrelerindeki temizliğe bağlıdır. Denizlerdeki kirlenme en yoğun deniz
yüzeyinde görülür. Yukarıda açıklanan nedenlerle bu bölgede görülen aşırı
kirlenme denizlerin soğuma kapasitesini zayıflatmakta,hava ve güneş ile temas etmeyen
denizde eko-denge bozulmaktadır.
Böylece denizlerin gelecekteki potansiyeli yitirilmektedir.
Deniz Kirliliğine Neden Olan
Unsurların Sınıflandırlıması
A-Denizin Havadan Kirlenmesi
Hava taşıtlarının yağlı
atıkları genelde açık denize dökülmektedir. Ancak bu atıkların neden olduğu
zararlar henüz çok önemli boyutlara ulaşmamıştır. Bu soruna en kısa sürede
çözüm bulunacağı umulmaktadır.
Denizin havadan kirlenmesinin
en önemli nedeni ise sanayiler veya konutlar tarafından oluşturulan hava kirliliğidir.
Atmosfere bırakılan zehirli gazlar ve moleküller -kükürt gibi-asit yağmuru şeklinde
deniz ve tatlı sularımıza karışmaktadır. Asit yağmuru,yağmurun atmosferden
geçerken karşılaştığı gazlarla tepkimeye girerek bu doğa açısından zararlı
olan molekülleri yeryüzüne geri indirmesidir.
B-Denizlerin Denizden Kirlenmesi
Deniz
kirliliğine neden olan en önemli maddelerden biride akaryakıttır. Denizlere akaryakıt
sürekli olarak gemilerdeki kaçaklardan girmektedir. Bu kaçaklar az miktarda oldukları
için genelde eko sistemde çok ciddi bir soruna yol açmazlar. Henüz daha çok iyi
bilinmeyen bir bakteri tarafından bu az miktardaki petrol zararsız hale getirilebilir.
Asıl sorun deniz kazalarının sonucu büyük miktarlarda denize dökülen akaryakıttan
kaynaklanır. Bu kazaların en bilineni 24 Mart 1989'da Alaska'da Prince William Sound'da
meydana gelen Exxon Valdez kazasıdır. Bu kazada 10 milyon galonluk ham petrol okyanusa
dokunulmuştur. Bu kazada dagözlendiği gibi büyük miktarlardaki akaryakıtın
denizlere dökülmesindeki en büyük sorun kıyılarda
görülmektedir. Sahil yüzeyini kaplayan
petrol kum ve taşlarla yaşayan midye gibi deniz canlılarının oksijene ulaş-masına
imkansızlaştırdığı için toplu ölümlere neden olur. Deniz yüzeyini kalın bir
tabaka halinde kaplayan petrol denizle atmosfer arasındaki oksijen alışverişini
engellediği için de deniz eko-sisteminde sorunlara yol açar. Ayrıca toksin özelliği
olan petrol toplu balık ölümlerine neden olur. Yüksek miktarda petrol sindiren
balıklar,kendileri ölmese bile besin zincirindeki bir üst canlı-deniz memelileri,deniz
kuşları ve insanlar tarafından yenildiğinde bu canlıda da zehirlenmeye hatta ölüme
neden olurlar. Exxon Valdez olayının Türkiye'deki bir benzeri de 1979 yılında
İstanbul Limanında patlayan Indepentenda tankeridir. Bu tankın taşıdığı
petrolİstanbul Boğazından başlayarak Marmara Denizi'nin büyük bir kısmına
yayılmıştır. Bu kazayı takiben de Marmara Denizi'nde büyük miktarlarda balık
ölümü gözlenmiştir.
C-Denizlerin Karadan Kirlenmesi
Karadan denize dökülen atıkları iki başlıkta
toplamak mümkündür : domestik atıklar ve sanayi atıkları.Domestik atıklar daha çok
arıtılmaksızın denizlere dökülen kanalizasyon sularıdır. Bu kanalizasyon suları
organik madde içerirler. Bu organik maddeler suda bakteriler tarafından kuşatılır ,
kararlı ve zararsız inorganik bileşik haline dönüştürürler. Bu işlemi yapan
bakteriler çoğunlukla aerob bakterilerdir ve sudaki oksijeni kullanırlar . Ancak suda
ne kadar çok organik madde varsa bu bakterilerin sayıları da o kadar artar ve
dolayısıyla sudaki oksijen miktarı da o kadar azalır . Bu tarz kirliliğin çok uç
olduğu bölgelerde sudaki bütün oksijenin tükendiği , dolayısıyla toplu balık
ölümleri gözlenmiştir . Oksijenin olmadığı sularda tek yaşayabilen bakteriler
canlı anaerob bakterilerdir . Anaerob bakteriler artık olarak sülfür ürettikleri
için suda çok kötü bir kokuya neden olurlar . Bu tarz bir kirlenmenin sonuçlarının
Türkiye’ deki en iyi örneği Haliç’tir. Sudaki bütün oksijenin bitmesiyle
çoğalan anaerob bakteriler Haliç’in o bildiğimiz kokusuna neden olmuştur. Su kirliliğine neden olan en önemli sanayi
dalları , kağıt , kimya , petrol ve demir çeliktir. Bu sanayilerin deniz sularına
attığı çözülebilen tuzlar , gazlar ve kimyasal maddeler organik moleküllerin
arıtıldığı gibi doğal yollarla arıtılamazlar . Bu sanayi atıkları ayrıca
kadmiyum , cıva ve kurşun gibi zehirli metaller de içerirler.
Sanayi tesislerinden denize
verilen atıklar da , yarattıkları kirlilik
nedeniyle tüm dünyada önemle tartışılmaktadır. Üretim teknolojisinin bir sonucu
olarak , kullanılan kimyevi maddeler deniz ortamını hızla bozmaktadırlar. Gelişmiş
ülkelerde daha yoğun yaşanan bu sorun , bütün ülkeleri etkileyerek zarara sebep
olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde , temiz sanayiler kurarken , diğer yandan kirli
sanayileri gelişmekte olan ülkelere aktarmaya çalışmaktadırlar. Teknoloji ve yer
seçimi son yıllarda her zamankinden büyük önem kazanmıştır. Sanayi atıklarının
çevreye verdiği zarar , sanayilerin ekonomiye yaptıkları katkıların bir kısmını
getirmektedir. Karlılık hesaplarına bu zararlar dahil edilmelidir. Tesisin kuruluş
aşamasında , verimlilik hesaplarına , çevrenin nitelikleri de dahil edilip , yer ve
teknoloji seçimi konusunda yeterli dikkat ve özen gösterildiği takdirde , ekonomik ve
toplumsal maliyeti asgariye indirmek ve karlılığı azamiye çıkarmak konusundaki
çalışmalar başarıya ulaşacaktır.
Deniz kıyılarında kurulu
termik ve nükleer enerji santralleri , deniz ekosisteminde dengesizliklere yol açtığı
kanıtlanmış bir olgudur . Enerji santralleri çevresinde , konderserlerin soğutma
suyunun devamlı olarak boşaltılması yüzünden deniz suyu ısısı yükselmekte ve
ortamın doğal karakterin bozulmasına neden olmaktadır . Böylece , bölgede eko-denge
yok olmakta ve bu da pek çok canlının kaybolmasına yol açmaktadır .
Isının yüksek olduğu bu
ortamda , yosun türü bazı bitkiler hızla çoğalmaktadır . Deniz , akarsu ve
göllerdekien belirgin kirlenme çeşitlerinden biri de işte bu aşırı üretim yani
ötrofikasyondur .Suyun, yeşil ve bulanık bir renge dönüşmesine , kıyılarda yosun
birikmesine yol açar. Aşırı ötrofikasyon durumunda , çok büyük miktarlarda yosun
üremesi ve bu yosunların dibe çöküp ayrışması sonucu , dip sularında oksijen
tükenir ve hidrojen sülfit gazı ortaya çıkar .
Akarsularda ve çoğu
denizlerde sular sürekli karıştığı için , ötrofikasyon olayı genellikle hidrojen
sülfit gazının çıkmasıyla sonuçlanmaz. Ancak Baltık Denizi gibi yarı kapalı ve
özel yapısı nedeniyle suların fazla karışmadığı denizlerde ve önemli
kanalizasyon girdisi olan çoğu körfez (İzmit Körfezi) ve göllerde ötrofikasyon ; su
ürünleri , turizm ve rekreasyon değerlerinin yitirilmesi ile sonuçlanan önemli bir
ekonomik sorun ortaya çıkar.
Türkiye’de ötrofikasyonun
en iyi örneklerinden biri Köyceğiz Dalyan Gölü’nde görülür. Uzunca bir kanalla
Ege’ye bağlanan Köyceğiz Gölü’nün 30 metreye kadar varan dip suları tuzlu ;
yüzey suları ise tatlıdır .Tarım alanlarından , yörenin kasaba ve köylerinin evsel
atıklarından göle eklenen organik atıklar besleyici tuzlar nedeniyle , ciddi bir
ötrofikasyon problemi ortaya çıkmıştır . Ege ile su alışverişinin hemen hemen
hiç olmayışı ve gölün yıllık tatlı su girdisinin azlığı nedeniyle gölün
sularını kendi kendini yenileme kapasitesi azdır.
Besleyici tuzların gölü zenginleştirmesiyle artan alg (yosun) üretimi ve bu
alglerinde dibe çöküp dipteki oksijen tüketilmektedir. Dolayısıyla dipte hidrojen
sülfit gazı birikmektedir. Bu zehirli gaz da suyun kaynaşması ile zaman zaman yüzeye
çıkarak hem kötü kokuların yayılmasına , hem de Köyceğiz Gölü’nde balık
ölümüne neden olmaktadır. Köyceğiz Gölü’ndeki ötrofikasyon sorunu çözümü
için ya giren sudaki fosfat konsantrasyonu azaltılmalı ya da suyun gölde kalış
süresi kısaltılmalıdır. Köyceğiz Gölü’nün su girdi ve akıntısını
değiştirmek çok zor ve masraflı olacağı için , yapılması gereken göle giren
fosfat konsantrasyonunu azalymak olacaktır. Uzun vadede Köyceğiz Gölü’ndeki
akıntının değiştirilmesi de Ege’de artan bir kirliliğe sebebiyet verir.
Tarımda kullanılan zehirli
ilaçların , topraktan sulara karışarak denizlere , bu tür maddelerin çok
kullanıldığı günümüzde,denizlerde tarımsal kökenli bir kirliliğin gündeme
gelmesine neden olmaktadır .
Örnek olarak Doğu
Akdeniz’in tarım ilaçlarıyla kirlenmekte olan bir deniz olarak nitelendirilmesi
verilebilir . Bu zehirli maddeler , balıkların vücudunda depolanarak , insanların
besin zincirine girmektedir. Bunu iki başlık altında inceleyebiliriz.

1) Biyolojik Birikimi Olmayan Maddeler
Bazı kirletici maddeler besin
zincirinde birikirler , bazıları ise birikmezler . Bu iki grup madde arasında genel bir
ayırım yapmak gerekir . Cansız çevreye çeşitli yollarla eklenen sentetik( insan
yapısı ) maddeler ve diğer kirleticiler , çoğu kez havada ve suda iyice seyreltilerek
organizmalara zarar vermeyecek düzeylere erişirler . Pek çok kirletici madde , ya
ortamdaki urkroskobik ayrıştırıcı organizmaların etkisiyle ya da ortamda doğal
olarak yer alan fiziksel ve kimyasal işlemler sonucu zararsız veya daha az zararlı bir
şekle çevrilir . Örneğin azotlu gübre fabrikalarından yan ürün olarak çıkan ve
zehirli bir madde olan amonyak , suda okside olur ; nitrik ve nitratlara dönüşerek
kısa zamanda zehirli olmayan bir şekle gelir . Bazı kirleticiler ise , ne ortamda
seyreltilerek düşük yoğunluklara ulaşabilir ne de doğal yahut biyolojik yollarla
zararsız maddelere ayrıştırılabilir . Bu tür maddelerin besin zincirerinin değişik
halkalarında bulunan tüketicilerin dokularında biriktiği görülür . Bazı
kirleticilerin hava , su ve toprakta düşük miktarlarda bulunsalar bile , tüketicilerde
giderek artan yoğunluklarda bulunması olayına biyolojik birikim denir .
Biyolojik olarak biriktirilen
maddelerin başlıcaları DDT , PBC gibi sentetik organik kimyasallar , bazı radyoaktif
maddeler ve bazı ağır metallerdir .
DDT ve türevi olan klorürlü hidrokarbonlar
cinsinden tarım ilaçlarının önemi , ekosistemlerde çok uzun süre kalma ve
yayılabilme özelliklerinden gelir . Ortamda çok uzun süre ayrışmadan kalan bu
dayanıklı tarım ilaçları , sonunda çeşitli yollardan sulara karışır ; nehirlerle
ve deniz akıntılarıyla çok geniş alanlara yayılırlar.
Türkiye denizlerinde yapılan
çalışmalarda DDT ve benzeri tarım ilaçlarının deniz balıklarında biriktiği
gözlenmiştir. Analizler sonucu elde edilen veriler ışığında , Karadeniz’in konu
hidrokarbon insektisidleriyle kirlenmekte olduğu görülmüştür. Bunun da nedeni , DDT
ve benzeri zehirlerin yağdan çözünme özelliği taşımasıdır.
Genel bir ekolojik kural olarak
, çeşitli zehirli maddeler ; Baltık , Karadeniz ,Akdeniz gibi iç denizlerde,
okyanuslardan daha yüksek konsantrasyonlara ulaşmaktadır.
2) Biyolojik Birikimi Görülen
Maddeler
Deniz kirlenmesinde gemilerin
payının önemi , büyük tankerlerin , kazalar ve karaya oturmaları nedeni ile denize
dökülen ham petrol ve türlerinin deniz yüzeyine yayılarak sebep oldukları
kirlenmelerin boyutları sayesinde anlaşılmıştır. Dünya deniz taşımacılığının
%60’ı petrol nakliyatından oluşmaktadır. Bu tür nakliyatın özelliği gereği ,
taşınan yükün tamamı boşaltılamamakta , bir miktar artık tankların dibinde
kalmaktadır. Tankerler, balastların %20’sini yarış limanı açıklarında denize
basmakta ve kirlenmeye neden olmaktadırlar.
Denizin Kirliliğine Sebep olan Etmenler
Günümüzde
hızlı nüfus artışı ve endüstrinin gelişimi beraberinde doğanında hızlı bir
şekilde kirletilmesi sonucunu doğurmaktadır.İnsan ve yaşadığı çevre arasındaki
ilişkiler ekoloji biliminin araştırma konuları arasındadır.Ekoloji bilimi içinde
doğadaki canlı varlıklar ile onların çevreleri arasındaki dengeyi doğrudan yada dolaylı etkileyen unsurlar
incelenmektedir.İnsanlar sadece denizlerin ya da genel anlamda suların değil,soluduğu
havanın, üzerinde yaşadığı toprağın da kirlenmesini de içine alan bir çevre
kirliliği ile karşı karşıyadır.
Deniz kirlenmesini genel
olarak suların kirlenmesi şeklinde değerlendirebiliriz.
Başlıca Kirlenme Sebepleri:
1. Tarımsal
faaliyetlerin sonucu
2. Toprak
erozyonundan(doğal kayma veya yapay olgular sonucu)
3. Bitkilerin
çürümesinden kaynaklanan kirlenmeler
4. Hayvansal
artıklar
5. Tarımsal
mücadele ilaçlarından kirlenmeler
6. Endüstriden
kaynaklanan kirlilikler
7. Kimyasal
kirlilikler
8. Fizyolojik
kirlilikler
9. Biyolojik
kirlilikler
10.Atmosferik kirlenmeler
11.Zehirli varil veya
tehlikeli atıkların gizli gizli gömülmesi veya atılmasından kaynaklanan kirlenmeler
12.Yerleşim
alanlarından gelen kirlenmeler
13.Rüzgar
tesiri ile taşınanlar
14.Ulaşım
ile(toprak ve su-yeşil örtü kirlilikleri
15.Endüstri ve evsel atıkların(lağım),dere,göl,gölet
ve yüzey sularına direkt bırakılması ile
16.Bulaşıcı hastalıklı iğne ve kan-irin
torbalarının sulara atılması ile uzak mesafelere kirliliğin
taşınma
olayı
17.Dış kaynaklı kirliliklerin sularla değişik yönlere
yayılması
18.Katı çöplerin ham sulara bırakılması ile eriyik
oksijen miktarlarının aşırı şekilde yok edilmesi ve suyun oksijensiz kalması sonucu
gibi başlıklar halinde özetlemek mümkündür.
 |
Denizin Kirlenmesine
Yol Açan Kaynaklar |
Su doğal durumda pek çok çözünmüş
madde,parçacık ve canlı organizma içerir.Evlerde ve sanayide kullanılan suya
çeşitli kimyasal maddeler de karışmıştır.Sulara karışan atıklar çok
çeşitlilik gösterse de, başlıca inorganik bileşenleri şunlardır:
Sodyum,kalsiyum,magnezyumklorür,nitrat,nitrikbikarbonat,sülfat,fosfat.Zararlı organik
bileşikler ise çok çeşitlidir ve tümü bilinememektedir.Buna karşılık belirlenmiş
olanları,böcek ilaçları,deterjanlar,fenollu maddeler ve karboksilli asitlerdir.Organik
ve ısıl atıklar gibi çeşitli kirleticilerin zararlı etkileri doğal süreçlerle
ortadan kalkabilir ya da azalabilir.
Suları kirleten
etkenleri etki dereceleri ve önemlerine göre sıralayacak olursak ilk
sırayı,evlerden,ticaret ve sanayi kuruluşlarından kaynaklanan kanalizasyon atıkları
alır.Sulardaki organik atıkların başlıca kaynağı kanalizasyon sistemleridir. Su da
çok büyük miktarlarda yoğunlaşmadıkları sürece bu maddeler ,bakteriler ve öteki
organizmalar tarafından kararlı inorganik maddelere dönüştürülebilir. Bu kendi
kendini arıtma süreci sudaki oksijenin
yardımıyla gerçekleşir.Fakat, eğer organik madde miktarı çok fazlaysa , yeterli
oksijen olmadan arıtım kötü kokulara yol açabilir.
Sanayiinin hızlı
ilerlemesiyle bir dizi kirleticiler kanalizasyon atıklarını aşan sanayi atıkları
ortaya çıkarmıştır.Özellikle, kağıt,kimya,petrol ve demir-çelik su kirliliğinde
en önemli rol oynayan sanayilerdir.
Plastik üretiminde kullanılan
poliklorodifenil,insan,hayvan ve bitki yaşamı için büyük tehlike oluşturmaktadır.Bu
madde canlı hücrelerde birikip, besin zinciri içinde yoğunlaştığından, insana
gelinceye kadar birikimi tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır.Tarım ilaçları, böcek
öldürücüler ve kimyasal gübreler de suların kirlenmesinde etkilidirler.
Enerji santralleri de yoğunlaştırma/ soğutma amaçlı
olarak doğal kaynaktan aldığı suyu sıcaklığı artmış olarak kaynağa geri
boşaltır.Bu ısıl kirlenme sonucunda biyolojik ve kimyasal tepkimeler hızlanır ve
çözülmüş oksijen miktarı hızla artar.Suyun sıcaklığı, balıkların yaşamasına
olanak vermeyecek düzeye yükselebilir; bu durum , zararlı alglerin gelişmesine de
ortam hazırlayarak besleyici madde artıkları , deterjan, kimyasal gübre ve insan
atıkları gibi kirleticilerin etkisini çoğaltır. Sonuçta atık ısı göllerdeki
ötrofikasyonu- fosfat kirliliğini- hızlandırır.
Su önemli bir
taşıyıcıdır.Tarım artıkları ırmaklardaki kanalizasyon sularıyla ve sanayi
artıklarıyla birleşirler.Bazı organik kirleticiler ırmak yatağına çökerek bir
çamur örtüsü oluştururlar. Ancak artıkların çoğu , ırmak sularıyla göllere ,
sığ denizlere ve koylara taşınırlar. Söz konusu yörelerin en verimli sular
olmasına karşılık, deniz akıntılarına açık olmayan alanlarda balıklar ve deniz
canlıları büyük ölçüde zarar görürler.
Günümüzde insanoğlu derin
denizleri bir çöplük olarak kullanmaktadır. Tankerlerin boyu ve hızı arttıkça
yoğun deniz trafiği yüzünden kazalar sıklaşmakta, dolayısıyla kirlenme tehlikeli
boyutlara ulaşmaktadır. Denizaltında bulunan madenlerin işletmeye açılması, petrol
kuyularının çalıştırılması, çeşitli bölgelere yeni kirlenme sorunları ortaya
çıkmaktadır.Ulaşım kolaylığı bakımından petrol depolama tesisleri genellikle
deniz kıyılarına ,limanlara yakın yerlere kurulmaktadır.Petrol arama kulelerindeki
patlamalar da kıyılarda kirliliğe yol açabilmektedir.Tankerlerdeki ve petrol arama
platformlarındaki kazalar,deniz yüzeyinde petrol örtülerinin oluşmasına neden
olur.Böylece biyolojik özelliği değişen,olumsuz yönde etkilenen sularda canlı
yaşam zarar görür.Denizlerin kirlenmesinde ve su canlılarının yaşamlarının tehdit altında olmasında petrol atıkları çok
büyük öneme sahiptir.Bütün ham petrol ve türevleri deniz canlıları üzerinde
zehirleyici etki gösterir.Tek hücreli bitkisel canlılar (fitoplanktonlar) çok
hassastırlar.Çok düşük oranlardaki petrol bile onların ölümüne yol
açmaktadır.Besin zincirinin ilk halkası olan bu canlıların ölümü bunları yiyerek
yaşamını sürdüren ikinci halkadaki canlıların ve daha sonrada balıkların
ölümlerine doğru gitmektedir.Atık petrolün oluşturduğu yağ tabakası da deniz
kuşları için ölüm habercisidir.
Rafineriler gibi kimya sanayii
kuruluşları , sıvı atıklarını doğrudan doğruya ırmaklara oradan da denizlere
aktararak kirlenmeye yol açarlar( Türkiye’de Batman ve Kırıkkale Petrol Rafineleri
dışında diğer bütün rafineriler deniz kıyısında kurulmuşlardır).Kırıkkale’
de bulunan Orta Anadolu Petrol Rafinerisi de Kızılırmak yakınındadır. Kıyıya
yaklaşan petrol tankerlerinden kaza sonucu dökülen petrol kıyı sularını büyük
ölçüde kirletir.
Denizlerdeki kirlenmenin en
büyük etkenlerinden biri , sanayi atık ve artıkların genellikle hiçbir arıtma
işleminden geçirilmeden ırmaklara boşaltılmasıdır.Irmakların sularında gübre,
işlem görmüş ya da görmemiş kanalizasyon , azot veya fosfat bileşikleri gibi ağır
ve zehirli kimyasal maddeler , kadmiyum , civa ve kurşun gibi zehirli metaller , maden
yataklarının bu atıklarda bu maddelerin ne ölçüde zararlı olduğu tam bilinememekle
birlikte , büyük miktarda civa içeren sulardan avlanan balık ve benzeri ürünleri
yiyen kişilerde ölüm olaylarına ve sinir sisteminde kalıcı bozukluklara
rastlanmaktadır.
Ayrıca , sudaki asılı
parçacıklar , öteki maddeleri soğutarak bakteri gelişimine ve başta DDT gibi böcek
öldürücüler olmak üzere , pek çok zararlı maddenin dip çamurlarında
(sedimentlerde) çökelmesine yol açar.Bütün bunlar zehirli planktonların
çoğalmasına ve deniz suyunda oksijen yüzdesinin tehlikeli oranda azalmasına yol
açmaktadır.
Özetleyecek olursak;denizler
evsel,tarımsal ve endistürüyel sebeplerle hızlı bir şekilde kirletilmektedir.
Organik ve in organik atıkların oluşturduğu asılı tanecik tabakaları güneş
ışığının derin sulara ulaşmasını engelleyerek canlıların yaşamasını
tehlikeye düşürür.
|