Türkiye'nin Bilgi Bankası :: bilgidünyasi.net :: gurayim.com desteği ile...  

Anasayfa .|. Öneri .|. Linkler
Atatürk
Astronomi
Temel Bilimler
Bilgisayar
Sağlık
Yapay Zeka
Reiki
Elektronik
Medeniyetler
Spor
Çocuk
Öğrenelim
Meraklısına
Oyunlar
Müzik
Bitki Dünyası
Denizler
Meslek Tanımları
Dünyanın 7 Harikası
Hayvanlar Alemi
Çanakkale Savaşları
Yayınlar
Origami
Çivi Yazısı
Paraşüt
İlizyon
Şifalı Bitkiler
Dünya Dinleri
Hakkımızda
 kleine Schriftgrosse Schrift

kandil.gif (8667 bytes)


Çanakkale Savaşları

Çanakkale Harbi…

Bu efsanevi harpte yaşananlar kelimelere sığdırılacak kadar kolay olmasa da , elimizdeki kaynakları
fotoğraflarla bütünleştirerek paylaşmak istedik… Bu nasıl bir sevdadır toprağına, insanına duyulan !


AMFİBİ HAREKâTI, DENİZALTILAR, UÇAK GEMİLERİ, SABİT BALONLAR

canakkale.jpg (20502 bytes)

Çanakkale'de Kara, deniz ve hava gücü koordinasyonu;

Çanakkale Harbi her iki safta askerin direnci ve kayıpları nedeniyle destanlaşmış bir savaştı. Bu savaş genellikle dünya tarihinin en engebeli siper savaşı diye bilinir. Oysa Çanakkale Harbi'nin "warfare" yani savaş teknikleri ve yöntemleri açısından başka özellikleri de vardı. Bu denli yoğun bir çıkarma ya da amfibi harekâtı tarihte ilk kez olmaktaydı. İtilaf donanmasının Boğaz'da büyük kayıp vermesi ve kara harekâtının kaçınılmaz olması Gelibolu Yarımadası gibi sarp bir kesime topçu desteğiyle asker çıkarmayı gerektirmişti. Siper savaşları geliştirilmekte olan diğer savaş tekniklerini gölgede bırakmıştı. Denizde denizaltı savaşı her iki tarafın korkulu rüyaları olmuştu. Çanakkale Harbi hava gücünün de sınandığı bir savaş oldu. Uçak gemilerinden sabit balonlara, savaş uçaklarından hava bombardımanlarına hava gücü her yönüyle Çanakkale'de sınav verdi.

Goeben ve Berslau'nun Çanakkale Boğazı'na girdiği 10 Ağustos günü Boğaz İtilaf devletlerince abluka altına alınmıştı. Bu arada Amiral Souchon'un Rus limanlarını bombardımana tutması üzerine İngiliz ve Fransız donanmasına bağlı gemiler kasım ayı başlarında Boğaz girişindeki topçu bataryalarını ateşe tutmuş ve Seddülbahir tabyasını önemli ölçüde hasara uğratmıştı. Keza 13 Aralık 1914'te bir B-11 İngiliz denizaltısı, gizlice Boğaz'a sokularak Kepez Burnu önlerinde, Mesudiye zırhlısını batırmıştı. Bu olay üzerine Nara Burnu hizasına bombalı, mayınlı ağlar gerildi ve denizaltılara karşı önlem alındı.

Bilindiği gibi savaşın ilk evresinde İngilizler Boğaz'ı yalnız donanma ile zorlayıp geçmeyi planlamıştı. Mısır'daki İngiliz güçleri başlangıçta Süveyş kanalı için alıkonmaktayken, 4 Şubat 1915'te Osmanlı kanal saldırısının başarısızlıkla sonuçlanması üzerine 50 bin askerin Çanakkale'ye sevk edilebileceği görüldü. Harekât için Mısır'dan 50 bin asker, İngiltere'den de 29. tümenin Çanakkale'ye kaydırılmasına karar verildi. Bu arada Fransa'dan bir deniz piyade tümeni Selanik'e gönderilmek istenmiş, Yunanistan'ın buna razı olmaması üzerine bu tümen de Çanakkale seferine katılmıştı. Çanakkale Savaşı 19 Şubat günü Fransız ve İngiliz donanmasının Boğaz'ı zorlaması ve girişteki istihkâmları bombardımana tutmasıyla başlamıştı. 12 zırhlı, 18 muhrip, 7 tarama gemisinden oluşan İtilaf devletleri filosu, Seddülbahir ve Kumkale'deki dış savunma hatlarını yoğun top ateşine tuttu. İtilaf donanması iç hatlara doğru ilerlediyse de, gerek iç tahkimatın oldukça güçlü, gerekse Boğaz'ın mayın döşeli oluşu nedeniyle on saat kadar süren saldırı sonuç vermedi ve İtilaf donanması geri çekildi. Bir hafta sonra yeni bir saldırı başladı. Boğaz dış tahkimatı aşıldı ve bir kısım gemi Seddülbahir fenerinin bulunduğu koya girerek demirledi. Bu arada karaya birkaç yüz askerden oluşan bir İngiliz birliği çıkarıldı. Ancak 2 Mart'ta karşı saldırıya geçen Osmanlı birlikleri bunları geri püskürttüler.

İtilaf donanması dış tahkimatın düşüşünden sonra iç tahkimanın da fazla direnemeyeceği kanısındaydı. Ancak Boğaz sırtları on beş gün boyunca topa tutulmasına rağmen sonuç alınamadı. İngiliz savaş kabinesi Boğaz'ın bir an önce geçilmesi için bastırıyordu. Savaş kabinesinin buyruğu doğrultusunda 18 Mart sabahı Çanakkale Boğazı'na genel bir saldırı düzenlenmesi kararlaştırıldı. Bu arada 17'yi 18 Mart'a bağlayan gece Nusret mayın gemisi İtilaf donanmasının güzergâhı üzerine gizlice mayın döşedi.

11wb1o.jpg (76746 bytes)

18 Mart sabahı İtilaf donanması önce mayın tarama gemileri Boğaz'a girdiler. Mayın tarama gemilerinin bir kısmı kıyı bataryasının salvolarıyla batırıldı, diğerleri dağıldı. Fransız Bouvet zırhlısı bir mayına çarparak battı. İngiliz Irresistible ve Inflexible zırhlıları yine mayın nedeniyle hareketsiz kaldılar. Onları kurtarmak için yanaşan Ocean zırhlısı da bir mayına çarpıtı ve kısa sürede sulara gömüldü. Gerek mayınların açtığı tehlike, gerekse kıyı bataryalarının açtığı yoğun ateş karşısında Amiral de Robeck komutasında İtilaf donanması geri çekilmek zorunda kaldı. O kargaşada iki Fransız gemisi, Gaulois ve Suffren zırhlıları da mayına çarparak savaş dışı kaldı.

Salt deniz harekâtının yetersiz olacağı görülmüştü. Kara harekâtı zorunluydu. Boğaz sırtlarındaki sahra topları en az mayınlar kadar etkiliydi. Bu nedenle karadan çıkartma kararı alındı. Saldırıyı yürütecek askeri güçlerin başına İngiliz Generali Sir Hamilton getirildi. İtilaf askerleri İskenderiye'de sıkı bir amfibi eğitimi gördüler. Buradan askeri güçler Limni Adası'nın Mondros limanına kaydırıldı. Plana göre, önce Kumkale'ye bir aldatma saldırısı düzenlenerek Osmanlı birlikleri bu noktaya çekilecek, ardından 75.000 kişilik askeri gücün bir bölümü Kabatepe üzerinden Kilitbahir'e yönelirken, başka bir birlik Seddülbahir'e çıkacaktı. Ertesi gün donanma Boğaz'ı bir kez daha zorlayacak ve iç savunma mevzilerine denizden saldıracaktı.

25 Nisan 1917 günü sabaha karşı çıkarma harekâtı başladı. Kumkale, Beşike ve Bolayır çıkarmaları Osmanlı kuvvetlerini şaşırtmaya yönelik harekattı. Altıncı Fransız sömürge alayı Kumkale çıkarmalarını üslendi. Akşama kadar göğüş göğüse savaşıldı. Kumkale bu arada birkaç kez el değiştirdi. Yenik düşerek buradan çekilen İtilaf kuvvetleri Seddülbahir harekâtına katıldılar. Seddülbahir çıkarması 24-25 Nisan gecesi torpido botlarının bombardımanı ile başladı. Sabah saat beşte çıkarma filosunun Sığındere'den itibaren Seddülbahir bölgesini sarmış olduğu görüldü. Saat altıda duba ve kayıklar sahile yanaştı. Ancak tahrip bombardımanından sonuç alındığını sanan İtilaf güçleri büyük bir sürprizle karşılaştılar. Osmanlı siperlerinden güçlü bir ateş başladı. Çıkarma kayıkları sahile varmadan devriliyor, asker kendini denize atıyordu. Ertuğrul koyu ve Seddülbahir'e çıkmak isteyen İtilaf askeri geri püskürtülmüştü. 26 Nisan sabahı bir kez daha girişimde bulunuldu. Artık savaş süngü savaşına dönüşmüştü. Bir süre sonra bu bölgedeki çarpışmalar siper savaşlarına döndü. İtilaf güçleri savaşın sonuna kadar ne Alçıtepe'yi alabildiler ne de kıyıdan ancak dört kilometre içeride bulunan Kirte köyüne varabildiler.

river_clyde2a.jpg (7657 bytes)

İtilaf güçleri kara gücünün tek başına sonuç alamadığı görmekte gecikmediler. Bu nedenle Arıburnu çıkarması gözetleme balonları ve uçaklarla düzenlenen bombardımanla desteklendi. Osmanlı savunma hatları sürekli döğüldü. Karada tutunan İtilaf güçleri, bir kolu ile Kılıçlıbayırı'na, bir kolu ile de Çataldere doğusundaki sırtlara kadar ilerledi. Çıkarma güçleri yarımadanın en yüksek noktası olan Kocaçimen tepesini hedefliyorlardı. Osmanlı için bu tepenin kaybı bütün Boğaz savunma sisteminin çökmesi anlamına geliyordu. 19. tümen kumandanı Mustafa Kemal Bey Kocaçimen tepesinin İtilaf güçlerinin eline geçmesini engellemek için Conk bayırında mevzilendi. Cephanesi kalmayan erata süngü savaşı emri verdi. Bu arada takviye birlikleri yetişti. İtilaf güçlerinin ilerleyişi durduruldu. Anzaklar büyük zayiat verdiler ve donanma ateşinin koruması altında kıyıyı örten son sırtlarda tutunabildiler. Mustafa Kemal Bey, o günden itibaren Arıburnu kuvvetleri kumandanlığına tayin edildi. 1 Mayıs'ta Osmanlı birlikleri taarruza geçti. Boğaz boğaza kanlı savaşlardan sonra Anzaklar geri çekilmek zorunda kaldılar. İki tarafın askeri, yirmi otuz metre mesafe ile siperlendiler. Bu durum aylarca devam etti. Siperler arasında mesafe yer yer sekiz metreye kadar indi. Birinci siperlerde bulunanlar kısa sürede ölümle kucaklaşıyor, ikinci siperlerde bulunanlar öleceklerini bile bile göz kırpmadan onların yerini alıyorlardı. Bu durum dünya savaş tarihine en yakın mesafe siper savaşları olarak geçti.

İtilaf devletleri hava kuvvetleri savaşın başlangıcından itibaren Çanakkale Savaşı'nda görev üstlenmişti. Bombardımandan bir gün önce, iki kara uçağı ile beş deniz uçağı taşıyan 7000 tonluk Ark Royal uçak gemisi Bozcaada'ya yanaşmıştı. Osmanlı topçu mevzilerini keşif ve tespit etmekle görevli bu uçak gemisi, hava koşulları nedeniyle görevini tam yerine getirememişti. O yıllarda uçaklar ancak uygun hava koşullarında uçuşa çıkabiliyorlardı. Boğaz tahkimatı İngilizlerce bir ölçüde biliniyordu. Savaş öncesi Osmanlı topraklarında bulunan İngiliz deniz heyeti bu bilgilere sahipti. Ayrıca İngiliz ve Fransız kara ve deniz ateşeleri ve Çanakkale'deki İngiliz konsolosu Boğaz'ı birçok kez dolanmıştı. Bu kadrolar Çanakkale Harbi'nde bilfiil görev almış ve harekâtın yönlendirilişinde etkin rol oynamışlardı. Çıkarmada kıyıların keşfi ve çıkarma yerlerinin saptanması en ince noktalarına kadar belirlenmesine karşın, kıyıdaki tahkimat, savunma gücünün miktarı ve yerleri, sahilden içeri doğru arazinin konumu hakkında İtilaf güçleri yeterli bilgiden yoksundu. Savaşın başlangıcında 26 Şubat ve 4 Mart günleri İngiliz deniz bölükleri Boğaz'ın girişinde sahile çıkarılmış, susturulmuş toplar tahrip edilmiş, bir yandan da denize yakın olan sahil ve arazi keşfedilmişti. Bu arada 25 ve 26 Şubat tarihli bombardımanların sonuçları havadan uçaklarla tarassut edilmişti. Osmanlı ordusu bu sırada sürekli hareket ediyor, Boğaz ve dolaylarında yeni batarya mevzileri oluşturuyordu. Bunlar uçaklardan bariz bir şekilde izleniyordu. 7 Mart 1915 günü HMS Queen Elizabeth zırhlısı uçakların tarassutuyla Kilidbahir bataryalarına 15 inçlik doplarıyla endirek ateş açmıştı. Bu ateş etkili olmuşsa da sonuç yeterince izlenemediğinden bu yönden ateş devam etmemişti.

anzac_cove_6a.jpg (20262 bytes)

Çanakkale Harbi'nin savaş tekniği açından bir diğer yeniliği ise mayınlamanın ne denli etkin bir yöntem olduğunu kanıtlamasıydı. 18 Mart günü İtilaf donanmasının genel bir taarruza geçeceğinin anlaşılması üzerine 17/18 Mart gecesi Kepez Burnu yakınında denize elli kadar mayın dökülmüş, 18 Mart sabahı keşfe çıkan İtilaf uçakları bu mayınları görememişlerdi. O yıllarda uçakların uçuş yüksekliği bin metre dolayındaydı ve bu yükseklikten sekiz metre derinliğe kadar mayınların görülebileceği düşünülüyordu. Uçak keşfinde deniz yüzene yakın olanlar fark edilebiliyor, özellikle denizin dalgalı ve çırpıntılı olduğu durumlarda bunlar bile gözden kaçıyordu. Bu nedenle 18 Mart saldırısı bir hezimetle sonuçlanmış, bel bağlanan İngiliz ve Fransız uçaklarının keşif ve tarassut görevlerini yerine getirememeleri sonucu Bouvet, Ocean, Irresistible ve Inflexible zırhlıları torpile çarparak batmışlardı.

Hava gücünün öneminin anlaşılması üzerine 24 Mart günü Binbaşı Samson'un emri altında on sekiz uçaklık bir uçak birliği Bozcaada'ya gelmiş ve adanın kuzey bölgesinde hazırlanan uçak meydanına yerleşmişti. Adaya daha önce de iki Fransız uçağı gelmişti. Binbaşı Samson donanma ile koordineli çalışmaya başlamıştı. Ark Royal uçak gemisi kara uçaklarının da desteğiyle görece serbestiyet kazanmış, Gelibolu ve Biga Yarımadası sahillerini, kimi kez güneye İzmir'e doğru, kimi kez kuzeye Bolayır ve dolaylarındaki bölgeleri keşif ve tarassut etmişti. Ark Royal, Boğaz saldırısı sırasında sürekli İtilaf donanmasına refakat etmiş bu gemideki uçaklar mart ayında İzmir'e doğru, nisan ayında ise Saroz Körfezi'nde uçarak görev yapmışlardı. 15 Nisan 1915'te bu gemiye ait iki uçak Turgutreis zırhlısını bambardımana tutmuştu. Ancak, alınan sonuçtan pek hoşnut olmayan İtilaf donanması bu kez alelacele İngiltere'den Lemanika gemisinin içindeki sabit balonu getirtmişti.

29 Nisan günü kara harekâtı başlamıştı. Çıkarmaya kara, deniz ve hava olmak üzere üç kuvvet katılmıştı. Kara kuvveti İngiliz ve Fransız olarak 80 bin kişi ve 40 batarya top; deniz kuvveti 18 savaş gemisi, 13 kruvazör, 38 muhrip, 1 uçak gemisi, 1 balon gemisi, mayın tarayıcı gemiler ve 108 taşıt gemisi; hava kuvveti ise İngilizlerin 20, Fransızların 8 kara uçağı, Ark Royal'ın 12, ve Fransızların 2 deniz uçağı olmak üzere toplam 42 uçaktan oluşuyordu. Fransız uçakları Kumkale'ye çıkan Fransız kuvvetlerine destek veriyordu. Bozcaada'daki uçaklar ise Settülbahir'de İtilaf güçlerini destekliyordu. Ark Royal gemisindeki uçaklarla Manika gemisinin sabit balonu Arıburnu çıkarmasına iştirak etmişlerdi. Bir deniz uçağı Bolayır ve Saroz Körfezi'ni gözetlemekle görevlendirilmişti. İtilaf güçleri uçaklardan daha iyi sonuç alabilmek için sahile çıktıktan sonra Settülbahir burnuna, kumlar arasında bir uçak meydanı kurmuştu.

Aslında hava harekâtından beklenen sonuç elde edilmemişti. Osmanlı birlikleri sürekli yer değiştiriyor ve bu harekât geceleri, son derece dikkatle yapıldığından havadan da olsa İtilaf güçlerince izlenemiyordu. Bu nedenle uçakların keşif görevleri sınırlı kalıyordu. Etkin olan son kertede uçaklardan çok sabit balonla tarassuttu. İtilaf donanması Manika gemisinin üstünden yükselen sabit balondan gemi ve kara topçusunun ateşini yönlendiriyordu. Beşinci Ordu bunun farkındaydı; komutanlık genel karargâhdan sabit balonla ilgili olarak ivedi önlem alınmasını istiyor ve Osmanlı hava gücünün bu balona saldırmasını öneriyordu.

Çıkarma başladığı sırada Osmanlı'nın Çanakkale'de hava gücü üçü kara, biri de deniz uçağını kapsayan bir uçak bölüğünden oluşuyordu. Bunlar Çanakkale civarında bir meydanda konuşlanmıştı. Bölük müstahkem mevki emrindeydi. Ancak Çanakkale'nin direktiflerine göre hareket ediyordu. Beşinci Ordu'nun emrinde hava birliği yoktu. Bu nedenle çıkarma sırasında savunmaya yönelik olarak hava gücünden yararlanılamadı. Osmanlı hava gücü ise Çanakkale Harbi'nin son kertesine kadar savunma konumunda kaldı. Savaş sırasında Çanakkale'deki Osmanlı uçaklarının sayısı en çok sekiz kara ve bir deniz uçağıydı.

İtilaf kuvvetleri topçu ateşini tanzim ederken ve Osmanlı ordusunun yan ve gerilerini yoğun ateş altında tutarken uçak ve sabit balondan etkin bir şekilde yararlanıyordu. Tarassut büyük ölçüde havadan yapılıyordu. Ancak, tüm bu donanım üstünlüklerine karşın Çanakkale'de İtilaf saldırısı kanlı savaşlardan sonra durdurulmuş, hatta karşı saldırılarla İtilaf güçleri hırpalanmıştı. Bu arada Osmanlı ordusu büyük kayıp vermişti. Arıburnu cephesi kuzey grubu adıyla Esat Paşa'nın, Settülbahir cephesi de güney grubu adıyla Vehip Paşa'nın komutasındaydı. Bir süre sonra Beşinci Ordu birçok tümenle takviye görmüş, Boğaz bölgesi savunması yeniden düzene sokulmuştu.

anzac_cove3a.jpg (19568 bytes)

Çanakkale Harbi'nde savaş tekniği ve yöntemleri açısından bir başka yenilik de denizaltılardı. Nisan ayında altı Alman U-21 denizaltısı Çanakkale bölgesinde faaliyete geçmişti. Bu denizaltı filosu kısa sürede İtilaf donanmasının korkulu rüyasına dönüştü. O güne kadar serbestçe kuzey Ege'de dolaşan İtilaf deniz kuvvetleri aldığı darbelerle kısa sürede serbestisini yitirdi. Hersing adlı Alman denizaltısı 25 Mayıs günü Majestic adlı, iki gün sonra da Triumph adlı zırhlıları torpilleyerek batırdı. Bu gelişme Ark Royal adlı uçak gemisinin Ege sahilleri boyunca dolaşarak keşif görevi sürdürmesini engelledi. Gemi bir ağla korunan İmroz, Kefalo limanda diğer gemilerle birlikte koruma altına alındı. O güne kadar Osmanlı birliklerinin keşif ve tarassutu ile görevli olan Ark Royal bundan böyle İtilaf donanmasının Alman denizaltılarından korunması görevini üstlendi.

Alman denizaltıları savaşın kaderini büyük ölçüde etkiledi. İtilaf donanması bundan böyle sürekli Mondros'ta bulunuyor, ancak Fransız ve İngiliz hafif kruvazörleriyle torpido muhripleri sahil boyunca seyredebiliyordu. Adalarda birçok gözetleme noktası oluşturuldu. İmroz, Bozcaada, Limni, Sakız, Sisam, Midilli ve Rodos adalarına küçük hava meydanları inşa edilmiş ve buralara uçak grupları yerleştirilmişti. Ege adaları bundan böyle kısmen savunmaya yönelik tarassut merkezlerine dönüştürülmüş, gemiler adalardan kalkan uçaklardan alacakları işaretlere göre hareket etmeye başlamıştı. İtilaf devletleri bu yeni strateji doğrultusunda uçak bölüklerini takviye ettiler. Mayısın ilk haftası altı uçaktan oluşan yüzbaşı Sezar komutasında bir Fransız uçak bölüğü Bozcaada'ya geldi. İki Fransız deniz uçağı Portsait'teki kıtalarına döndü. Haziran ayında Fransız hava gücü üç adet M. F. ve yine üç adet Moran parasol uçağı ile desteklendi. Bu birlik savaş sırasında gerek kara, gerekse deniz kuvvetleriyle koordineli bir biçimde etkinliğini sürdürdü.

İngilizler Çanakkale savaşında hava gücünün giderek artan önemini görüyordu. 12 Haziran'da ikinci bir uçak gemisi Midilli'ye geldi. Bu gemide üçü torpil atabilen beş adet uçak vardı. Gemi aynı zamanda Çanakkale İngiliz hava kuvvetleri komutanlığına atanmış olan Albay Sykes'ı getirdi. O güne kadar ayrı ayrı çalışan hava birliklerinin tek komuta merkezinden yönetilmesi amacıyla yöredeki tüm birlikler İmroz Adası Kefalo Limanı yakınlarında bir araya toplandı ve Albay Sykes'ın komutasına verildi. Bu arada Çanakkale'deki İngiliz hava kuvvetlerine İngiltere'den yirmi iki adet uçak daha katıldı. Bozcaada'daki üstte ise yalnız Fransız hava birliği kaldı.

Osmanlı devleti 1914 Ekim sonunda Almanya safında savaşa girdiğinden, henüz savaş yeteneğine sahip bir hava gücü yoktu. Askeri havacılık çok yeniydi. İlk kez Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın komutasında 1911 yılında kurulmuştu. 1912'de Yeşilköy'de bir Hava Uçuş Okulu açılmış, iki pilot öğrenim için Fransa'ya gönderilmişti. Bu arada Fransa'dan birkaç uçak satın alınmış, Fransa ve İngiltere'ye uçak ve balon siparişleri verilmişti. Enver Paşa'nın 3 Ocak 1914'te Harbiye nazırı oluşuyla hava gücü önem kazanmış, Cihan Harbi başlar başlamaz başkomutan vekili sıfatını da taşıyan Enver Paşa Alman Başkomutanlığı'na başvurarak personeliyle birlikte Osmanlı ordusuna iki uçak bölüğü verilmesini istemişti. Bunlar, Suriye ve Kafkaslar'daki orduların emrine verilecekti. Almanya, müttefiki Osmanlı devletine 12 sivil pilot, 32 sivil montör ve 24 Rumpler ve Albatros B uçağı tahsis etti. Sivil uçak personeli gönüllü olarak görev aldı. Grubun başına 1911'den beri Alman hava kuvvetlerinde görev yapan pilot Üsteğmen Serno getirildi.

07gulravo.jpg (79614 bytes)

Yüzbaşı Serno Ocak 1915 sonunda İstanbul'a geldi ve yüzbaşı rütbesiyle Osmanlı ordusuna katıldı. Kurulmakta olan Osmanlı uçak birliklerinin komutanlığına getirildi. Balkanlar'da Romanya ve Bulgaristan'ın tarafsızlığı nedeniyle uçakların sevki zaman almış, ilk dört Alman uçağı ve bir miktar uçak montörü ancak Mart 1915'te yani Çanakkale Harbi başladığı bir evrede Osmanlı topraklarına ulaşabilmişti. Bu uçaklar Osmanlı hava birliklerinin çekirdeğini oluşturdu. Mart ayında Osmanlı topraklarına ulaşan dört uçaktan üçü Çanakkale'ye gönderilmişti. Henüz şubat ayında boğazın Asya yakasında hava alanı hazırlanması için Çanakkale'ye bir ön heyet gelmişti.

Almanya, aynı zamanda hava birliğini düzenlemek üzere bir miktar servis personelini İstanbul'a göndermişti. Donatım ve eğitim merkezi olarak, Yeşilköy'de, o günkü adıyla San Stefano ya da Ayastefanos'ta bir uçak parkı kuruldu. Osmanlı uçak bölükleri için gelen Alman personel Osmanlı üniforması giyiyor ve Osmanlı ordusu bünyesinde yer alıyordu. Savaşın sonunda cephelerde Osmanlı ve Alman personelinden kurulu on altı Osmanlı uçak bölüğü vardı. Osmanlı uçak birliklerinin yanı sıra Osmanlı cephelerinde Alman ordusu hizmetinde kalan uçak birlikleri de vardı. Bunlar Alman üniformasıyla savaşa katıldılar. Çanakkale Harbi başlayınca, Temmuz 1915'te Alman bahriyesi, Çanakkale ve İstanbul boğazlarını savunmak üzere bir Alman deniz uçak müfrezesi kurmuş ve birkaç Alman deniz uçağıyla bunlara ait personeli İstanbul'a göndermişti. Bu müfreze, özel bir komutanlık olarak Osmanlı donanması bünyesinde yer almıştı. Bu birlik Alman deniz makamları tarafından sürekli genişletildi; savaşın sonuna kadar Osmanlı ülkesinde savaştı. Birliğin esas üssü Çanakkale ve İstanbul Boğazı'nın kuzeyinde Anadolukavağı idi. Güneyde ise Mersin zaman zaman geçici olarak kullanılıyordu.

Cihan Harbi yıllarında Almanya destekli Osmanlı hava kuvvetleri 415 uçaktan oluşuyordu. Bunlardan 230'u doğrudan Osmanlı uçak birlikleriydi. 30'u Osmanlı hizmetinde Alman imparatorluk donanmasının deniz uçak bölüğü, 155'i Alman "Paşa" uçak birliğiydi. Çanakkale, İstanbul Boğazları ve Mersin Körfezi'nin denetimi Alman imparatorluk donanmasının deniz uçak bölüğü sahasına giriyordu. Sina, Filistin ve Suriye'yi Alman "Paşa" uçak birlikleri, diğer savaş alanlarını ise Osmanlı uçak birlikleri denetliyordu. İlk Alman hava bölüğü 1916 ilkbaharında geldi. 1917 sonbaharı ve 1918 ilkbaharında bir avcı bölüğü, bir Alman hava komutanlığı karargâhı, bir ordu uçak parkıyla birlikte beş bölük daha gönderildi. Bu birlikler 1916 ve 1917'de Sina ve Filistin için gönderilen Paşa I ve Paşa II sefer kolları bünyesinde yer aldılar.

İtilaf güçlerinin balonla ve uçaklarla yaptıkları tarassutlar sonucu Osmanlı büyük kayıplar vermişti. Osmanlı ordusu uzun süre kara keşifi ile topçu ateşlerini tanzim etti. İtilaf topçusunun üstün ateşi altında keşif görevi çok zor şartlarda gerçekleştirilebiliyordu. Nihayet Osmanlı da hava gücünden yararlanmaya karar verdi. Kilya tepeye sabit bir balon müfrezesi getirildi, hava meydanı yapıldı, tarassuta başlandı. Ancak gerek balonun gerekse hava meydanının düşman uçaklarından korunması gerekiyordu. Temmuz ayında bu yöreye hava saldırılarına karşı seri ateşli sahra bataryaları yerleştirildi. Böylece Boğazlar Umum Komutanlığı emrindeki uçak bölüğünün yanı sıra Gelibolu'nun batısında Galata köyünde Beşinci Ordu'nun emrinde de bir uçak bölüğü oluşturuldu. Bu arada bir sabit balon, düşmanla savaşan birliklerimize keşif hizmeti veriyordu.

İlk elden çıkarmaların sonuç vermemesi, iki tarafın da siperlerde mıhlanıp kalması üzerine İngilizler Anafartalar'a asker çıkarıp Osmanlı ordusunun gerisine düşmeyi ve böylece Gelibolu Yarımadası'nı bölmeye planladılar. 7 Ağustos günü Anafartalar çıkarması başladı. Saldırı kısa sürede durduruldu ve siper savaşına dönüştü. Arıburnu cephesini tutan Esat Paşa karşısında İngilizler büyük kayıp verdiler. Bu arada İtilaf güçlerinin denizaltıları karşı taarruza geçti. Yarımadanın değişik yörelerindeki Osmanlı birlikleri deniz yoluyla takviye ediliyordu. Beşinci Ordu'nun cephane ve diğer temel ihtiyaçları denizden sağlanıyor, hasta ve yaralılar ise yine aynı yoldan İstanbul'a sevk ediliyordu. Marmara'da yoğun bir trafik vardı. İtilaf devletleri bu trafiği kesmek ve Beşinci Ordu'yu cephanesiz ve yiyeceksiz bırakmak amacıyla Marmara'ya denizaltı soktular. İngiliz ve Fransız denizaltıları Boğaz'dan sızmış ve Marmara'daki taşımacılık etkinliklerini vurmaya başlamıştı. Özellikle İngiliz E-11 ve E-14 denizaltıları etkin oluyordu. Bir süre sonra İtilaf hava güçleri de denizaltı saldırılarını desteklemeye başladı. 12 Ağustos günü İngilizlerin Ben-my-Chree uçak gemisi Saroz Körfezi'ne kuzeyden sokuldu ve bu gemiden havalanan uçak Bolayır berzahını aşarak İngilizlerin E-11 denizaltısının torpillemiş olduğu bir Osmanlı gemisine saldırdı. Gemi İnceburun dolayında battı. Marmara iki ucundaki müstahkem boğazlar sayesinde kapalı bir deniz konumundaydı. Ama gizlice giren denizaltılar ve hava gücü sayesinde savaş meydanı olmuştu. Kısa sürede Osmanlı donanması karşı taarruza geçti. Fransızlar dört, İngilizler dokuz denizaltı yitirdi. Marmara denizaltı savaşında Osmanlı donanması da Barbaros Hayrettin zırhlısını, Peleng-i Derya topçekerini, Yarhisar torpidosunu ve birçok küçük gemiyi yitirdi.

suvlo.jpg (76630 bytes)

Marmara denizi tekin olmaktan çıkınca Osmanlı ordusu bu kez karadan asker, silah ve mühimmat sevkıyatına başlamıştı. Demiryoluyla Uzunköprü'ye gelen malzeme Uzunköprü-Bolayır arasını karayoluyla katediyordu. İngilizler kısa bir süre sonra havadan kara güzergâhını sekteye uğratmayı denediler. Karayolu Bulgaristan'ın Ekim 1915'te savaşa girişiyle önem kazanmıştı. İstanbul-Berlin demiryolu üzerinde sahilden 100 kilometre içerdeki Uzunköprü istasyonu hedeflerden biriydi. Diğeri Saroz Körfezi yakınlarındaki Dedeağaç-Selanik demiryolu üzerindeki Firecik iltisak noktasıydı. İngiliz amiralliği Kuleliburgaz köprüsünün bir an önce tahribini istedi. 8 Kasım günü İmroz'dan kalkan bir uçakla, Saroz Körfezi'nde bulunan Ben-my-Chree uçak gemisinden kalkan iki uçaktan oluşan bir filo, köprüyü tahrip etmek üzere hareket etti. Bunlardan İmroz'dan kalkan hedefe ulaşabildi. 13 Kasım günü bu köprüye yeni bir taarruz düzenlendi. Firecik istasyonu ise yine 13 Kasım ve 1 Aralık'ta saldırıya uğradı.

Bulgaristan'ın harbe girmesi ve Sırbistan'ın Almanlar tarafından istilası doğrudan Berlin-İstanbul demiryolu hattının açılması anlamına geliyordu. Almanya'dan topçu cephanesi, uçak ve uçak yedekparçası gelmeye ve ordunun noksanlarının giderilmesine başlamıştı. Uzunköprü önem kazanmış, savunulması kaçınılmaz olmuştu. Düşman uçak filolarının saldırısı karşısında Uzunköprü'de ufak bir birliğin oluşturulması kararlaştırıldı. İlk elden bir savaş uçağı Uzunköprü'ye gönderildi. Bu uçak kısa sürede ikinci bir savaş uçağı ve nihayet bir keşif uçağı ile takviye edilecekti. Uçaklar İkinci Ordu'nun emrindeydi ve Uzunköprü'yü korumakla yükümlüydü. Keşif amacıyla kullanılmayacak ve istasyondan elli kilometreden fazla uzaklaşmayacaklardı. Ayrıca düşman uçak filolarından korunmak üzere Uzunköprü'ye sahra topçusu tahsis edilecekti. Uzunköprü'den Gelibolu'ya mühimmat sevki sırasında, alçaktan uçan düşman uçaklarının makineli tüfek ateşine karşı bu kafilelere birer müfreze refakat edecekti. Nihayet düşman hava saldırılarını önceden Uzunköprü'ye bildirecek bir haberleşme hattı kurulmuş, hava saldırısı hedefe ulaşmadan Uzunköprü'den Osmanlı uçaklarının havalanması ve uçaklara karşı konulmuş topların hazırlanması öngörülmüştü.

İtilaf devletleri Balkanlar'daki gelişmeler karşısında Fransız hükümetinin de ısrarı üzerine Selanik'e asker çıkarılmasına karar verdi. Fransız tümeni ekim ayının ilk günlerinde Çanakkale'den ayrıldı ve Selanik'e çıktı. 24 Kasım günü altı uçaktan oluşan Fransız deniz filosu Mondros'a geldi ve doğruca Selanik'e kaydırıldı. İngilizler başlangıçta buna sıcak bakmasalar da Harbiye Nazırı Lord Kitchener'in kararıyla Çanakkale'nin tahliyesine karar verildi. 19/20 Aralık gecesi Arıburnu, Sula cephesi boşaltıldı. Güney cephesi 8/9 Ocak günü Gelibolu'yu terk etti. Bu geri çekilme İngiliz ve Fransız hava kuvvetlerince desteklendi. Çekilme büyük ölçüde zayiat vermeksizin gerçekleştirilmişti. Ancak bu sıralarda Osmanlı ordusuna yeni katılan Alman uçakları arasında senkronize makineli tüfeklerle donatılmış üç adet Foker uçağı Çanakkale'ye getirildi. Çanakkale Harbi'nin sonlarında Osmanlı hava gücü İtilaf devletleri hava gücüyle havada çarpışmaya başladı. Nitekim teyyareci üsteğmen Ali Riza ile rasıdı, yani gözcüsü Teğmen Orhan, güney grubu bölgesinde bir düşman uçağını havada çarpışarak düşürmüştü.

Çanakkale Harbi dünya tarihinde ilk kez kara, hava ve deniz güçlerinin yoğun koordinasyonuna sahne olmuş bir savaştı. Bölgenin doğal yapısı nedeniyle daha önceki amfibi harekâtlarına oranla çok daha çetin çatışmalar yaşandı. Kara uçaklarının yanı sıra deniz uçakları devreye sokuldu. Uçak gemileri ve sabit balonlar kara harekâtını sürekli desteklediler. Denizaltılar donanmanın ayrılmaz bir parçası oldu. Tüm bu yenilikler "siper savaşı" ile ünlenen Cihan Harbi'nin diğer veçhelerini oluşturdu. Donanma ve ordu o güne kadar büyük ölçüde bağımsız hareket eden iki savaş gücüydü. Çanakkale Harbi savaş koordinasyonunun ne denli önemli olduğunu ilk kez kanıtlamış oldu. Donanma ve ordu harekâtında hava gücünün önemi ise yine bu savaşla gündeme geldi. Savaş teknolojisi ve yöntemi, yani "warfare" açısından Çanakkale Harbi yeni bir sayfa açtı.

Çanakkale

Uzaklarda bir ada var,

Halkına derler İngiliz,

Hem medeni, hem canavar

Fendinden emin değiliz.

Doğrulukta Rus Kazağı

Onun yanında sofudur.

Topu tutar dört bucağı

Denizlerin Moskof'udur.

Budur en gizli emeli:

Müslümanlar uyanmasın!

Ucdan uca İslam ili

Kendine arpalık kalsın.

Allah dedi, "Kabul olsun

Ümmetimin bedduası;

Dağılsın ordusu Rus'un,

İngiliz'in donanması!"

Türk dedi, "Demek Yaradan

Kurtarmağı ister bizden;

Karaları Kızıl Rus'tan,

Denizleri İngiliz'den!"

Türk köyünden kalktı, geldi,

Hazırladı siperini...

Bu geliş ok gibi deldi

İngiliz'in ciğerini.

Moskof dedi, İngilize:

"Çanakkale aşılmalı;

Kızıl, Kara, Akdeniz'e

Hâkimiz, anlaşılmalı!"

İngiliz, Fransalıyı,

Aldı beyaz kotrasına...

Tutmuşum sandı yalıyı,

Geldi Boğaz safasına...

Beş martta iki donanma,

Kal'emize saldırdılar...

Toplarımız çoşkun suya,

Zırhlıları daldırdılar.

İngilizler korktu, kaçtı;

Rus ümidi kesti artık;

Anarşistler bayrak açtı,

Rus ilinde düştü Çarlık !...

Çok geçmeden birdenbire

Parçalandı Rus ülkesi,

Sevinçle düştü tekbire

Elli milyon Türkün sesi...

Artık Turan hayal değil,

Hakikate döndü bugün...

Türk bilecek yalnız bir dil,

Bizim içün bu bir düğün...

Çanakkale, dört devlete,

Galebeyi sen çevirdin.

Çar kölesi yüz millete

İstiklali sen getirdin !

Senden ötürü bilsin daha

Kurtulacak nice ülke...

Ne Afrika, ne Asya'da

Kalmayacak müstemleke..

Çünki nasıl karalarda

Artık yoksa Rus zorbası;

Gezmeyecek deryalarda

İngiliz'in donanması...

Ziya Gökalp

Bu şiir, Çanakkale-5-18 Mart 1331/1915, Yeni Mecmua Nüsha-i Fevka'l-âdesi (Hilâl Matbası, Babıâli karşısında; s. 33-34) adlı armağanda yer almıştır. Çanakkale Harbi hatırasına basılan bu armağan Mayıs 1918'de yayımlanmıştır.

Prof. Dr. Zafer Toprak
Boğaziçi Üniversitesi

 

info@bilgidunyasi.net

Copyrhigt 2003 © gurayim.com