AMFİBİ HAREKâTI, DENİZALTILAR, UÇAK GEMİLERİ, SABİT BALONLAR
 |
Çanakkale'de Kara,
deniz ve hava gücü koordinasyonu; |
Çanakkale Harbi her iki safta askerin
direnci ve kayıpları nedeniyle destanlaşmış bir savaştı. Bu savaş genellikle
dünya tarihinin en engebeli siper savaşı diye bilinir. Oysa Çanakkale Harbi'nin
"warfare" yani savaş teknikleri ve yöntemleri açısından başka özellikleri
de vardı. Bu denli yoğun bir çıkarma ya da amfibi harekâtı tarihte ilk kez
olmaktaydı. İtilaf donanmasının Boğaz'da büyük kayıp vermesi ve kara
harekâtının kaçınılmaz olması Gelibolu Yarımadası gibi sarp bir kesime topçu
desteğiyle asker çıkarmayı gerektirmişti. Siper savaşları geliştirilmekte olan
diğer savaş tekniklerini gölgede bırakmıştı. Denizde denizaltı savaşı her iki
tarafın korkulu rüyaları olmuştu. Çanakkale Harbi hava gücünün de sınandığı
bir savaş oldu. Uçak gemilerinden sabit balonlara, savaş uçaklarından hava
bombardımanlarına hava gücü her yönüyle Çanakkale'de sınav verdi.
Goeben ve Berslau'nun Çanakkale Boğazı'na girdiği 10
Ağustos günü Boğaz İtilaf devletlerince abluka altına alınmıştı. Bu arada Amiral
Souchon'un Rus limanlarını bombardımana tutması üzerine İngiliz ve Fransız
donanmasına bağlı gemiler kasım ayı başlarında Boğaz girişindeki topçu
bataryalarını ateşe tutmuş ve Seddülbahir tabyasını önemli ölçüde hasara
uğratmıştı. Keza 13 Aralık 1914'te bir B-11 İngiliz denizaltısı, gizlice Boğaz'a
sokularak Kepez Burnu önlerinde, Mesudiye zırhlısını batırmıştı. Bu olay üzerine
Nara Burnu hizasına bombalı, mayınlı ağlar gerildi ve denizaltılara karşı önlem
alındı.
Bilindiği gibi savaşın ilk evresinde İngilizler
Boğaz'ı yalnız donanma ile zorlayıp geçmeyi planlamıştı. Mısır'daki İngiliz
güçleri başlangıçta Süveyş kanalı için alıkonmaktayken, 4 Şubat 1915'te
Osmanlı kanal saldırısının başarısızlıkla sonuçlanması üzerine 50 bin askerin
Çanakkale'ye sevk edilebileceği görüldü. Harekât için Mısır'dan 50 bin asker,
İngiltere'den de 29. tümenin Çanakkale'ye kaydırılmasına karar verildi. Bu arada
Fransa'dan bir deniz piyade tümeni Selanik'e gönderilmek istenmiş, Yunanistan'ın buna
razı olmaması üzerine bu tümen de Çanakkale seferine katılmıştı. Çanakkale
Savaşı 19 Şubat günü Fransız ve İngiliz donanmasının Boğaz'ı zorlaması ve
girişteki istihkâmları bombardımana tutmasıyla başlamıştı. 12 zırhlı, 18
muhrip, 7 tarama gemisinden oluşan İtilaf devletleri filosu, Seddülbahir ve
Kumkale'deki dış savunma hatlarını yoğun top ateşine tuttu. İtilaf donanması iç
hatlara doğru ilerlediyse de, gerek iç tahkimatın oldukça güçlü, gerekse Boğaz'ın
mayın döşeli oluşu nedeniyle on saat kadar süren saldırı sonuç vermedi ve İtilaf
donanması geri çekildi. Bir hafta sonra yeni bir saldırı başladı. Boğaz dış
tahkimatı aşıldı ve bir kısım gemi Seddülbahir fenerinin bulunduğu koya girerek
demirledi. Bu arada karaya birkaç yüz askerden oluşan bir İngiliz birliği
çıkarıldı. Ancak 2 Mart'ta karşı saldırıya geçen Osmanlı birlikleri bunları
geri püskürttüler.
İtilaf donanması dış tahkimatın düşüşünden sonra
iç tahkimanın da fazla direnemeyeceği kanısındaydı. Ancak Boğaz sırtları on beş
gün boyunca topa tutulmasına rağmen sonuç alınamadı. İngiliz savaş kabinesi
Boğaz'ın bir an önce geçilmesi için bastırıyordu. Savaş kabinesinin buyruğu
doğrultusunda 18 Mart sabahı Çanakkale Boğazı'na genel bir saldırı düzenlenmesi
kararlaştırıldı. Bu arada 17'yi 18 Mart'a bağlayan gece Nusret mayın gemisi İtilaf
donanmasının güzergâhı üzerine gizlice mayın döşedi.

18 Mart sabahı İtilaf donanması önce mayın tarama
gemileri Boğaz'a girdiler. Mayın tarama gemilerinin bir kısmı kıyı bataryasının
salvolarıyla batırıldı, diğerleri dağıldı. Fransız Bouvet zırhlısı bir mayına
çarparak battı. İngiliz Irresistible ve Inflexible zırhlıları yine mayın nedeniyle
hareketsiz kaldılar. Onları kurtarmak için yanaşan Ocean zırhlısı da bir mayına
çarpıtı ve kısa sürede sulara gömüldü. Gerek mayınların açtığı tehlike,
gerekse kıyı bataryalarının açtığı yoğun ateş karşısında Amiral de Robeck
komutasında İtilaf donanması geri çekilmek zorunda kaldı. O kargaşada iki Fransız
gemisi, Gaulois ve Suffren zırhlıları da mayına çarparak savaş dışı kaldı.
Salt deniz harekâtının yetersiz olacağı
görülmüştü. Kara harekâtı zorunluydu. Boğaz sırtlarındaki sahra topları en az
mayınlar kadar etkiliydi. Bu nedenle karadan çıkartma kararı alındı. Saldırıyı
yürütecek askeri güçlerin başına İngiliz Generali Sir Hamilton getirildi. İtilaf
askerleri İskenderiye'de sıkı bir amfibi eğitimi gördüler. Buradan askeri güçler
Limni Adası'nın Mondros limanına kaydırıldı. Plana göre, önce Kumkale'ye bir
aldatma saldırısı düzenlenerek Osmanlı birlikleri bu noktaya çekilecek, ardından
75.000 kişilik askeri gücün bir bölümü Kabatepe üzerinden Kilitbahir'e yönelirken,
başka bir birlik Seddülbahir'e çıkacaktı. Ertesi gün donanma Boğaz'ı bir kez daha
zorlayacak ve iç savunma mevzilerine denizden saldıracaktı.
25 Nisan 1917 günü sabaha karşı çıkarma harekâtı
başladı. Kumkale, Beşike ve Bolayır çıkarmaları Osmanlı kuvvetlerini şaşırtmaya
yönelik harekattı. Altıncı Fransız sömürge alayı Kumkale çıkarmalarını
üslendi. Akşama kadar göğüş göğüse savaşıldı. Kumkale bu arada birkaç kez el
değiştirdi. Yenik düşerek buradan çekilen İtilaf kuvvetleri Seddülbahir
harekâtına katıldılar. Seddülbahir çıkarması 24-25 Nisan gecesi torpido
botlarının bombardımanı ile başladı. Sabah saat beşte çıkarma filosunun
Sığındere'den itibaren Seddülbahir bölgesini sarmış olduğu görüldü. Saat
altıda duba ve kayıklar sahile yanaştı. Ancak tahrip bombardımanından sonuç
alındığını sanan İtilaf güçleri büyük bir sürprizle karşılaştılar. Osmanlı
siperlerinden güçlü bir ateş başladı. Çıkarma kayıkları sahile varmadan
devriliyor, asker kendini denize atıyordu. Ertuğrul koyu ve Seddülbahir'e çıkmak
isteyen İtilaf askeri geri püskürtülmüştü. 26 Nisan sabahı bir kez daha girişimde
bulunuldu. Artık savaş süngü savaşına dönüşmüştü. Bir süre sonra bu
bölgedeki çarpışmalar siper savaşlarına döndü. İtilaf güçleri savaşın sonuna
kadar ne Alçıtepe'yi alabildiler ne de kıyıdan ancak dört kilometre içeride bulunan
Kirte köyüne varabildiler.

İtilaf güçleri kara gücünün tek başına sonuç
alamadığı görmekte gecikmediler. Bu nedenle Arıburnu çıkarması gözetleme
balonları ve uçaklarla düzenlenen bombardımanla desteklendi. Osmanlı savunma hatları
sürekli döğüldü. Karada tutunan İtilaf güçleri, bir kolu ile
Kılıçlıbayırı'na, bir kolu ile de Çataldere doğusundaki sırtlara kadar ilerledi.
Çıkarma güçleri yarımadanın en yüksek noktası olan Kocaçimen tepesini
hedefliyorlardı. Osmanlı için bu tepenin kaybı bütün Boğaz savunma sisteminin
çökmesi anlamına geliyordu. 19. tümen kumandanı Mustafa Kemal Bey Kocaçimen
tepesinin İtilaf güçlerinin eline geçmesini engellemek için Conk bayırında
mevzilendi. Cephanesi kalmayan erata süngü savaşı emri verdi. Bu arada takviye
birlikleri yetişti. İtilaf güçlerinin ilerleyişi durduruldu. Anzaklar büyük zayiat
verdiler ve donanma ateşinin koruması altında kıyıyı örten son sırtlarda
tutunabildiler. Mustafa Kemal Bey, o günden itibaren Arıburnu kuvvetleri
kumandanlığına tayin edildi. 1 Mayıs'ta Osmanlı birlikleri taarruza geçti. Boğaz
boğaza kanlı savaşlardan sonra Anzaklar geri çekilmek zorunda kaldılar. İki tarafın
askeri, yirmi otuz metre mesafe ile siperlendiler. Bu durum aylarca devam etti. Siperler
arasında mesafe yer yer sekiz metreye kadar indi. Birinci siperlerde bulunanlar kısa
sürede ölümle kucaklaşıyor, ikinci siperlerde bulunanlar öleceklerini bile bile göz
kırpmadan onların yerini alıyorlardı. Bu durum dünya savaş tarihine en yakın mesafe
siper savaşları olarak geçti.
İtilaf devletleri hava kuvvetleri savaşın
başlangıcından itibaren Çanakkale Savaşı'nda görev üstlenmişti. Bombardımandan
bir gün önce, iki kara uçağı ile beş deniz uçağı taşıyan 7000 tonluk Ark Royal
uçak gemisi Bozcaada'ya yanaşmıştı. Osmanlı topçu mevzilerini keşif ve tespit
etmekle görevli bu uçak gemisi, hava koşulları nedeniyle görevini tam yerine
getirememişti. O yıllarda uçaklar ancak uygun hava koşullarında uçuşa
çıkabiliyorlardı. Boğaz tahkimatı İngilizlerce bir ölçüde biliniyordu. Savaş
öncesi Osmanlı topraklarında bulunan İngiliz deniz heyeti bu bilgilere sahipti.
Ayrıca İngiliz ve Fransız kara ve deniz ateşeleri ve Çanakkale'deki İngiliz
konsolosu Boğaz'ı birçok kez dolanmıştı. Bu kadrolar Çanakkale Harbi'nde bilfiil
görev almış ve harekâtın yönlendirilişinde etkin rol oynamışlardı. Çıkarmada
kıyıların keşfi ve çıkarma yerlerinin saptanması en ince noktalarına kadar
belirlenmesine karşın, kıyıdaki tahkimat, savunma gücünün miktarı ve yerleri,
sahilden içeri doğru arazinin konumu hakkında İtilaf güçleri yeterli bilgiden
yoksundu. Savaşın başlangıcında 26 Şubat ve 4 Mart günleri İngiliz deniz
bölükleri Boğaz'ın girişinde sahile çıkarılmış, susturulmuş toplar tahrip
edilmiş, bir yandan da denize yakın olan sahil ve arazi keşfedilmişti. Bu arada 25 ve
26 Şubat tarihli bombardımanların sonuçları havadan uçaklarla tarassut edilmişti.
Osmanlı ordusu bu sırada sürekli hareket ediyor, Boğaz ve dolaylarında yeni batarya
mevzileri oluşturuyordu. Bunlar uçaklardan bariz bir şekilde izleniyordu. 7 Mart 1915
günü HMS Queen Elizabeth zırhlısı uçakların tarassutuyla Kilidbahir bataryalarına
15 inçlik doplarıyla endirek ateş açmıştı. Bu ateş etkili olmuşsa da sonuç
yeterince izlenemediğinden bu yönden ateş devam etmemişti.

Çanakkale Harbi'nin savaş tekniği açından bir diğer
yeniliği ise mayınlamanın ne denli etkin bir yöntem olduğunu kanıtlamasıydı. 18
Mart günü İtilaf donanmasının genel bir taarruza geçeceğinin anlaşılması
üzerine 17/18 Mart gecesi Kepez Burnu yakınında denize elli kadar mayın dökülmüş,
18 Mart sabahı keşfe çıkan İtilaf uçakları bu mayınları görememişlerdi. O
yıllarda uçakların uçuş yüksekliği bin metre dolayındaydı ve bu yükseklikten
sekiz metre derinliğe kadar mayınların görülebileceği düşünülüyordu. Uçak
keşfinde deniz yüzene yakın olanlar fark edilebiliyor, özellikle denizin dalgalı ve
çırpıntılı olduğu durumlarda bunlar bile gözden kaçıyordu. Bu nedenle 18 Mart
saldırısı bir hezimetle sonuçlanmış, bel bağlanan İngiliz ve Fransız
uçaklarının keşif ve tarassut görevlerini yerine getirememeleri sonucu Bouvet, Ocean,
Irresistible ve Inflexible zırhlıları torpile çarparak batmışlardı.
Hava gücünün öneminin anlaşılması üzerine 24 Mart
günü Binbaşı Samson'un emri altında on sekiz uçaklık bir uçak birliği Bozcaada'ya
gelmiş ve adanın kuzey bölgesinde hazırlanan uçak meydanına yerleşmişti. Adaya
daha önce de iki Fransız uçağı gelmişti. Binbaşı Samson donanma ile koordineli
çalışmaya başlamıştı. Ark Royal uçak gemisi kara uçaklarının da desteğiyle
görece serbestiyet kazanmış, Gelibolu ve Biga Yarımadası sahillerini, kimi kez
güneye İzmir'e doğru, kimi kez kuzeye Bolayır ve dolaylarındaki bölgeleri keşif ve
tarassut etmişti. Ark Royal, Boğaz saldırısı sırasında sürekli İtilaf
donanmasına refakat etmiş bu gemideki uçaklar mart ayında İzmir'e doğru, nisan
ayında ise Saroz Körfezi'nde uçarak görev yapmışlardı. 15 Nisan 1915'te bu gemiye
ait iki uçak Turgutreis zırhlısını bambardımana tutmuştu. Ancak, alınan sonuçtan
pek hoşnut olmayan İtilaf donanması bu kez alelacele İngiltere'den Lemanika gemisinin
içindeki sabit balonu getirtmişti.
29 Nisan günü kara harekâtı başlamıştı. Çıkarmaya
kara, deniz ve hava olmak üzere üç kuvvet katılmıştı. Kara kuvveti İngiliz ve
Fransız olarak 80 bin kişi ve 40 batarya top; deniz kuvveti 18 savaş gemisi, 13
kruvazör, 38 muhrip, 1 uçak gemisi, 1 balon gemisi, mayın tarayıcı gemiler ve 108
taşıt gemisi; hava kuvveti ise İngilizlerin 20, Fransızların 8 kara uçağı, Ark
Royal'ın 12, ve Fransızların 2 deniz uçağı olmak üzere toplam 42 uçaktan
oluşuyordu. Fransız uçakları Kumkale'ye çıkan Fransız kuvvetlerine destek
veriyordu. Bozcaada'daki uçaklar ise Settülbahir'de İtilaf güçlerini destekliyordu.
Ark Royal gemisindeki uçaklarla Manika gemisinin sabit balonu Arıburnu çıkarmasına
iştirak etmişlerdi. Bir deniz uçağı Bolayır ve Saroz Körfezi'ni gözetlemekle
görevlendirilmişti. İtilaf güçleri uçaklardan daha iyi sonuç alabilmek için sahile
çıktıktan sonra Settülbahir burnuna, kumlar arasında bir uçak meydanı kurmuştu.
Aslında hava harekâtından beklenen sonuç elde
edilmemişti. Osmanlı birlikleri sürekli yer değiştiriyor ve bu harekât geceleri, son
derece dikkatle yapıldığından havadan da olsa İtilaf güçlerince izlenemiyordu. Bu
nedenle uçakların keşif görevleri sınırlı kalıyordu. Etkin olan son kertede
uçaklardan çok sabit balonla tarassuttu. İtilaf donanması Manika gemisinin üstünden
yükselen sabit balondan gemi ve kara topçusunun ateşini yönlendiriyordu. Beşinci Ordu
bunun farkındaydı; komutanlık genel karargâhdan sabit balonla ilgili olarak ivedi
önlem alınmasını istiyor ve Osmanlı hava gücünün bu balona saldırmasını
öneriyordu.
Çıkarma başladığı sırada Osmanlı'nın Çanakkale'de
hava gücü üçü kara, biri de deniz uçağını kapsayan bir uçak bölüğünden
oluşuyordu. Bunlar Çanakkale civarında bir meydanda konuşlanmıştı. Bölük
müstahkem mevki emrindeydi. Ancak Çanakkale'nin direktiflerine göre hareket ediyordu.
Beşinci Ordu'nun emrinde hava birliği yoktu. Bu nedenle çıkarma sırasında savunmaya
yönelik olarak hava gücünden yararlanılamadı. Osmanlı hava gücü ise Çanakkale
Harbi'nin son kertesine kadar savunma konumunda kaldı. Savaş sırasında Çanakkale'deki
Osmanlı uçaklarının sayısı en çok sekiz kara ve bir deniz uçağıydı.
İtilaf kuvvetleri topçu ateşini tanzim ederken ve
Osmanlı ordusunun yan ve gerilerini yoğun ateş altında tutarken uçak ve sabit
balondan etkin bir şekilde yararlanıyordu. Tarassut büyük ölçüde havadan
yapılıyordu. Ancak, tüm bu donanım üstünlüklerine karşın Çanakkale'de İtilaf
saldırısı kanlı savaşlardan sonra durdurulmuş, hatta karşı saldırılarla İtilaf
güçleri hırpalanmıştı. Bu arada Osmanlı ordusu büyük kayıp vermişti. Arıburnu
cephesi kuzey grubu adıyla Esat Paşa'nın, Settülbahir cephesi de güney grubu adıyla
Vehip Paşa'nın komutasındaydı. Bir süre sonra Beşinci Ordu birçok tümenle takviye
görmüş, Boğaz bölgesi savunması yeniden düzene sokulmuştu.

Çanakkale Harbi'nde savaş tekniği ve yöntemleri
açısından bir başka yenilik de denizaltılardı. Nisan ayında altı Alman U-21
denizaltısı Çanakkale bölgesinde faaliyete geçmişti. Bu denizaltı filosu kısa
sürede İtilaf donanmasının korkulu rüyasına dönüştü. O güne kadar serbestçe
kuzey Ege'de dolaşan İtilaf deniz kuvvetleri aldığı darbelerle kısa sürede
serbestisini yitirdi. Hersing adlı Alman denizaltısı 25 Mayıs günü Majestic adlı,
iki gün sonra da Triumph adlı zırhlıları torpilleyerek batırdı. Bu gelişme Ark
Royal adlı uçak gemisinin Ege sahilleri boyunca dolaşarak keşif görevi sürdürmesini
engelledi. Gemi bir ağla korunan İmroz, Kefalo limanda diğer gemilerle birlikte koruma
altına alındı. O güne kadar Osmanlı birliklerinin keşif ve tarassutu ile görevli
olan Ark Royal bundan böyle İtilaf donanmasının Alman denizaltılarından korunması
görevini üstlendi.
Alman denizaltıları savaşın kaderini büyük ölçüde
etkiledi. İtilaf donanması bundan böyle sürekli Mondros'ta bulunuyor, ancak Fransız
ve İngiliz hafif kruvazörleriyle torpido muhripleri sahil boyunca seyredebiliyordu.
Adalarda birçok gözetleme noktası oluşturuldu. İmroz, Bozcaada, Limni, Sakız, Sisam,
Midilli ve Rodos adalarına küçük hava meydanları inşa edilmiş ve buralara uçak
grupları yerleştirilmişti. Ege adaları bundan böyle kısmen savunmaya yönelik
tarassut merkezlerine dönüştürülmüş, gemiler adalardan kalkan uçaklardan
alacakları işaretlere göre hareket etmeye başlamıştı. İtilaf devletleri bu yeni
strateji doğrultusunda uçak bölüklerini takviye ettiler. Mayısın ilk haftası altı
uçaktan oluşan yüzbaşı Sezar komutasında bir Fransız uçak bölüğü Bozcaada'ya
geldi. İki Fransız deniz uçağı Portsait'teki kıtalarına döndü. Haziran ayında
Fransız hava gücü üç adet M. F. ve yine üç adet Moran parasol uçağı ile
desteklendi. Bu birlik savaş sırasında gerek kara, gerekse deniz kuvvetleriyle
koordineli bir biçimde etkinliğini sürdürdü.
İngilizler Çanakkale savaşında hava gücünün giderek
artan önemini görüyordu. 12 Haziran'da ikinci bir uçak gemisi Midilli'ye geldi. Bu
gemide üçü torpil atabilen beş adet uçak vardı. Gemi aynı zamanda Çanakkale
İngiliz hava kuvvetleri komutanlığına atanmış olan Albay Sykes'ı getirdi. O güne
kadar ayrı ayrı çalışan hava birliklerinin tek komuta merkezinden yönetilmesi
amacıyla yöredeki tüm birlikler İmroz Adası Kefalo Limanı yakınlarında bir araya
toplandı ve Albay Sykes'ın komutasına verildi. Bu arada Çanakkale'deki İngiliz hava
kuvvetlerine İngiltere'den yirmi iki adet uçak daha katıldı. Bozcaada'daki üstte ise
yalnız Fransız hava birliği kaldı.
Osmanlı devleti 1914 Ekim sonunda Almanya safında savaşa
girdiğinden, henüz savaş yeteneğine sahip bir hava gücü yoktu. Askeri havacılık
çok yeniydi. İlk kez Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın komutasında 1911
yılında kurulmuştu. 1912'de Yeşilköy'de bir Hava Uçuş Okulu açılmış, iki pilot
öğrenim için Fransa'ya gönderilmişti. Bu arada Fransa'dan birkaç uçak satın
alınmış, Fransa ve İngiltere'ye uçak ve balon siparişleri verilmişti. Enver
Paşa'nın 3 Ocak 1914'te Harbiye nazırı oluşuyla hava gücü önem kazanmış, Cihan
Harbi başlar başlamaz başkomutan vekili sıfatını da taşıyan Enver Paşa Alman
Başkomutanlığı'na başvurarak personeliyle birlikte Osmanlı ordusuna iki uçak
bölüğü verilmesini istemişti. Bunlar, Suriye ve Kafkaslar'daki orduların emrine
verilecekti. Almanya, müttefiki Osmanlı devletine 12 sivil pilot, 32 sivil montör ve 24
Rumpler ve Albatros B uçağı tahsis etti. Sivil uçak personeli gönüllü olarak görev
aldı. Grubun başına 1911'den beri Alman hava kuvvetlerinde görev yapan pilot
Üsteğmen Serno getirildi.

Yüzbaşı Serno Ocak 1915 sonunda İstanbul'a geldi ve
yüzbaşı rütbesiyle Osmanlı ordusuna katıldı. Kurulmakta olan Osmanlı uçak
birliklerinin komutanlığına getirildi. Balkanlar'da Romanya ve Bulgaristan'ın
tarafsızlığı nedeniyle uçakların sevki zaman almış, ilk dört Alman uçağı ve
bir miktar uçak montörü ancak Mart 1915'te yani Çanakkale Harbi başladığı bir
evrede Osmanlı topraklarına ulaşabilmişti. Bu uçaklar Osmanlı hava birliklerinin
çekirdeğini oluşturdu. Mart ayında Osmanlı topraklarına ulaşan dört uçaktan
üçü Çanakkale'ye gönderilmişti. Henüz şubat ayında boğazın Asya yakasında hava
alanı hazırlanması için Çanakkale'ye bir ön heyet gelmişti.
Almanya, aynı zamanda hava birliğini düzenlemek üzere
bir miktar servis personelini İstanbul'a göndermişti. Donatım ve eğitim merkezi
olarak, Yeşilköy'de, o günkü adıyla San Stefano ya da Ayastefanos'ta bir uçak parkı
kuruldu. Osmanlı uçak bölükleri için gelen Alman personel Osmanlı üniforması
giyiyor ve Osmanlı ordusu bünyesinde yer alıyordu. Savaşın sonunda cephelerde
Osmanlı ve Alman personelinden kurulu on altı Osmanlı uçak bölüğü vardı. Osmanlı
uçak birliklerinin yanı sıra Osmanlı cephelerinde Alman ordusu hizmetinde kalan uçak
birlikleri de vardı. Bunlar Alman üniformasıyla savaşa katıldılar. Çanakkale Harbi
başlayınca, Temmuz 1915'te Alman bahriyesi, Çanakkale ve İstanbul boğazlarını
savunmak üzere bir Alman deniz uçak müfrezesi kurmuş ve birkaç Alman deniz
uçağıyla bunlara ait personeli İstanbul'a göndermişti. Bu müfreze, özel bir
komutanlık olarak Osmanlı donanması bünyesinde yer almıştı. Bu birlik Alman deniz
makamları tarafından sürekli genişletildi; savaşın sonuna kadar Osmanlı ülkesinde
savaştı. Birliğin esas üssü Çanakkale ve İstanbul Boğazı'nın kuzeyinde
Anadolukavağı idi. Güneyde ise Mersin zaman zaman geçici olarak kullanılıyordu.
Cihan Harbi yıllarında Almanya destekli Osmanlı hava
kuvvetleri 415 uçaktan oluşuyordu. Bunlardan 230'u doğrudan Osmanlı uçak
birlikleriydi. 30'u Osmanlı hizmetinde Alman imparatorluk donanmasının deniz uçak
bölüğü, 155'i Alman "Paşa" uçak birliğiydi. Çanakkale, İstanbul
Boğazları ve Mersin Körfezi'nin denetimi Alman imparatorluk donanmasının deniz uçak
bölüğü sahasına giriyordu. Sina, Filistin ve Suriye'yi Alman "Paşa" uçak
birlikleri, diğer savaş alanlarını ise Osmanlı uçak birlikleri denetliyordu. İlk
Alman hava bölüğü 1916 ilkbaharında geldi. 1917 sonbaharı ve 1918 ilkbaharında bir
avcı bölüğü, bir Alman hava komutanlığı karargâhı, bir ordu uçak parkıyla
birlikte beş bölük daha gönderildi. Bu birlikler 1916 ve 1917'de Sina ve Filistin
için gönderilen Paşa I ve Paşa II sefer kolları bünyesinde yer aldılar.
İtilaf güçlerinin balonla ve uçaklarla yaptıkları
tarassutlar sonucu Osmanlı büyük kayıplar vermişti. Osmanlı ordusu uzun süre kara
keşifi ile topçu ateşlerini tanzim etti. İtilaf topçusunun üstün ateşi altında
keşif görevi çok zor şartlarda gerçekleştirilebiliyordu. Nihayet Osmanlı da hava
gücünden yararlanmaya karar verdi. Kilya tepeye sabit bir balon müfrezesi getirildi,
hava meydanı yapıldı, tarassuta başlandı. Ancak gerek balonun gerekse hava
meydanının düşman uçaklarından korunması gerekiyordu. Temmuz ayında bu yöreye
hava saldırılarına karşı seri ateşli sahra bataryaları yerleştirildi. Böylece
Boğazlar Umum Komutanlığı emrindeki uçak bölüğünün yanı sıra Gelibolu'nun
batısında Galata köyünde Beşinci Ordu'nun emrinde de bir uçak bölüğü
oluşturuldu. Bu arada bir sabit balon, düşmanla savaşan birliklerimize keşif hizmeti
veriyordu.
İlk elden çıkarmaların sonuç vermemesi, iki tarafın
da siperlerde mıhlanıp kalması üzerine İngilizler Anafartalar'a asker çıkarıp
Osmanlı ordusunun gerisine düşmeyi ve böylece Gelibolu Yarımadası'nı bölmeye
planladılar. 7 Ağustos günü Anafartalar çıkarması başladı. Saldırı kısa
sürede durduruldu ve siper savaşına dönüştü. Arıburnu cephesini tutan Esat Paşa
karşısında İngilizler büyük kayıp verdiler. Bu arada İtilaf güçlerinin
denizaltıları karşı taarruza geçti. Yarımadanın değişik yörelerindeki Osmanlı
birlikleri deniz yoluyla takviye ediliyordu. Beşinci Ordu'nun cephane ve diğer temel
ihtiyaçları denizden sağlanıyor, hasta ve yaralılar ise yine aynı yoldan İstanbul'a
sevk ediliyordu. Marmara'da yoğun bir trafik vardı. İtilaf devletleri bu trafiği
kesmek ve Beşinci Ordu'yu cephanesiz ve yiyeceksiz bırakmak amacıyla Marmara'ya
denizaltı soktular. İngiliz ve Fransız denizaltıları Boğaz'dan sızmış ve
Marmara'daki taşımacılık etkinliklerini vurmaya başlamıştı. Özellikle İngiliz
E-11 ve E-14 denizaltıları etkin oluyordu. Bir süre sonra İtilaf hava güçleri de
denizaltı saldırılarını desteklemeye başladı. 12 Ağustos günü İngilizlerin
Ben-my-Chree uçak gemisi Saroz Körfezi'ne kuzeyden sokuldu ve bu gemiden havalanan uçak
Bolayır berzahını aşarak İngilizlerin E-11 denizaltısının torpillemiş olduğu bir
Osmanlı gemisine saldırdı. Gemi İnceburun dolayında battı. Marmara iki ucundaki
müstahkem boğazlar sayesinde kapalı bir deniz konumundaydı. Ama gizlice giren
denizaltılar ve hava gücü sayesinde savaş meydanı olmuştu. Kısa sürede Osmanlı
donanması karşı taarruza geçti. Fransızlar dört, İngilizler dokuz denizaltı
yitirdi. Marmara denizaltı savaşında Osmanlı donanması da Barbaros Hayrettin
zırhlısını, Peleng-i Derya topçekerini, Yarhisar torpidosunu ve birçok küçük
gemiyi yitirdi.

Marmara denizi tekin olmaktan çıkınca Osmanlı ordusu bu
kez karadan asker, silah ve mühimmat sevkıyatına başlamıştı. Demiryoluyla
Uzunköprü'ye gelen malzeme Uzunköprü-Bolayır arasını karayoluyla katediyordu.
İngilizler kısa bir süre sonra havadan kara güzergâhını sekteye uğratmayı
denediler. Karayolu Bulgaristan'ın Ekim 1915'te savaşa girişiyle önem kazanmıştı.
İstanbul-Berlin demiryolu üzerinde sahilden 100 kilometre içerdeki Uzunköprü
istasyonu hedeflerden biriydi. Diğeri Saroz Körfezi yakınlarındaki Dedeağaç-Selanik
demiryolu üzerindeki Firecik iltisak noktasıydı. İngiliz amiralliği Kuleliburgaz
köprüsünün bir an önce tahribini istedi. 8 Kasım günü İmroz'dan kalkan bir
uçakla, Saroz Körfezi'nde bulunan Ben-my-Chree uçak gemisinden kalkan iki uçaktan
oluşan bir filo, köprüyü tahrip etmek üzere hareket etti. Bunlardan İmroz'dan kalkan
hedefe ulaşabildi. 13 Kasım günü bu köprüye yeni bir taarruz düzenlendi. Firecik
istasyonu ise yine 13 Kasım ve 1 Aralık'ta saldırıya uğradı.
Bulgaristan'ın harbe girmesi ve Sırbistan'ın Almanlar
tarafından istilası doğrudan Berlin-İstanbul demiryolu hattının açılması
anlamına geliyordu. Almanya'dan topçu cephanesi, uçak ve uçak yedekparçası gelmeye
ve ordunun noksanlarının giderilmesine başlamıştı. Uzunköprü önem kazanmış,
savunulması kaçınılmaz olmuştu. Düşman uçak filolarının saldırısı
karşısında Uzunköprü'de ufak bir birliğin oluşturulması kararlaştırıldı. İlk
elden bir savaş uçağı Uzunköprü'ye gönderildi. Bu uçak kısa sürede ikinci bir
savaş uçağı ve nihayet bir keşif uçağı ile takviye edilecekti. Uçaklar İkinci
Ordu'nun emrindeydi ve Uzunköprü'yü korumakla yükümlüydü. Keşif amacıyla
kullanılmayacak ve istasyondan elli kilometreden fazla uzaklaşmayacaklardı. Ayrıca
düşman uçak filolarından korunmak üzere Uzunköprü'ye sahra topçusu tahsis
edilecekti. Uzunköprü'den Gelibolu'ya mühimmat sevki sırasında, alçaktan uçan
düşman uçaklarının makineli tüfek ateşine karşı bu kafilelere birer müfreze
refakat edecekti. Nihayet düşman hava saldırılarını önceden Uzunköprü'ye
bildirecek bir haberleşme hattı kurulmuş, hava saldırısı hedefe ulaşmadan
Uzunköprü'den Osmanlı uçaklarının havalanması ve uçaklara karşı konulmuş
topların hazırlanması öngörülmüştü.
İtilaf devletleri Balkanlar'daki gelişmeler karşısında
Fransız hükümetinin de ısrarı üzerine Selanik'e asker çıkarılmasına karar verdi.
Fransız tümeni ekim ayının ilk günlerinde Çanakkale'den ayrıldı ve Selanik'e
çıktı. 24 Kasım günü altı uçaktan oluşan Fransız deniz filosu Mondros'a geldi ve
doğruca Selanik'e kaydırıldı. İngilizler başlangıçta buna sıcak bakmasalar da
Harbiye Nazırı Lord Kitchener'in kararıyla Çanakkale'nin tahliyesine karar verildi.
19/20 Aralık gecesi Arıburnu, Sula cephesi boşaltıldı. Güney cephesi 8/9 Ocak günü
Gelibolu'yu terk etti. Bu geri çekilme İngiliz ve Fransız hava kuvvetlerince
desteklendi. Çekilme büyük ölçüde zayiat vermeksizin gerçekleştirilmişti. Ancak
bu sıralarda Osmanlı ordusuna yeni katılan Alman uçakları arasında senkronize
makineli tüfeklerle donatılmış üç adet Foker uçağı Çanakkale'ye getirildi.
Çanakkale Harbi'nin sonlarında Osmanlı hava gücü İtilaf devletleri hava gücüyle
havada çarpışmaya başladı. Nitekim teyyareci üsteğmen Ali Riza ile rasıdı, yani
gözcüsü Teğmen Orhan, güney grubu bölgesinde bir düşman uçağını havada
çarpışarak düşürmüştü.
Çanakkale Harbi dünya tarihinde ilk kez kara, hava ve
deniz güçlerinin yoğun koordinasyonuna sahne olmuş bir savaştı. Bölgenin doğal
yapısı nedeniyle daha önceki amfibi harekâtlarına oranla çok daha çetin
çatışmalar yaşandı. Kara uçaklarının yanı sıra deniz uçakları devreye sokuldu.
Uçak gemileri ve sabit balonlar kara harekâtını sürekli desteklediler. Denizaltılar
donanmanın ayrılmaz bir parçası oldu. Tüm bu yenilikler "siper savaşı"
ile ünlenen Cihan Harbi'nin diğer veçhelerini oluşturdu. Donanma ve ordu o güne kadar
büyük ölçüde bağımsız hareket eden iki savaş gücüydü. Çanakkale Harbi savaş
koordinasyonunun ne denli önemli olduğunu ilk kez kanıtlamış oldu. Donanma ve ordu
harekâtında hava gücünün önemi ise yine bu savaşla gündeme geldi. Savaş
teknolojisi ve yöntemi, yani "warfare" açısından Çanakkale Harbi yeni bir
sayfa açtı.
Çanakkale
Uzaklarda bir ada var,
Halkına derler İngiliz,
Hem medeni, hem canavar
Fendinden emin değiliz.
Doğrulukta Rus Kazağı
Onun yanında sofudur.
Topu tutar dört bucağı
Denizlerin Moskof'udur.
Budur en gizli emeli:
Müslümanlar uyanmasın!
Ucdan uca İslam ili
Kendine arpalık kalsın.
Allah dedi, "Kabul olsun
Ümmetimin bedduası;
Dağılsın ordusu Rus'un,
İngiliz'in donanması!"
Türk dedi, "Demek Yaradan
Kurtarmağı ister bizden;
Karaları Kızıl Rus'tan,
Denizleri İngiliz'den!"
Türk köyünden kalktı, geldi,
Hazırladı siperini...
Bu geliş ok gibi deldi
İngiliz'in ciğerini.
Moskof dedi, İngilize:
"Çanakkale aşılmalı;
Kızıl, Kara, Akdeniz'e
Hâkimiz, anlaşılmalı!"
İngiliz, Fransalıyı,
Aldı beyaz kotrasına...
Tutmuşum sandı yalıyı,
Geldi Boğaz safasına...
Beş martta iki donanma,
Kal'emize saldırdılar...
Toplarımız çoşkun suya,
Zırhlıları daldırdılar.
İngilizler korktu, kaçtı;
Rus ümidi kesti artık;
Anarşistler bayrak açtı,
Rus ilinde düştü Çarlık !...
Çok geçmeden birdenbire
Parçalandı Rus ülkesi,
Sevinçle düştü tekbire
Elli milyon Türkün sesi...
Artık Turan hayal değil,
Hakikate döndü bugün...
Türk bilecek yalnız bir dil,
Bizim içün bu bir düğün...
Çanakkale, dört devlete,
Galebeyi sen çevirdin.
Çar kölesi yüz millete
İstiklali sen getirdin !
Senden ötürü bilsin daha
Kurtulacak nice ülke...
Ne Afrika, ne Asya'da
Kalmayacak müstemleke..
Çünki nasıl karalarda
Artık yoksa Rus zorbası;
Gezmeyecek deryalarda
İngiliz'in donanması...
Ziya Gökalp
Bu şiir, Çanakkale-5-18 Mart 1331/1915, Yeni Mecmua
Nüsha-i Fevka'l-âdesi (Hilâl Matbası, Babıâli karşısında; s. 33-34) adlı
armağanda yer almıştır. Çanakkale Harbi hatırasına basılan bu armağan Mayıs
1918'de yayımlanmıştır.
Prof. Dr. Zafer Toprak
Boğaziçi Üniversitesi
|