|
|
TOHUMLAR
|
Bahçenizde bulunan meyve ağaçları, evinizin penceresinden görünen çam ormanı ya da
arabayla giderken yol kenarında gördüğünüz çınarlar hakkında hiç detaylı olarak
düşünmüş müydünüz? Bu bitkilerin nasıl ortaya çıktığını, hangi aşamalardan
geçerek bir ağaç haline geldiklerini biliyor musunuz?Yoksa bitkilerin varlığı sizin
için sadece estetik bir anlam mı ifade ediyor? Veya "olsalar da olur olmasalar
da" diye mi düşünüyorsunuz? Eğer böyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
Çünkü estetik zevkinize hitap etmelerinin yanısıra, nefes almanızı sağlayan
atmosferdeki dengeleri, oksijen miktarının yeterliliğini, fazla karbondioksitten
zehirlenmemenizi, atmosferdeki nemin rahatsız edici ölçülerde olmamasını,
yaşadığınız yerdeki havanın çok soğuk ya da çok sıcak olmamasını yani şu anda
pek çok yönden rahat bir yaşam sürmenizi büyük ölçüde bitkilerin varlığına
borçlusunuz. Üstelik bitkilerin size olan faydası sadece bunlarla da sınırlı
değil.Bütün canlılar gibi siz de yaşamak için ihtiyacınız olan vitaminlerin ve
minerallerin çok büyük bir bölümünü bitkilerden karşılıyorsunuz.
Tahta parçası görünümündeki bir cisim nasıl olur da ürettiği ağacın nasıl bir
şekle ve yapıya sahip olması gerektiğini belirleyebilir? İşte özellikle bu son soru
oldukça önemlidir. Çünkü tohumdan herhangi bir odun kütlesi çıkmaz. Örnek olarak
binlerce farklı bitki türü içinden herhangi bir elma ağacını düşünelim. Elma
ağacı, bilindiği gibi toprağa atılan bir tohumdan ortaya çıkar. Tohum, küçük bir
cisimdir; ama nasıl olur bilinmez, o tohumun içinden belli bir süre sonra 4-5 metre
uzunluğunda ve yüzlerce kilo ağırlığında dev bir ağaç oluşur. Ağaçtaki
elmalar, cilalanmış gibi duran pürüzsüz kabukları, kendine özgü aroması,
içlerindeki şekerli su ile kusursuzdurlar. Tohumun, kendisine oranla bu dev boyuttaki
ağacı yaparken kullanabileceği tek malzeme ise ilk aşamada kendi içindeki yedek
besin, sonrasında ise sadece toprak ve güneş ışığıdır. Elma örneğinde de
görüldüğü gibi tohumlar, içinde taşıma sistemi bulunan, topraktaki maddeleri
özümsemek için gereken köklere sahip ve son derece iyi tasarlanmış canlı bir
varlık üretmektedir.
İnsan bile, akıl sahibi bir varlık olarak, iyi bir ağaç resmi çizmesi gerektiğinde
dahi zorlanır; bir ağacın köklerindeki ve dallarındaki ayrıntıları çizmek ise
çok daha zor bir iştir. Ama tohum, bu son derece kompleks canlıyı bütün
sistemleriyle birlikte, canlı olarak üretmektedir.
|
|
| Tohumdaki sır |
|
|
Ve bu tohumlar uygun şartlar sağlandığında hayret verici şekilde yeşerir ve çeşit
çeşit bitkileri meydana getirirler. Peki acaba küçük ve kuru olan bu cisimleri bir
tahta parçasından ayıran özellik nedir?Tohumların, kendilerini diğer cisimlerden
ayıran çok önemli bir özellikleri vardır. Tohumlar ait oldukları bitkinin her
dalına, her yaprağına, bu yaprakların sayısına, şekillerinin nasıl olacağına,
kabuğunun ne renkte ve kalınlıkta olacağına, besin ve su taşıyan borularının
genişliğine, sayısına, bitkinin uzunluğuna, meyve verip vermeyeceğine, verecekse bu
meyvelerin tatlarına, kokularına, şekillerine, renklerine dair -kısacası bir bitkiyle
ilgili olabilecek- bütün bilgilere sahip cisimlerdir.
Peki tohum hakkında hiçbir bilgiye sahip olmasaydık ve bu cismi ilk defa görüyor
olsaydık, ne işe yaradığını da hiç bilmeseydik tohumların içinden hiçbiri
diğerine benzemeyecek şekilde sayısız bitkinin çıkabileceğini, bu bitkilerin bir
kısmının da metrelerce yüksekliğe ulaşabileceklerini tahmin edebilir miydik? Tabii
ki böyle bir şeyi tahmin edemezdik. Kuru tahta parçası görünümündeki bir cisimden
mis gibi kokan, çarpıcı renklere ve şekillere sahip sayısız çiçeğin;
papatyaların, lalelerin, açelyaların, sardunyaların, nergislerin, güllerin,
menekşelerin çıkacağını düşünemezdik. Türlü türlü meyvelerin; şeftalinin,
hindistan cevizinin, armutların, ayvanın, dutun, kayısının yine bu tohumların
oluşturduğu ağaçlarda yetişeceğini, küçük siyah, kahverengi ya da sarı
cisimlerin böğürtlenleri, portakalları, mandalinaları, karpuzları, erikleri,
biberleri, domatesleri oluşturacağını hayal bile edemezdik.
İşte bu yüzden tohum, üzerinde düşünülmesi gereken bir varlıktır. Milyonlarca
yıldır tohumların içinde bitkilere ait bütün bilgilerin saklanıyor olması sıradan
bir konu olarak karşılanmamalıdır. Bu, konu üzerinde düşünen insanın önünde
hiç beklemediği ufukları açacak, pek çok olaya bakış açısını değiştirecek bir
bilgidir. Bu bilgiye daha yakından şahit olmak için insanın en yakınından, örneğin
evinde bulunan sebzelerden, çiçeklerden, meyvelerden düşünmeye başlaması
yeterlidir.
|
Örneğin; bir tohumun karpuz olabilmesi için ne gibi bilgilere ihtiyaç vardır,
düşünelim. Karpuz dilimini eline alıp inceleyen insan çok belirgin bir düzen ile
karşılaşacaktır. Bu düzeni sağlayan bütün bilgiler karpuzun çekirdeklerinde yani
tohumlarında mevcuttur. İncelemeye devam eden kişi karpuzun çekirdeklerinin her
birinin ince bir bağ ile sulu bölüme tutturulduğunu görecek, çekirdeklerin
üzerindeki incecik zarı fark edecektir.
|

|
|

|
İşte bu zarın yapısı hakkındaki bilgi de, karpuzun hoşa giden tam ayarında
şekeri, esansı ve lezzeti ile ilgili bilgi de tohumlarında mevcuttur. Bundan başka;
karpuzun kabuğundaki desenler, kabuğun kalınlığı, üzerindeki mumlu yapı ile ilgili
bütün bilgiler de tohumlarda şifrelenmiştir. Kabuğu oluşturan hücrelerin bir duvar
ustasının yapamayacağı kadar pürüzsüz bir doku oluşturmalarını sağlayan bilgi
de tohumlardadır.
|
|
Dünyanın her yerinde karpuzların aynı özelliklere sahip olmasını sağlayan da
tohumda saklı olan bu bilgidir. Bu nedenle dünyanın neresine gidilirse gidilsin karpuz
çekirdeklerinden bir miktar alınıp toprağa ekilse bir süre sonra topraktan bir karpuz
bitkisinin çıktığı, ardından bu bitkinin üzerinde küçük karpuzların oluştuğu,
bunların da zamanla büyüdüğü ve gerçek birer karpuza dönüştükleri
görülecektir.
|
|

|
Her ağaç türü farklı bir tasarıma sahiptir. Bu tasarımla ilgili tüm bilgiler de
tohumlarda saklanmıştır. Başka bir örnek verelim ve kozalaklı bir ağacın
özellikleri ile çöl bitkilerinin özelliklerinden bazılarını ele alarak
karşılaştırma yapalım. Kışın toprak donduğu için ağaç kökleri bir süre sonra
topraktan su alamaz duruma gelir. Ayrıca kışın çok az yağmur yağar, yağışların
çoğu kar olarak düşer. Bu nedenle ağaçların kış mevsiminde ortaya çıkan
susuzluğa dayanıklı olmaları gerekmektedir.
|
|
İşte ağaçlar bu dayanıklılığı
yaprakları sayesinde kazanırlar. Örneğin; birçok kozalaklı ağacın yaprakları sert
bir deri gibidir ve dökülmez. Yapraklarının üzerindeki mumlu yüzey de suyun
buharlaşma yolu ile kaybını azaltır ve bu dayanıklılık yaprakların dökülmesini
ya da su basıncı dolayısıyla bitkinin solmasını önler.Bundan başka kozalaklı
ağaçların yapraklarının çoğu iğne şeklindedir ve dona karşı da dayanıklıdır.
Ayrıca bu bitkiler her bahar mevsiminde yeni yapraklar açtıklarında enerji toplarlar.
Ve yapraklarının dayanıklılığı da bu bitkiler için önemlidir. Çünkü hava
koşullarının elverişli olduğu her fırsatta bu bitkiler hemen fotosentez yaparak
besin depolarlar.
Yapraklarını dökmeyen ağaçların şekli de genelde koni biçimindedir ve bu sayede
üzerlerine düşen kar kolaylıkla dökülür ve böylece dalları ağırlıktan
kırılmamış olur. Ayrıca tutulan karlar ağacı soğuğa karşı korur ve yapraklardan
nemin çıkmasını azaltarak su kaybını önler. Çölde yaşayan bir
bitki için kuraklık en büyük tehlikelerden biridir. Ne zaman yağacağı belli olmayan
yağmurlar, kum fırtınaları, aşırı sıcaklık gibi olumsuz etkenler normal
şartlarda bitkilerin soylarının tükenmesine neden olabilir. Ancak çöl bitkilerine ya
da kurak iklimlerde yetişen diğer bitkilere baktığımızda bu ortamlara dayanıklı
olmalarını sağlayacak kendilerine has özelliklerinin bulunduğunu görürüz. Tohum
yapıları, üreme şekilleri bu koşullarda nesillerini devam ettirmelerini sağlayacak
şekildedir. Çöl bitkilerinin susuzluğa ve sıcağa dayanıklı bir yapılarının
olması da bu bitkilerin tohumlarına kodlanmış olan bilgilere bağlıdır. |
| Tohumdaki sır |
Buna çöl bitkilerinin tohumlarının içerdikleri bazı maddelerden örnekler
verelim. Birçok çöl tohumu filizlenmeyi engelleyen çeşitli maddelere sahiptir.
Örneğin; Sinapis alba adlı bitkinin meyveleri tohumun filizlenmesini engelleyen
"blastokoline" maddesi ihtiva eder. Arizona'daki bazı çöl bitkileri de yine
yapılarındaki bazı maddeler nedeniyle çok uzun uyku dönemlerinden sonra fidan
verirler. Mesela; Lepidium lasiocarpum isimli bitki bir yıldan sonra, Streptanthus
arizonicus 26 aydan sonra filizlenmeye hazırdır. Bu maddelerin varlığının önemi
özellikle kurak mevsim baş gösterdiğinde anlaşılmaktadır. Bu iki
bitki türünün örnek verilen özelliklerinin her biri tohumun embriyosunda bulunması
gereken bir bilgi demektir. Yapraklarını dökmeyen bitkilerle çöl bitkileri
arasındaki bu birkaç fark bile bitki tohumlarının içinde ne kadar çok ve detaylı
bilginin kodlanmış olduğunu açıkça göstermektedir.
|
Yanda görülen kuru
tohumlar . |
|
Gülün kırmızı rengi,
yapraklarındaki kıvrımların her birinin nasıl olacağı, kaç yaprağının
olacağı, yapraklarının yumuşaklığı, kadifemsi yapısı, güle kokusunu veren
maddelerin oranı birer bilgidir. Patlıcana morumsu siyah rengini veren, üstüne cilalı
kabuğunu yerleştiren, içinde çekirdeklerini sıralayan, sapını dayanıklı kılan,
sapın içindeki taşıma borularının uzunluklarını belirleyen, embriyoya
yerleştirilmiş olan ilgilerdir.
Kuru sopaya benzeyen asma dallarından tatlı ve su dolu kesecikler halinde üzümlerin
çıkmasını sağlayan da bu bilgidir. Üzüm kabuklarını fındık kabuklarından
farklı kılan, bu iki meyvenin renklerini, tatlarını, kokularını, içindeki
vitaminleri, birinin sulu birinin kuru yapılarda olmasını sağlayan hep tohumların
embriyolarındaki bilgilerdir. Bitkiler ilk ortaya çıktıklarından beri tohumla üreyen
türlerin her birinde bu bilgiler var olmuştur. Buraya kadar anlatılanlarda da açıkça
görüldüğü gibi aksi bir durum yani bu bilginin olmaması demek, o bitkinin var
olmaması demektir. |
|
|
|

|
İçleri şekerli su dolu,
lezzetli üzümler yukarıda görülen kuru ağaç dallarında yetişir. |
|
|
| Tohumdaki Tasarım |
|
|
|

|
Başınızı çevirdiğinizde gördüğünüz metrelerce uzunluktaki ağaçlardan, mis
gibi kokularından zevk aldığınız çiçeklere, yediğiniz sebzelere, meyvelere kadar
pek çok bitki en başta birer tohumdular. Peki bu tohumlar hangi safhalardan geçerek
oluşmuştur? Tohum oluşumunun ilk safhası çiçekli bitkilerdeki polenlerin yani erkek
hücrelerin taşınmasıdır. Rüzgar, böcekler, hayvanlar ya da başka herhangi bir
yolla taşınan erkek üreme hücrelerinin (polenlerin) yolculuklarının son noktası
çiçeklerin dişi üreme organlarıdır. Çiçeklerin tam ortasında, meyve
yapraklarından (karpellerden) oluşmuş tek ya da birkaç tane dişi organ bulunur. Her
dişi organın en üst bölümünde de bir tepecik, bunun altında tepeciği taşıyan bir
boyuncuk ve en dipte de tohum taslaklarını barındıran şişkince bir yumurtalık
vardır. Erkek organlardan gelen çiçek tozları, yüzeyi yapışkan bir sıvıyla kaplı
olan tepeciğe konarlar, sonra boyuncuk kanalıyla dipteki yumurtalığa ulaşırlar.
|
|
|
Bu yapışkan sıvının çok önemli bir görevi vardır: Çiçek tozları boyuncuğun
altındaki yumurtalığa ulaşamadıkça buradaki tohum taslaklarını dölleyemezler. Bu
yapışkan sıvı bu noktada devreye girer ve çiçek tozlarının etrafa dağılarak boş
yere harcanmasını önler. Çiçek tozları, tepeciğin üstüne konduktan sonra
büyümeye başlar ve her çiçek tozu taneciği yani her erkek üreme hücresi, kök
kadar ince bir borucuk geliştirerek, dişi organın boyuncuğundan yumurtalığa doğru
uzatır. Bu borucuklardan her birinin içinde iki tane çekirdek vardır. Borucuk,
uzayarak yumurtalığa ulaştığında kopar ve içindeki hücre çekirdekleri serbest
kalır. Böylece çekirdeklerden biri yumurtalıktaki yumurta hücresiyle birleşir.
Bu oluşum ileride tohumu meydana getirecektir. Diğer çekirdek de aynı tohum
taslağındaki başka bir hücreyle birleşerek tohumun çimlenmesi için gerekli besin
deposunu oluşturur. İşte bu olaya döllenme denir. Döllenmeden bir süre sonra da
ortaya tohum çıkar. Döllenmeden sonra oluşan her tohumda bir bitki embriyosu bir de
besin deposu bulunur. Bitkiyle ilgili baştan beri anlattığımız bütün bilgiler bu
embriyoda bulunur; yani embriyo bitkinin küçük bir kopyasını içinde barındırır.
Besin deposu ise, bitki kendi besinini üretebilecek hale gelene kadar embriyonun
büyümesini sağlayacaktır.
|
|
Tohumlardaki yedek besin deposunun özellikleri |
|
Tohumlarda embriyo ile birlikte bulunan yedek besin çok önemlidir. Çünkü tohum
halindeki bir bitkinin fotosentez toplayabileceği kökleri yoktur. Toprağın üstüne
çıkacak bir filiz haline gelene kadar tohum bünyesindeki bu besini kullanmak
zorundadır. Bu nedenle yedek besin, tohumun gelişimini tamamlamasına yetecek miktarda
olmalıdır. Bu noktada karşımıza mucizevi bir detay çıkmaktadır. Her bitkinin
tohumunda tam ihtiyacı olacak kadar besin depolanmıştır. Uzun süre çimlenmeden
dayanması gereken tohumların (örneğin hindistan cevizi tohumları) içindeki besin
miktarı ile suyla karşılaştıktan kısa bir süre sonra filizlenmeye başlayan
tohumların (kavun, karpuz vs.) içindeki besin miktarı farklıdır.
|

|
|
|
Genel olarak nişasta ve protein, kimi zaman da bunlara ek olarak şeker ve yağ tohumda
besin olarak depolanır. Bu maddelerden nişasta, vazgeçilmezdir çünkü tohum için
gerekli olan ana enerjiyi sağlayacaktır. Depolanmış proteinler de bitki açısından
önemli olan diğer proteinleri inşa etmek için embriyonun ihtiyaç duyacağı
aminoasitleri meydana getirecektir.
|
|
|
| Tohumlardaki besin
maddelerinin önemi |
Döllenmeden sonra tohum oluşurken bitkinin türüne göre nişasta ve protein ile
birlikte şeker ve yağ da tohumda besin olarak depolanır. Nişasta tohum için gerekli
olan ana enerji kaynağını sağlar. Depolanmış proteinler de bitki açısından
önemli olan diğer proteinleri inşa etmek için embriyonun ihtiyaç duyacağı
aminoasitleri sağlayacaktır. Fakat embriyonun
proteinleri ve nişastayı emerek, onları kendi içinde taşıyabilecek hale gelmesi
için bu protein ve nişastaların suda çözünür olması gerekmektedir. Nitekim tohumda
depolanan maddelere baktığımızda protein ve nişastaların tam da bu özelliklere
sahip olduklarını görürüz. Tohumun gelişimini
sürdürebilmesi ve bir bitki haline gelebilmesi için mutlaka gerekli olan besin
deposunun varlığı sadece bitkiler için önemli değildir.
|

|
Tohumlardaki bu besleyici maddeler hem insanlar hem de hayvanlar için önem
taşımaktadır. Örneğin; buğday, mısır, pirinç, arpa, çavdar, yulaf, darı, kara
buğday, baklagiller (bezelye, fasulye, soya fasulyesi, börülce, yer fıstığı) ve
kabuklu yemişler (Brezilya fıstıkları, hindistan cevizi, ceviz, badem gibi) besleyici
maddeleri içinde bulunduran tohumlardandır. Genellikle tohumlarda, diğer maddelere
oranla şekere daha az rastlanır. Tatlı mısır, kestane, badem, fıstık ve bezelye
gibi tohumlar ise diğerlerine oranla çok daha fazla miktarda şeker depolayan
tohumlardandır. Yağ depolayan tohumlardaki yağ, tohumlar olgunlaştıkça hızlı bir
şekilde artar. Tohumlardan elde edilen en önemli yağların bazıları keten, pamuk,
soya fasulyesi, zeytin, yer fıstığı, keneotu tohumu, hindistan cevizi, susam ve hurma
bitkilerinden elde edilmektedir.
|
|
Bu yağlar besin olarak kullanılmalarının yanısıra boya, cila, muşamba, mürekkep,
sabun ve yalıtım maddelerinin yapımında da kullanılmaktadır. Bu örneklerden anlaşılacağı üzere, insanın yaşamı ve sağlığı
doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak tohumlara bağlıdır. Lifli besin, baharat gibi
besin ihtiyaçları, içecekler, yenilebilen ve endüstriyel olmak üzere kullanılan
yağlar, vitaminler ve ilaçlar insanın tohumlardan yararlandığı alanlardan
birkaçıdır.
|
Tohumlardaki mineral ve vitaminler |
Kuru tohumların pek çoğunun besin değeri son derece yüksektir. Bunlardan kabak
çekirdeği, susam ve ayçiçeği tohumları, tahıl tanelerine oranla daha fazla protein
içeren besinlerdir. Örneğin kabak çekirdeği tohumları % 30'dan daha fazla protein
içerirler. E vitamini açısından yüksek olan bu tohumlar aynı zamanda
ağırlıklarının yarısından daha fazla yağ içermektedirler. Bunun çoğu (% 80'den
daha fazlası) damar sertliğine karşı koruyucu türde olan yağlar, bizim asıl yağlı
asitlerimiz ve yağda çözünen vitaminlerden A, D ve E vitaminleridir. Tohumlarda B
vitamini de bulunmaktadır fakat tohumun türüne bağlı olarak bu miktar
değişmektedir. Bundan başka tohumlar mineral açısından da son
derece zengindirler. Örneğin; bol miktarda demir ve çinko bulundururlar. Özellikle
balkabağı tohumlarında magnezyum miktarı da fazladır. Aynı zamanda birçok tohum,
bakır deposudur.
|

|
Tohumlardaki kalsiyum ve potasyum ve fosfor seviyesi de oldukça yüksektir, çok az
miktarda sodyum içermektedirler. Çoğu tohumda iyot da bulunmaktadır. Çinko, kalsiyum,
fosfor, E vitamini vs. açısından zengin olan balkabağı tohumları. Balkabağı
tohumları (çekirdekleri) konsantre çinko taşır. Bu özellikleri sayesinde çeşitli
hastalıkların tedavisinde kullanılırlar. Bundan başka balkabağı tohumları kalsiyum
ve fosfor gibi demir açısından da oldukça zengindirler. Aynı zamanda E vitamini ve
temel yağlı asitleri içermektedir. Tohumlarında B vitaminlerinin karışımı
bulunmaktadır bunların arasında niasin en zengin olanıdır. Susam tohumları dünyada
en çok kullanılan tohumlardır. Bu tohumlar yağ açısından zengindirler (yağ oranı
% 55'in üzerindedir).
|
|
Susam tohumları yaklaşık olarak % 20 protein, bazı A ve E vitaminlerini, B12 ve folik
asit dışındaki B vitaminlerinin çoğunu içermektedirler. Çoğu tohumda olduğu gibi
mineraller de susam tohumlarında bolca miktarda bulunmaktadır. Kalsiyum, bakır,
magnezyum, fosfor ve potasyum gibi çinko ve demir de yüksek miktarlardadır. Susam
tohumları mükemmel bir kalsiyum kaynağıdır. Bununla birlikte çoğu tohumda olduğu
gibi fosfor da oldukça yüksektir. Susam tohumları aynı zamanda içeriklerindeki E
vitamini ya da diğer faktörlerden dolayı hafif bir antioksidan etkisine sahiptirler. Çiğ ayçiçeği tohumları kızartılmış olanlarına
ve tuzlu cinslerine göre besleyicilik açısından zengindirler.
|
Kan basıncı problemi olanlar için ayçiçeği tohumları potasyum açısından zengin,
sodyum açısından fakirdir. Ayçiçeği tohumlarındaki yüksek miktardaki yağ (-damar
sertliğine karşı koruyucu nitelikte olan yağlar gibi-) temel linoleic asit ve E
vitamini kolesterol düzeyini indirmek ve kardiyovasküler hastalıkları önlemede
oldukça etkilidir. Ayçiçeği tohumları yaklaşık olarak % 25 proteinden
oluşmaktadırlar, liflidirler, B vitamini açısından zengindirler. Yüksek oranda
potasyum, düşük oranda sodyum ve farklı oranlarda çinko, demir ve kalsiyum
içermektedirler. Ayçiçeği tohumları mineral açısından zengin besin
kaynaklarıdır. Bakır, manganez ve fosfor seviyeleri de oldukça yüksektir, ayrıca
magnezyum bulunmaktadır.
|
|
|
Ayçiçeği tohumlarının meyve kabukları kuru ve sert dokulardan oluşur. Bu nedenle
olgunlaştıklarında tohum kabukları çatlamaz. Bu, kabukların içindeki besin değeri
yüksek tohumun saklanması için gereklidir.
|
-
- Tohumlar temel yapı olarak -önceki bölümde de söz
ettiğimiz gibi- bir tohum kılıfı, besin deposu ve embriyodan oluşurlar. Ancak temel
yapıları aynı olmasına rağmen her tohumun besin deposunun miktarı, tohumu
çevreleyen koruyucu zarın cinsi, kalınlığı, kendisini saran meyvenin şekli,
meyvesinin tadı birbirinden çok farklıdır. Tohum kılıflarının şekillerinden
renklerine, malzemelerindeki çeşitliliğe kadar herşey, bitkilerin yaşadığı ortama
ve türüne göre değişiklik gösterir. Bu açıdan incelendiğinde tüm tohumlar bir
tasarım harikası olarak karşımıza çıkarlar. Şimdi bu tasarım farklılıklarını
örnekler vererek görelim. Kayısıda tek bir çekirdek yani bir tane tohum bulunur ve bu
çekirdek katı kabuğunun içinde çok iyi korunur. Etli kısım ise şekerli ve
yenilmeye elverişlidir. Bu bölüm insanların yanısıra kuşlar, kemirgenler, böcekler
ve diğer hayvanlar için de iyi bir besindir. Ancak meyvenin böyle iki kısımdan
oluşması, bitki için de iyi bir fırsattır.
|
Çünkü meyve bölümünün yenilmesi ile birlikte kayısının ortasında sert bir
çekirdek şeklinde tohum ortaya çıkar. Ve tohum bu şekilde uygun bir yerde
filizlenerek yeni bir ağaç olarak yetişme imkanı bulur. Başka bir örnek olarak
kiviyi verelim. Kivi, kayısının aksine içindeki çekirdekleri (tohumları) de yenen
bir meyvedir. İşte bunun için kivinin tek bir tohumu değil, çok sayıda küçük
tohumu vardır. Etli bir meyve olan kivide olduğu gibi gruplaşmış halde bulunan
tohumlar genellikle küçüktür ama birarada bulunmaları ve çok sayıda olmaları
nedeniyle -meyvenin bir bölümü yense bile- bir bitki haline gelme ihtimalleri daha
fazladır.
|
|
|

|
Dünya üzerindeki bitki
çeşitliliği ile doğru orantılı olarak tohumlarda da çeşitlilik söz konusudur. Her
bitkinin tohumunun şekli, içerdiği yedek besin miktarı, tohum kabuğunun cinsi ve
kalınlığı birbirinden farklıdır. Bu açıdan incelendiğinde tüm tohumlar bir
tasarım harikası olarak karşımıza çıkar. |
|
Yandaki resimde yer alan Epilobium glaberrinum adlı bu bitki tohumlarını rüzgarla
dağıtır. Tohum kapsülünün 4 parçadan oluşan bir tasarımı vardır. Bu parçalar
birbirinden ayrılır ayrılmaz bitkinin püsküllü tohumları havaya dağılıp
rüzgarın estiği yönde çeşitli bölgelere yayılır. Kuru meyvelerde genellikle bu
bitkideki püsküllere benzer şekilde, tohumun taşınmasını sağlayan özel
tasarımlar vardır. Tohumların tasarımına bakarak nasıl dağıtıldığını anlamak
mümkündür. Yanda görülen tüy tohumlar rüzgar vasıtasıyla çevreye dağılırken
yukarıdaki resimde görülen bitkinin tohumları bitkinin kurumasından sonra çevreye
dağılmaktadır.
|

|
|

|
Bütün tohumlardaki içerik genel olarak aynıdır. Ancak resimde de görüldüğü gibi
tohumun şekli bitkinin türüne göre değişiklik gösterir. Kuru meyveler ise
genellikle tohumun korunmasında ve yayılmasında önemli bir fonksiyona sahip olan
mimari yapılarla süslüdür. Buna örnek olarak devedikeninin tepesinde bulunan
püskülü verebiliriz. Bu küçük paraşütlerin görevleri ileriki bölümlerde
detaylarıyla inceleyeceğimiz gibi- değerli yüklerini (üreme ücrelerini) hava yoluyla
uzaklara taşımaktır. Kuru meyvelerden çok tohumlu olanlar tohumlarını yaymak için
açılırlar. Yeşerme sırasında tohumlar birbirlerine yaklaşarak sıkışır ve iyice
sıkıştıracak şekilde karşılıklı birbirlerini zorlarlar. Bu tür meyvelere
kendiliğinden açılan meyveler denilir.
|
|
Bunlarda, tohumun kılıfı kalın ve dayanıklıdır, çünkü embriyoyu ve besin
deposunu bu kılıf korumaktadır. Bu türün tohumları çok farklı renkler, şekiller
ve dokulara sahip olduğu gibi, kanatlar, tüyler, ince zar gibi farklı bölümlere de
sahiptir. Çok tohumlu kuru meyvaların tipleri büyük bir çeşitliliğe sahiptir.
Kapsüller, kesecikler, keçiboynuzu, taneli vs. gibi pek çok meyva tasarımı söz
konusudur.
İşte bunlara birkaç örnek: Montbretia'nın üç tohum kaplı kapsülü parlak oranj
renkte yuvarlak tohumlara sahiptir. Tohumlarını etrafa saçmak için rüzgarın onu
sallamasını veya herhangi bir canlının oradan geçmesini bekler. Baklagiller ise meyvaları taneli olan son derece geniş bir türdür. Her
türün şekli ve özellikleri kendine özgüdür. Örneğin; bezelyenin taneleri son
derece düzgün bir şekilde arka arkaya dizilmişlerdir. Colutea arborescens ise içi
hava ile şişmiş bir haldedir ve gürültülü bir şekilde çatlar. Bu bitkilerin en
ilginci de mimoza bitkisinin (Mimosa pigra) inanılmaz taneleridir. Bunlar, her biri bir
tohum içerecek şekilde tüylü dikenlere benzer şekiller oluşturmuşlardır.
|
Kusursuz bir düzen içinde sıraya dizilmiş olan bezelye tohumları, bitkinin içindeki
özel keseciklerde korunurlar. Bu, dünyanın neresinde olursa olsun yetişen bütün
bezelyeler için geçerlidir. Aynı kusursuz düzen, aynı mükemmel renk ve tad bütün
bezelyelerde vardır. Mimoza bitkisinin tanelerinden her biri bir tohum içerecek şekilde
tüylü dikene benzer şekiller oluşturur. Yandaki Colutea arborescens ise içi hava ile
şişmiş bir haldedir ve tohumlarını patlatarak dağıtır.
|

|
|

|
Bunlar bitki tohumlarındaki fonksiyonel tasarımlarla ilgili yalnızca birkaç örnektir.
Her bitki türünün tohum yapısının farklı olduğu düşünüldüğünde benzersiz
bir çeşitlilik ve bu çeşitlilikteki kusursuzluk ile karşı karşıya
olduğumuz görülecektir.
|
|
| Tohum kılıflarındaki özel
maddeler |
Tohumların genel tasarımlarındaki farklılıkların yanısıra, kılıfları da tam
ihtiyaç duyacakları özelliklere sahip olarak yaratılmıştır. Tohumun içindeki
embriyo son derece değerlidir. Bu nedenle yeni bitki tam olarak gelişene kadar bu
embriyonun özenle korunması gerekir. Bu koruma her bitki türüne göre değişiklik
gösteren tohum kılıfları ile sağlanmıştır. Tohum kılıfını oluşturan maddenin
dayanıklılığı oranında tohum dış ortamın olumsuz etkilerinden korunur. Bundan
başka kılıfı oluşturan maddeler, tohumların su üzerinde durabilmesinde ya da
rüzgarlarla uçmasında da etkendirler. Tohumların dış kılıfları, son derece
çeşitli ve dikkat çekici özelliklere sahiptir. Bazı dış zarlar düşmanları
uzaklaştırabilmek için acı bir madde ile kaplıdır. Bazıları ise "tanen"
denilen bir madde bakımından zengindir ki bu madde tohumlardaki çürümeyi
sınırlandırır. Birçok bitki türünün tohumlarında ise kılıflar bir tür jöle
ile kaplıdır. Proteinlerle birleşmiş kompleks şekerlerden oluşan bu jölemsi madde,
su ile karşılaştığında kolayca şişer. Bu sayede tohum kolayca nemli maddelerin
üzerine yapışır. Bu özellik, ileride göreceğimiz gibi filizlenme sırasında
önemli rol oynayacaktır.
|
Resimde görülen jölemsi cisimler Ocimum basilicum adlı bir çeşit fesleğen
türüne aittir. Bu fesleğenin tohum kılıfları su ile bağlantı haline geçtiğinde
birkaç dakika içerisinde hemen jölemsi bir madde üretir. Böylece resimdeki ilginç
şekli alırlar. Bu fesleğen türünün tohumları Tayland'da ve doğunun başka
bölgelerinde özellikle meyva sularına katılarak kullanılır.
|
|
|
|
Yanda görülen Ipomoea murucoide'lerin ağır tohumları bu incecik tüyler sayesinde
havada uçabilmektedir. Ayrıca tohumların rüzgarla birlikte yerde yuvarlanmasını
sağlayanlar da bu tüylerdir.
|
|
| Tohumların koruyucu dış katmanları (tohum
kılıfları) genellikle çok serttir. Bu özellik tohumu karşılaşacağı dış
etkenlere karşı korur. Örneğin; bazı tohumların gelişimlerinin son aşamasında
dış yüzeylerinde dayanıklı mumlu bir yapı birikir, bu sayede tohumlar su ve gaz
tesirine karşı dirençli olurlar. Tohum kılıfları bitkinin türüne göre değişik
malzemelerle kaplanabilir; fasulye tanesinde olduğu gibi ince bir zarla ya da kiraz
çekirdeğinde olduğu gibi odunsu ve sert bir kabukla örtülü olabilir. Suya
dayanıklı olması gereken tohumların kabukları diğerlerine göre daha sert ve
kalındır. Tohumlardaki tasarıma günlük
hayatımızda sık karşılaştığımız bir bitkiden, fasulye tanesinden örnek verelim:
Fasulye tanesi, türüne göre bir veya iki kılıf ile çevrilmiştir. Bu kılıflar
tıpkı bir palto gibi tohumu dış ortamın soğuk hava, kuraklık, mekanik etkiler gibi
zorlu şartlarından korur. Burası, aynı zamanda dış ortam ile olan bütün
alışverişin de yapıldığı bölgedir. Kısacası, tohumun büyümesi konusunda bu
kılıf önemli bir rol oynamaktadır. Fasulye tanesinin bulunduğu yerden koparıldığı
noktada oval bir iz görülür. Bu, tanenin yani tohumun anne bitkiye olan bağlantı
noktasıdır. Dikkatli bir şekilde incelendiğinde burada "micropyle" denen
küçük bir delik olduğu görülecektir. Bu deliği işlevleri nedeniyle bebeklerdeki
göbek bağına benzetmek mümkündür. |
Bu özel geçiş yerinden yumurtacığın içerisindeki dişi üreme hücresini döllemeye
yarayan tüp girer. Ayrıca zamanı geldiğinde su, bu delikten içeriye girerek ve
tohumun filizlenmesini sağlar.Tohum kabuklarının kalınlığı da -daha
önce belirttiğimiz gibi- bitkinin türüne göre özel olarak ayarlanmıştır. Her
bitkinin tohum kabuğu bulunduğu ortamda gelişmesine olanak verecek yeterliliktedir; ne
çok kalındır ne de çok ince. Çünkü kabuğu çok kalın olan bir tohum bütün zorlu
koşullarda yaşayabilir; ancak bir dezavantaj olarak aşırı kalın bir kabuk embriyonun
dışarı çıkmasında bazı problemlere neden olabilir. Zayıf kabuğu olan bir tohum
ise pek çok dış etken nedeniyle daha çabuk bozulabilir. İşte bu yüzden tüm
tohumlar bulundukları ortama en uygun kabuk kalınlıklarına sahiplerdir.
|
|
|
Tohumlardaki embriyonun korunmasında ve yayılmasındaki tek etken tohum kılıfları
değildir. Bazı bitki türlerinde bu işlemler aynı zamanda meyve ile de
yapılmaktadır. Nicandra physaloide çiçeğinde yumurtacık bir süre sonra içerisi
tohumla dolu şişkin bir meyve haline gelir. Bu meyvenin üst kabuğunun bir bölümü
soyulacak olursa tohumların ilk boyutlarının yani yumurtacık olan hallerinin 500
katına ulaştıkları görülecektir. Tohumlar, anne bitkiye göbek bağı olarak
nitelendirilebilecek bir bağ ile bağlanmışlardır. Ayrıca bitki tohumlarının
tasarımlarını incelediğimizde şöyle bir detayla daha karşılaşırız. Tohumların
kabukları, hayvanlarla taşınan tohumlarda dağıtımlarını yapacak olan hayvanların
ilgi duyacağı kadar kolay delinebilme özelliğine sahiptirler. Ancak aynı zamanda bu
kabuklar, kapladıkları tohumları bütün tohum yiyiciler için cazip hale getirmeyecek
bir yapıdadırlar. Kiraz tohumu ve bu tohumun içindeki bilgiler
doğrultusunda büyümüş, çiçek açmış, zamanı geldiğinde de meyve verecek bir
Kiraz ağacı görülmektedir.Meyvelerinin şekeri, kusursuz rengi ve lezzeti tam olan
kiraz gibi ağaçlar da küçük tohumlardan çıkmaktadır.
|
Bu ağaçlarla ilgili bütün bilgiler eksiksiz bir şekilde tohumlarında
kodlanmıştır. Üstelik milyonlarca yıldır aynı tohumlara aynı bitkiler kodludur ve
bu sayede aynı tohumlardan aynı bitkiler çıkmaktadır.Buraya kadar anlatılanlardan da
açıkça görüldüğü gibi basit bir dış görünüme sahip olan tohumların aslında
detaylı bir tasarımı vardır. İçlerindeki maddelerin oranlarından içeriklerine ve
koruyucu üst kaplamalarına kadar tüm tohumların özellikleri bulundukları iklim
koşullarına, çevre şartlarına göre değişiklik göstermektedir.
|
| Tohum kılıflarındaki özel
maddeler |
Tohumun üst kaplaması çeşitli hayvanların azı dişlerine, bağırsak asitlerine ve
enzimlere, oksijensiz atmosfere direnecek kadar dayanıklıdır. Ayrıca bu tohum
kaplaması gerektiğinde uygun filizlenme koşulları oluşana kadar embriyoyu havadan,
yanlış filizlenmesine neden olacak sebeplerden ve tohum yiyen hayvanlardan korumak için
evrimsel olarak dizayn edilmiştir.
|
Gördüğünüz kuru
tohumlardan resimlerde görülen rengarenk, mis gibi kokan çiçekler yetişmektedir. Bu,
üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir yaratılış gerçeğidir.
|
|
|
|
|

|
1-4) Manolya bitkisi geceleri yapraklarını az kapatır. Bu sayede böceklerin kendisini
daha çok ziyaret etmesini sağlamış olur.
5) Çiçek solmaya başlar. Taç yapraklar artık bir çiçeğin yere düşecek çöpleri
haline gelir.
6) Taç yapraklar solar.
7) Çiçeğin polenlenmiş yumurtası meyveye dönüşmeye başlar.
8) Meyve olgunlaştığında çok güzel kırmızı bir renk alır.
9) En sonunda olgunlaşmış meyveler patlayarak düşmeye hazır tohumlar haline
dönüşürler.
|
|
|
|
| Tohumların dayanıklılığı
ve dağıtımı |
Her bitki yaşadığı bölgedeki iklim koşullarına uygun bir tasarıma ve özelliklere
sahiptir. Örneğin; kurak bölgelerdeki bitkilerde var olan özellikler diğer türlerde
yoktur. Bu nedenle çöllerden alınan bir bitkinin kutuplarda ya da tropikal ormanlarda,
tropikal ormanlardan alınan bir bitkininse kutuplarda ya da çöllerde yaşaması
beklenemez. Çünkü tropikal bölgelerdeki bitkilerin bütün yapıları -yapraklarının
büyüklükleri, tohumlarının dayanıklılık özellikleri vs.- bu bölge şartlarına
uygundur. Kutup bölgelerinde yetişen bitkilerin özellikleri ise kutup şartlarına
uygundur. Ancak bazı bitkiler, beklenmedik şekilde ortaya çıkan zorlu şartlara
karşı da son derece dayanıklılık gösterirler. Aşırı sıcak hava, kuraklık ya da
aksine şiddetli yağmur ve soğuk bitkilerin dayanıklı olmalarını gerektiren
şartlardandır. Bu gibi beklenmedik durumlarla karşı karşıya kalan bazı bitkiler ise
bir çeşit uyku durumuna geçerek dayanıklılık gösterirler. Suda yaşayan bir
bitkinin çölde, kurak iklimde yaşayan bir bitkinin tropiklerde yaşaması
imkansızdır.
|
|
|
Resimlerde
görülen bitkilerin her biri farklı iklim koşullarında yaşayacakları tasarımlara
sahiptir. |
Tohumlardaki uyku durumu |
Bitkilerin fazla bilinmeyen özelliklerinden bir tanesi yukarıda söz ettiğimiz gibi
bazı bitki türlerine ait tohumların çok zor koşullara dayanıklı olmalarıdır. Söz
konusu tohumlar zor şartların oluştuğu dönemlerde bilinçli bir şekilde metabolizma
faaliyetlerini azaltarak yani bir anlamda uykuya geçerek daha dayanıklı olurlar.Uyku
olayı ilk etap olan kurutma aşaması ile başlar. Tohum, sahip olduğu suyu
dokularından kaybederek uykuya dalar. Canlı bitki dokuları % 90 ila % 95 arasında su
içerirken, uykudaki tohumların dokuları % 5 veya en fazla % 15 gibi su içerir. Bu
işlem belirli bir sıralama ile genetik kontrol altında geçekleştirilir. Bu işlemin
gerçekleştirilmesinde başlıca etken absisik asit adlı bir hormondur. Bu
hormon bitki büyümesini engelleyen hormonlardan biridir. Bu hormonun varlığı
sayesinde tohum içinde fonksiyonlar yavaşlar. Uyku durumundaki bir tohumun
hücrelerinde, solunum çok azalır, ne beslenme ne de büyüme olmaz. On yıllarca hatta yüzyıllarca uyku durumunda kalan ve sonra filizlenen
tohumlar vardır.
|
Su geçirmez mantosuna bürünmüş haldeki embriyon bazen ana bitkiden çok uzaklara
kadar gidebilir. Bütün bu seyahati süresince tohum uyku halinde kalır. At
kestanelerini ve soya fasulyelerini buna örnek olarak verebiliriz.Tohum ulaşacağı yere
vardığında bile uyku durumu aylar boyunca sürebilir. Ancak bu anlamsız bir bekleyiş
değildir. "Uyku hali" denilen bu olay çok temel bir ihtiyaçtır ve kompleks
işlemlerle gerçekleşmektedir. Bu dinlenme, yeşermenin en elverişli zamanda ve doğru
yerde başlatılması için uygulamaya sokulan bir stratejidir. Çünkü filizlenme olayı
bir defa başladığında artık geriye dönüş mümkün değildir. Eğer dış şartlar
olumsuzsa genç ve narin filizler bunlardan çok fazla etkilenecek ve varlıklarını
sürdüremeyeceklerdir. Tohumlardaki uyku durumu bu riski ortadan kaldırmaktadır.
|
|
|
-
| Lapin bitkisinin tahmin yeteneği |
|
Bir insanın gökyüzüne bakarak ya da başka yöntemler kullanarak hava tahmini yapması
mümkündür. Peki bir bitkinin tahmin yeteneğine sahip olması mümkün müdür? Arktik
tundralardaki Lupin bitkisi hava tahmini yapar ve bu tahmin doğrultusunda eğer şartlar
olumsuzsa çimlenmez ve toprak altında bir nevi uykuya geçerek havaların düzelmesini
bekler. Bu bitkinin tohumları, büyümek için yılın belli zamanlarında sıcak havaya
ihtiyaç duyar. Tohumlar sıcaklığın yeterli olmadığını fark ettiklerinde bir
mucize gerçekleşir, ortam diğer şartlar açısından uygun olsa da tohumlar çatlamaz
ve donmuş topraklarda sıcaklığın artmasını beklerler. Uygun ortam tam olarak
sağlandığında da aradan geçen zamanın uzunluğuna bakmaksızın Lupin tohumları
kaldıkları yerden gelişmeye devam ederler. Öyle ki kaya yarıkları arasında
yüzlerce yıl bozulmadan, çimlenmeden kalan bitki tohumları bulunmuştur.
|
Lupin bitkisi donmuş topraklarda yıllarca bozulmadan kalabilen dayanıklı tohumlar
üretir.
Görüldüğü gibi, tohum dış ortamdaki olaylardan haberdarmışçasına bazı
değişiklikler yaşamaktadır. Konunun önemi açısından şu soruları tekrar soralım:
Dış ortam hakkındaki bilgiler yerin altındaki tohuma nasıl ulaşmaktadır? Tohumun
kendi kendine dış ortamdan haberdar olması, yani hava tahmini yapması mümkün
müdür? Tohumun içinde bulunan bir mekanizma ona durumu haber vermektedir.Tohum da bu
haber üzerine bir yerden emir gelmiş gibi gelişimini aniden durdurmaktadır. Peki
öyleyse bu haberleşme sistemi nasıl ortaya çıkmıştır?
|
|
|
Bu sistemi bitkinin kendisi mi düşünerek bulmuştur? Bu sistemle ilgili gereken teknik
donanımı kendisinde nasıl oluşturmuştur? Bu sistemi tabii ki bitkinin kendisi
bulmamıştır. Böyle bir yeteneği bitkinin kendisinin kazanamayacağı açıktır.
Bitki ilk ortaya çıktığı andan itibaren tohumunda saklı duran genetik bilgide, zaten
bu yetenek kodludur. Lupin bitkisi, soğuk hava ile karşılaştığında gelişmesini
dondurabileceği bir sisteme bu genetik kod sayesinde sahiptir.
|
Diğer bitkilerden örnekler |
Michigan Üniversitesi tarafından 1879'da başlatılan bir bilimsel çalışmada farklı
türlerde tohumlar kavanozların içerisine konmuş ve saklanmıştı. Periyodik olarak
kavanozlardaki tohumları filizlendirmek için denemeler yapılmıştı. 1980'lerde yani
bu deneye başlandıktan 101 yıl sonra tohumların bazıları filizlenmiştir.
Danimarka'da 1978'de yürütülen ayrı bir çalışmada, toprağın içerisinde yapılan
kazıda 850 yıllık hareketsiz tohumların filizlendiği görülmüştür.Yine aynı
şekilde Mimosa glomerata'nın tohumları, kurutulmuş bitki koleksiyonlarının
tutulduğu bir kapta 220 yıl saklanmış ve tohumlar suyla ıslatılır ıslatılmaz
filizlenmiştir. Dayanıklı tohumlara başka bir örnek olarak da, 1942 yılında, 2.
Dünya Savaşı sırasında 147 yıllık Albizia julibrissin adlı bitkiyi
verebiliriz.Londra'daki British Museum'da saklanan bu tohum yangın söndürme
çalışmaları sırasında ıslanınca aradan geçen zamana rağmen filizlenmiştir.
Tundra bölgelerinde hava sıcaklıkları düşük olduğu için bozulma daha yavaş olur.
Öyle ki bazı tohumlar, 10.000 yaşındaki buzul tabakalarından çıkarılıp,
laboratuvara alındığında gerekli miktarda ısı ve nemin sağlanmasıyla birlikte
tekrar hayata dönebilmektedirler. Tohum, hepimizin bildiği gibi
içinde belli miktarda besin bulunan ve dış kabuğu tahtayı andıran bir cisimdir.
İçinde sıcaklığı algılayan bir sistemin bulunması, dış dünyadan bilgi
alış-verişi yapabilmesi ve sonucunda elde ettiği verileri değerlendirmeye alarak bu
bilgiler doğrultusunda hareket etmesi kuşkusuz mucizevi olaylardır.
Tohumların dağıtılması
|
Bitkiler gibi hareketsiz, yerlerinde sabit duran canlıların, tohumlarını diğer
bitkilere nasıl ulaştırdıklarını, tohum dağıtma işleminin nasıl
gerçekleştiğini belki bugüne kadar hiç düşünmemiş olabilirsiniz. Oysa tohumlu
bitkiler ilk var oldukları dönemden itibaren hiçbir yardıma, hiçbir müdahaleye
ihtiyaç duymadan tohumlarını çeşitli şekillerde dağıtma imkanına sahiptirler.
Dağıtım işleminin aşamalarını genel olarak şöyle özetleyebiliriz: Döllenen
çiçeklerden tohumlar oluşur. Bunlar kimi bitkilerde yere düşer, kiminde rüzgarla
havalanır, kiminde de hayvanlara takılır ve bu şekilde çevreye dağılır. Ancak bu
özet, bitki tohumlarının dağıtım sisteminin oldukça
yüzeysel bir tanımlamasıdır.
Çünkü bu dağıtım işlemi detaylarına inilerek incelendiğinde, bitkilerin ve
hayvanların yaşamlarıyla direkt bağlantılı pek çok ilginç olayın gerçekleştiği
görülecektir. Öncelikle her bitkinin oluşturduğu tohum -önceki bölümde
gördüğümüz gibi- farklı bir şekle sahiptir. Bir tohumun ya da meyvenin şekline
bakarak nasıl yolculuk yaptığını yani nasıl dağıtıldığını tahmin etmek
mümkündür. Örneğin; bazı ağaçların etli, yumuşak, cezbedici koku ve renklerde
meyveleri vardır. Sindirime dayanıklı kalın kılıflı tohumları olan bu ağaçlar,
bu cezbedici özellikleriyle kuşları ve diğer hayvanları kendilerine çekerler. Bazı
tohumlarınsa iğneleri, çengelleri hatta olta ve dikenleri vardır. Bu tohumlar kürklü
hayvanlara takılarak taşınırlar.
Bazı tohumlar rüzgarda kümeler halinde, tüy ya da tüycükler şeklinde seyahat
ederler. Diğerleri kanatlara sahiptir ya da küçük balonlara benzer şekilde
şiştirler ve bu sayede uçabilirler. Havada yolculuk yapan tohumların yeterince hafif
olmaları, ayrıca şekillerinin de havada uçmaya uygun bir tasarımda olması
gerekmektedir. Bazı bitkiler ise üremek için sadece tohumlarını toprağa
düşürürler. Bazıları da tohumlarını kendi kendilerine fırlatarak dağıtırlar.
Bu fırlatma, tohum kabı içinde büyüme sırasında oluşan gerilimin bir şekilde
boşalmasıyla sağlanır. Bazı bitkilerde ise tohum kabukları güneşte kuruduktan
sonra çatlayarak açılır ve toprak yüzeyine düşer.
|
Sazlar tohumlarını hem su ile hem de rüzgarlarla dağıtırlar. Bu bitkinin topuz gibi
bir bölümü vardır. Sıkışık küçük küçük binlerce meyveden oluşur. Bu
meyvaların üstünde de resimde görüldüğü gibi küçük püsküller mevcuttur. Bu
püsküller zamanı geldiğinde tohumların taşınmasını sağlar.
|
|
|
|
Söğütler (Salix), çok kolay ve çabuk üreyebilen bir bitki türüdür.
Tohumlarının çok çeşitli dağılma şekilleri vardır, havada uçuşurlar, suyun
üzerinde de çok kolaylıkla ilerleyebilirler. Söğütlerin çoğalma hızını şöyle
bir hesaplama ile daha iyi görebiliriz: Eğer bir ağaç 500 tırtılımsı başak verse,
bunların her biri 100 küçük tane içerse ve bu tanelerin de her biri 200 tohum içerse
bu, her yıl 10 milyon tohum demektir. Eğer bunların tümü yeşerme imkanı bulsaydı
yeryüzü çok kısa bir zaman içerisinde söğüt ile dolardı. Ancak doğada
yaratılmış olan hassas dengeler sayesinde böyle olmaz ve bu tohumların yalnızca
gerektiği kadarı ağaç olarak büyür.
|
|
Lys de mer bitkisi Akdeniz kıyılarında yetişen bir bitkidir. Çok hafif köşeli
tohumları vardır. Tohumların dış kabukları olgunlaşınca yosun gibi bir yapı
alır. Bu bitkinin tohumları da su üzerinde yüzerek dağılırlar.
|
|
|
Buraya kadar genel hatlarıyla verilen örneklerde, tohumların yayılmasında çok
detaylı bir sistemin tasarlanmış olduğu hemen görülmektedir.Tohumların
dağıtılmasında asıl olarak dikkati çeken nokta çok farklı parçalara ve dağıtım
şekillerine sahip olmasına rağmen sistemin kusursuz şekilde işlemesidir. Hayvanların
taşıdığı tohumlar hep böyle taşınır ve bu sistemde bir aksama meydana gelmez.
Rüzgarla uçanlar uygun şekilleri sayesinde hep uçarak hareket ederler. Burada en çok
dikkat çeken nokta ise, ilerleyen bölümlerde verilecek örneklerde de görüleceği
gibi hem hayvanların hem de bitkilerin bu işlemler sırasında son derece şuurlu bir
şekilde hareket etmeleridir. Peki bu şuurun ve planın kaynağı nedir?
Elbette ki bir çiçeğin ya da ağacın, bir kuşla ya da sincapla biraraya gelerek bir
dağıtım sistemi kurmaya karar vermesi, bu canlıların neler yapacaklarını ve
sistemin nasıl işleyeceğini ortaklaşa tasarlamaları mümkün değildir. Bitkilerin
kendileri de üremek için plan hazırlayıp bu plana göre bir sistem kurmuş olamazlar.
Ama vakti geldiğinde her bitki üreme işlemlerini başlatır, tohumunu oluşturur ve onu
gerektiği gibi dağıtır. Diğer bitkiler de aynı şekilde, aynı sırayla aynı
sistemi kullanarak hareket ederler. Bu, dünyanın her yerindeki aynı tür bitkiler için
değişmeden devam eder.
|
|
|
| Balistik bilgisine sahip
tohumlar |
Bazı bitkilerin tohumlarının yayılması için çok güçlü olmayan etkiler bile
yeterli olmaktadır. Bir yağmur damlası üzerine düştüğünde ya da herhangi başka
bir kuvvet ile karşılaştığında tohumlarını havaya fırlatan çiçekler vardır.
Örneğin Akşam çuha çiçeği tohumlarını kuruyken kapalı olan kapsüllerde saklar.
Islanınca bu kapsüller hemen açılır ve bir kupa şeklini alır. Bu durumdayken
tohumların dağılması için yağmur damlaları yeterli olacaktır. Kına çiçeği ise
bütün yol kenarlarında görülebilen sarı, portakal rengi ve kahverengi benekli
çiçekleri olan bir bitkidir. Dokunulduğunda bir silahın ateşlenmesine benzer bir
şekilde tohumlarını etrafa fırlatır. Ancak burada çok ilginç bir nokta söz
konusudur.
Bilindiği gibi, bitkiler durağan varlıklardır yani hareket edemezler. Fırlatma gibi
bir eylemin yapılabilmesi içinse mutlaka bir enerjinin var olması gerekmektedir. Bu
enerji, içerisinde tohumların bulunduğu meyve yaprağındaki değişimler sonucunda
ortaya çıkar. Kapalı bir tohum düşünün. Bu tohumun meyve yaprakları güneşte
kuruduğunda büzüşür. Bu enerji yaratan bir değişimdir. Aynı şekilde tohum
yağmurda ıslandığında şişen meyve yapraklarının dokularında gerçekleşen
değişim fırlatma mekanizması için bir enerji kaynağı oluşturur. Bitkilerdeki bu gibi dağıtım işlemlerinde son derece hassas dengeler
üzerine kurulu mekanizmalar vardır. Bitkinin harekete geçerek tohumlarını yaymaya
başlamasındaki zamanlama da çok önemlidir. Bu konunun önemini Akdeniz
salatalığının tohumlarını nasıl yaydığını detaylandırarak görelim.
|
Akdeniz salatalıklarınlarındaki roket sistemi |
Akdeniz salatalığı benzeri bitkiler, tohumlarının yayılması için kendi güçlerini
kullanırlar. Olgunlaşmaya başlamasıyla birlikte Akdeniz salatalıklarının içleri
yapışkan bir sıvıyla dolmaya başlar. Sıvıdan kaynaklanan basınç gittikçe artar
ve sonunda basınca dayanamayan tohumlar patlar. Tohum patlarken, havaya fırlatılan
roketin arkasında bıraktığı ize benzer bir şekilde içindeki sıvıyı da
dışarıya fışkırtır. Bu sayede sıvıyla birlikte salatalığın tohumları da
toprağa dağılmış olur. İlk bakışta sadece bir
bitkinin olgunlaştığı için patlaması olarak düşünülecek bu işlemdeki mekanizma
aslında çok hassastır. Öncelikle kapsüle sıvının dolmaya başlamasıyla
salatalığın ve tohumlarının olgunlaşmaya başladığı dönemin aynı zamana denk
gelmesi gerekmektedir. Çünkü sistem daha önce çalışmaya başlasa, tohumlar
olgunlaşmadan patlayan kapsül hiçbir işe yaramayacaktır. Bu da bitkinin
üreyememesine yani bu türün yok olmasına neden olacaktır.
Fakat bitkide yaratılmış olan mükemmel zamanlama sistemi sayesinde böyle bir tehlike
oluşmaz. Sistem tam gereken vakitte harekete geçer ve tohumlar dağılmaya başlar. Bu
hassas zamanlama tohumunu patlatarak yayan bütün bitkiler için geçerlidir.
Bitkilerdeki bu sistemin aksaklık çıkmadan işlemesi böyle bir sistemin nasıl ortaya
çıktığı sorusunu da beraberinde getirmektedir. Öncelikle, açıkça görüldüğü
gibi bitkinin üremesi için sistemin bir bütün olarak var olması zorunludur. Her
birinin en başından itibaren aynı anda var olması gereken bu mekanizmaların
yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca yıl süren değişimlerin sonucunda evrimleşerek
geliştiğini iddia etmek ise akıl ve mantık dışıdır. Çünkü kapsül de, içindeki
sıvı da, tohumlar da, tohumların olgunlaşması da herşey aynı anda ortaya
çıkmalıdır.
|
| Diğer bitkilerden örnekler |
Çalı bitkisi de kendi kendine açılma yöntemiyle üreyen bitkilerdendir. Ancak bu
bitkinin sistemi, Akdeniz salatalığının tam tersi bir şekilde işlemektedir. Çalı
bitkisi tohumlarının patlaması, içindeki herhangi bir sıvının yardımıyla değil,
bitkide meydana gelen buharlaşma sayesinde olur. Çalı bitkisinin üzerindeki tanelerin
güneşe bakan yüzleri, sıcaklık arttıkça gölgede kalan yüzlerinden daha hızlı
bir şekilde kurumaya başlar. Bu durum, iki taraf arasında bir basıncın ortaya
çıkmasına neden olur. En sonunda taneler ortadan ikiye ayrılır böylece tanelerin
içindeki çok sayıdaki küçük siyah tohumlar değişik yönlere dağılmış olur. Hura ağacı (Hura repitans) ise Brezilya'ya özgü tropikal bir
ağaçtır.
Tohumları bir düzine odacığın birleşmesinden oluşan bir kapsül şeklindedir.
Tohumlar güneş ışınlarının altında büyük bir güçle patlarlar. Hura ağacı,
tohumlarını uzağa fırlatma konusunda en başarılı ağaçlardandır. Öyle ki
tohumlarını yayma vakti geldiğinde, onları yaklaşık olarak 12 m. uzaklığa kadar
fırlatabilir. Bu patlamadan sonra etrafa hem tohumlar hem de ikiye bölünmüş kabuklar
saçılır.
|
|
|
Devedikeni bitkisinin
çiçek oluşumundan tohumun ortaya çıkışına kadar olan aşamalarında ince bir
sistem vardır. |
Tohumlarını rüzgarla dağıtan bitkiler |
Hava yolu ile taşınan tohumların yeterince hafif olmaları gerekmektedir ve şekilleri
de uçmaya uygun şekilde dizayn edilmiş olmalıdır. Örneğin; fındığın ya da
hindistan cevizinin büyüklüğünde ve ağırlığında bir tohumun uçmasına imkan
yoktur. Bu nedenle rüzgarla taşınan bütün bitkiler çok hafiftirler; ya tüyümsü ya
da kanat benzeri yapılara sahiptirler. Ayrıca uçan tohumların büyük bir çoğunluğu
sonbaharın başında yani rüzgarların en şiddetli estiği dönemlerde olgun hale
gelirler. Burada rüzgarların ortaya çıkışı ile tohumların olgunlaşma döneminin
tam bir uyum içinde olması elbette ki dikkat çekicidir. Tohumlarını rüzgarla
dağıtan bitkiler de diğerleri gibi kendi içlerinde farklı ve özel yapılara
sahiptir. Örneğin Kuzey Afrika çöllerinde meyveler ve tohumlar ya kanatlıdır ya da
hafif ve tüylüdür. Kuzey Doğu Sudan'daki Nubian Çölü'ndeki ve Kuzey Amerika
çöllerindeki bitkiler, meyve ve tohumlarını esintilerle yayarlar. Orta Doğu ve Kuzey
Afrika'daki bitkilerse top gibi yuvarlak olur ve kurak zamanda rüzgar tarafından
sürüklenirler. Karahindiba, kıvırcık sabia ve
devedikeni, tohumlarını rüzgarla dağıtan bitkilerden bazılarıdır.
Tohumlarını rüzgarla taşıtan bitkilere başka bir örnek olarak da yer kirazını
verebiliriz. Yer kirazı tohumlarının kağıt benzeri hava dolu kesecikleri vardır. Bu
kesecikler küçük balonlar gibi tohumların rüzgarda hareket etmesini sağlar. Bu
konuyla ilgili olarak verilen örnekler incelenirken akılda tutulması gereken önemli
bir nokta vardır. Bir bitkinin üreme şeklini zaman içinde değiştirmesi, örneğin
hayvanlar tarafından toprağa gömülerek üreyen bir bitkinin tohumunun, zamanla
rüzgarla taşınacak kadar hafif hale gelmesi mümkün değildir. Kayısı çekirdeği
gibi ağır bir tohumun aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, binlerce, milyonlarca
hatta milyarlarca yıl geçse de, rüzgarla taşınacak kadar hafif bir tohum haline
gelmesi, kenarlarında kanat benzeri yapıların oluşması imkansızdır. Bu, hiçbir
yönden mantıkla ve bilimsel gerçeklerle bağdaşmayan bir iddia olacaktır. Çünkü
doğada böyle bir değişimi planlayacak ve uygulayacak bir şuur yoktur. Doğadaki taş,
ağaç, toprak, hayvanlar böyle bir planlama yapamazlar. Bitkinin kendisi de doğanın
bir parçasıdır ve tohumlarında bilinçli düzenlemeler yapacak bir yeteneğe sahip
değildir.
|
|
|
| Resimde uçarak dağılan tohumlardan her
biri fırsatını bulduğu anda yeni bir karahindiba bitkisi oluşturacaktır. |
Havada uçan tohumların uçuş prensiplerini inceleyen mühendisler Zanonia tohumlarıyla
ilgili son derece şaşırtıcı bir sonuç elde etmişlerdir. Zanonia tohumlarındaki
ağırlık merkezi son derece eşit ölçülerde dengelenmiştir. Mühendisler eğer
ağırlık merkezi geriye kaydırılmış olsaydı tohumların daha yavaş bir şekilde
hareket edeceğini tespit etmişlerdir. Ancak Zanonina tohumları sahip oldukları
kusursuz şekil ve genel yapı sayesinde uzaklara rahatlıkla gidebilmektedir.
|
| Tohumların uçmalarını
kolaylaştıran özel tasarımlar |
Rüzgarla taşınan bitki tohumlarının hareket kabiliyeti sadece tohumun
büyüklüğüne, yere olan mesafesine ya da rüzgara bağlı değildir. En önemli
etkenlerden biri, kuşkusuz ki tohumların sahip oldukları özel şekiller ve ek
yapılardır. Uçan tohumları genel olarak kanatlı, paraşütümsü, toz tohumlar ve
tüylere sahip olan tohumlar olarak gruplandırmak mümkündür.
|
| | |