|
|

|
POLENLERDEN TOHUMA
DOĞRU
|
Polenler Mükemmel ambalajlanmış genler |
Polenler ilk olarak çiçeklerin erkek üreme organlarında üretilirler ve oradan da
çiçeğin dış bölümüne doğru ilerlerler. Buraya ulaştıktan sonra da olgunlaşmaya
başlarlar ve sonraki nesil için döllenmeye hazır hale gelirler. Bu polenin hayatındaki
ilk aşamadır. Öncelikle polenin yapısına biraz göz atalım. Polen, gözle
görülemeyecek kadar küçük bir mikroorganizmadır (kayın ağacının poleni 2, kabağın
poleni ise 200 mikron büyüklüğündedir) (1 mikron=1/1000mm). İçinde büyük gövdeli bir
hücre (vejetatif hücre) ile iki sperm hücresi (generatif hücre) bulunur. Polen bir tür
kutuya benzetilebilir.
Polenin içinde bitkinin üreme hücreleri vardır. Bu hücrelerin çoğu dış etkenlerden
zarar görmeden canlılıklarını koruyabilmeleri için çok iyi bir şekilde saklanmaları
gerekir. Bu yüzden kutunun yapısı son derece sağlamdır. Kutunun etrafı sporoderm"
diye adlandırılan bir kabuk tarafından sarılmıştır. Bu kabuğun dış kısmında
bulunan ve "ekzin" olarak adlandırılan tabaka, organik alemin bilinen en
dayanıklı maddesidir ve kimyasal yapısı henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu madde genel olarak asitlerin ve enzimlerin yol açtığı bozulmalara karşı
çok dirençlidir. Ayrıca yüksek sıcaklık ve basınçtan da etkilenmez.
|

|

|

|

|
Dış görünüş olarak hepsi birbirinden farklı olan polenler,içlerinde bitkilerin değerli
üreme hücrelerinin saklandığı, son derece sağlam, milimetrenin binde biri
büyüklüğündeki kutulardır.
|
|
Görüldüğü gibi, bitkilerin devamlılığı için varlıkları zorunlu olan polenlerin
korunmaları için çok detaylı tedbirler alınmıştır; polenler adeta özel olarak
ambalajlanmışlardır. Bu sayede polenler hangi metodla taşınırlarsa taşınsınlar, ana
gövdelerinden kilometrelerce uzaklıkta dahi canlılıklarını sürdürebilirler. Polenlerin
çok dayanıklı bir maddeyle kaplanmış olmalarının yanı sıra sayıca çok olmaları da
o bitkinin çoğalmasını garanti altına almış olur.
Polenlerin, dölleyecekleri çiçeklere ulaşabilmeleri için genellikle iki farklı yol
vardır: Döllenme işleminin ilk aşaması olan taşınma işlemi, polenlerin bir arının,
bir kelebeğin ya da herhangi bir böceğin vücuduna yapışıp kendilerini
taşıttırmaları veya rüzgarın akışına uygun olarak yol almaları şeklinde
gerçekleşir.
|
|
|

|
| Rüzgara yelken açan Polenler |
Yeryüzündeki pek çok bitki, türünün devamını polenlerini rüzgar vasıtasıyla
dağıtarak sağlar. Birçok açık tohumlu bitki, çam ağaçları, palmiye ve benzeri
ağaçlar ve ayrıca çiçek veren tüm tohumlu bitkiler ile çimensi otların tamamı
rüzgarlarla döllenir. Rüzgar, çiçek tozlarını bitkilerden alıp, aynı türden diğer
bitkilere taşıyarak döllenmeyi gerçekleştirir.Rüzgarla döllenme işleminde, halen
bilimadamlarının açıklama getirmekte zorlandıkları pek çok nokta ve cevap bekleyen pek
çok soru vardır. Örneğin rüzgarla taşınan binlerce polen çeşidinden her biri, kendi
türüne ait olan bitkinin çiçeğini nasıl tanımaktadır? Bitkiden fırlatılan polenler
hiçbir yere takılmadan nasıl olup da bu bitkinin dişilik organlarına ulaşırlar?
|

|
Döllenme ihtimali oldukça düşük olmasına rağmen nasıl olup da binlerce bitki, üstelik de
milyonlarca yıldır bu yolla döllenmektedir?İşte bu soruların cevabını verebilmek için
yola çıkan Cornell Üniversitesi'nden Karl J. Niklas ve ekibi rüzgarla döllenen bitkileri
incelemeye almışlardır. Buldukları sonuçlar son derece şaşırtıcı olmuştur. Niklas ve
ekibi rüzgarla döllenen bitkilerin havadan bol miktarda polen yakalayabilmelerini sağlayan,
aerodinamik çiçek yapılarının olduğunu keşfetmişlerdir.Bitkilerdeki bu aerodinamik yapı
nedir? Nasıl bir etkisi vardır?
Bu soruların cevaplarını verebilmek için öncelikle aerodinamik yapı" tanımının
açıklanması gerekir. Havada hareket eden cisimlere hava akımlarından kaynaklanan bazı
kuvvetler etki eder. Aerodinamik kuvvetler olarak adlandırılan bu kuvvetler sayesinde, hareket
etmeyi başarabilen cisimler de "aerodinamik yapıya sahip cisimler" olarak
adlandırılırlar. Rüzgarla polenleşme sistemini kullanan bazı bitkiler işte bu aerodinamik
yapıyı çok etkili bir biçimde kullanırlar. Bu konudaki en güzel örnek çam kozalaklarının
yapısında görülür.
|
Bitkiler her
üreme dönemlerinde havaya milyonlarca polen bırakırlar. Polenlerin sayıca bu kadar çok
olmasının nedeni, herhangi bir etki ile oluşacak tehlikelere karşı bitkinin üremesinin
garanti
altına alınmasıdır. |
|
| Aerodinamik kozalaklar |
Karl Niklas ve
ekibinin rüzgarla polenleşmeyi incelemelerine sebep olan sorulardan belki de en
önemlisi, "nasıl olup da havada bu kadar çok çeşitte polen dolaşırken, bir
bitki çeşidinin polenleri başka bir bitki türü tarafından tutulmamakta ve sadece
kendi türünden diğer bitkilere ulaştırılmaktadır" sorusu olmuştur. İşte bu
soru, bilimadamlarını rüzgarla döllenen bitkileri, özellikle de kozalakları
incelemeye yöneltmiştir.
Oldukça uzun olan yaşam süreleri ve yüksek boylarıyla tanınan kozalaklı
ağaçlarda, kozalaklar erkek ve dişi yapıları oluştururlar. Erkek ve dişi kozalaklar
aynı ağaçta olduğu gibi farklı ağaçlarda da olabilirler. Kozalaklarda, polenleri
taşıyan hava akımını kendilerine çekecek özel tasarlanmış kanallar
vardır.Polenler, oluşan bu kanallar sayesinde üreme alanlarına kolaylıkla gelirler.
Kozalaklı ağaçlar diğer bitki türleri arasında en
ilginç üreme sistemine sahip olanlardan bir tanesidir. Yandaki resimde bir kozalağın
döllenme aşamaları görülmektedir.
|
Dişi kozalaklar, erkek kozalaklara göre daha
büyüktürler ve tek olarak büyürler. Dişi kozalakların merkez eksenleri etrafında
çok fazla miktarda yaprak benzeri yapılar olan "sporofil"ler vardır. Bunlar,
balık puluna benzeyen kabuk şeklinde yapılardır. Sporofillerin iç yüzeylerinde iki
adet ovül (yumurtanın oluşturulduğu kısım) bulunur. Kozalaklar polenleşmeye hazır
olduğunda bu kabuklar iki yana açılır. Böylece erkek kozalaktan gelen polenlerin
içeri girmesine olanak sağlanmış olur. |
| Aerodinamik kozalaklar |
Bundan başka polenlerin kolaylıkla kozalağın içine girmesini sağlayan özel yardımcı
yapılar da vardır. Örneğin dişi kozalakların pulları yapışkan kıllarla döşenmiştir.
Bu kıllar sayesinde polenler döllenme için kolaylıkla içeri alınabilmektedirler.
Döllenmeden sonra dişi kozalaklar, çekirdek ihtiva eden odunsu ve derimsi yapılara
dönüşürler. Daha sonra çekirdekler de uygun koşullarda gelişerek yeni bitkileri meydana
getirirler. Ayrıca dişi kozalakların çok şaşırtıcı bir özellikleri daha vardır:
Yumurtanın oluştuğu kısım (ovül) kozalağın merkezine çok yakındır. Bu da polenin bu
bölüme ulaşması için bir zorluk gibi görünmektedir. Çünkü kozalağın iç kısımlarına
ulaşabilmek için, iç eksene açılan özel bir yoldan da geçilmesi gerekmektedir.
Bu ilk bakışta kozalakların döllenmesinde bir dezavantaj gibi görülmesine rağmen, yapılan
incelemeler sonucunda böyle olmadığı anlaşılmıştır. Kozalaklardaki bu
özel döllenme sisteminin nasıl işlediğinin bulunabilmesi için bir model kozalak
hazırlanarak deney yapılmıştır. Helyum doldurularak yapılmış baloncuklar hava akımına
bırakılarak hareketleri gözlenmiştir. Bu baloncukların hava akımını rahatlıkla izleyerek,
kozalağın içindeki sıkışık koridorlardan hiç zorlanmadan geçme özelliğine sahip
oldukları anlaşılmıştır.Daha sonra bu maket deneyinde gözlemlenen baloncukların
hareketleri özel bir fotoğraflama tekniğiyle görüntülenmiştir. Bir bilgisayar yardımıyla
görüntüler analiz edilerek rüzgarın yönü ve hızı da tespit edilmiştir.
Bilgisayardan elde edilen sonuçlara göre, kozalakların rüzgarın doğrusal hareketini üç
şekilde değiştirdiği anlaşılmıştır. İlk olarak rüzgarın yönü dallar ve yapraklar
vasıtasıyla merkeze doğru döndürülmüştür. Daha sonra bu bölgedeki rüzgar kıvrılarak
yumurtanın oluşturulduğu bölgeye doğru sürüklenmiştir. İkinci harekette, kabukçukların
tümünü yalayan rüzgar sanki bir girdaptaymış gibi dönerek kozalağın iç eksenine doğru
açılan bölgeye yönelmiştir. Üçüncüsünde ise kozalak, çıkıntıları sayesinde
çalkantıya neden olarak, rüzgarı aşağıya doğru döndürerek kabuklara yönlendirmiştir.
|

|
Dişi çam kozalağının etrafında yaratılan hava akımı tozlaşmada çok önemli rol oynar. Önce
rüzgar kozalağın merkezine saptırılır.
a) Merkezde eksen ekrafında döndükten sonra pulların yüzeyini fırçalar
b) Her pulun üzerinde hava, yumurta açıklığına yakın yerden aniden düzensiz bir şekilde
döllenmeye başlar ve polenler bu bölgede birikir.
c) Rüzgar yönüne paralel olarak kozalaklarda hava aşağıya ve pullara dogru gönderilir.
d) Dişi kozalağın etrafındaki iğne yapraklar görülmektedir.
|
 |
|
|
İşte bu hareketler sayesinde havada uçuşan polenler çoğunlukla hedeflerine
ulaşmaktadırlar. Burada dikkat edilmesi gereken nokta hiç kuşkusuz ki, birbirini tamamlayan
üç aşamanın olması ve bunların mutlaka bir arada olması gerektiğidir.
|
|
|
|
Aerodinamik kozalaklar |
Üreme sistemi olmadan bir canlının neslini devam ettirmesi mümkün değildir. Bu
kaçınılmaz gerçek elbette ki çam ağacı ve kozalakları için de geçerlidir.
- Çam ağaçlarının, polenlerin yakalanmasını
hızlandıran daha başka özellikleri de vardır. Örneğin yumurta hücreleri genellikle
dalların ucunda oluşur. Bu da polenlerin kaybını en aza indirir. Bundan başka çam
kozalağının etrafındaki yapraklar, hava akımının hızını azaltarak kozalak
üzerine daha fazla polen düşmesine yardım ederler. Kozalak etrafındaki yaprakların
simetrik dizilişi de, herhangi bir yönden gelen
polenlerin kolaylıkla tutulmasına yardımcı olur.
Tüm polenlerde olduğu gibi çam polenlerinin de türlere göre farklı biçimleri,
büyüklükleri ve yoğunlukları vardır. Bu sayede her polen hava akımından değişik
yönde etkilenmiş olur. Örneğin, bir türün polenleri, başka bir türün
kozalağının oluşturduğu hava akımlarını izleyemeyecek bir yoğunluğa sahiptir. Bu
sebeple kozalağın oluşturduğu akımın dışına çıkarak toprağa üşerler. Bütün
kozalak çeşitleri kendi türlerinin polenlerine en uygun hava akımını oluştururlar.
Kozalakların bu özelliği sadece polenleri tutmaya yaramaz. Hava akımının meydana
getirdiği bu filtre özelliğini bitkiler çok değişik işler için de kullanırlar.
Örneğin bu yöntem sayesinde dişi kozalaklar, yumurta hücrelerine zarar verebilecek
mantar polenlerinin yönünü de değiştirebilirler.
Bitkiler tarafından havaya rastgele atılan polenlerin kendi türdeşlerine ulaşabilmesi
için alınan önlemler sadece bunlarla sınırlı değildir. Bitkinin polenlerinin
ihtiyaçtan çok daha fazla miktarda üretilmesi de, polenleşme işlemini bir yere kadar
güvence altına almış olur. Çeşitli sebeplerle oluşabilecek polen kayıpları bu
sayede bitkiyi etkilemeyecektir. Örneğin çam ağaçlarındaki her bir erkek kozalak
yılda 5 milyondan fazla polen üretirken, tek başına bir çam ağacı ise yılda 12.5
milyar civarında polen üretmektedir ki bu, diğer canlıların üreme hücreleriyle
karşılaştırıldığında son derece olağanüstü bir sayıdır.
|
|
Bununla birlikte rüzgarla taşınan polenlerin önünde daha pek çok engel vardır.
Bunlardan biri de yapraklardır. Polenler havada uçuşmaya başladıkları sırada,
yapraklara takılıp kalmalarını engellemek için bazı bitkilerde (fındık, gürgen,
ceviz vs) çiçekler yapraklardan önce açarlar. Bu sebeple polenleşme yaprakların
henüz gelişmedikleri bir zamanda gerçekleşmiş olur. Buğdaygillerde ve çamgillerde
ise polenleşmenin kolaylıkla gerçekleşebilmesi için çiçekler bitkinin uç
kısımlarında bulunmaktadır. Böylelikle yapraklar polenin hareketine bir engel teşkil
etmemiş olurlar.
|
| Kozalaklar kendi türlerine
göre çeşitli yoğunluklara ve biçimlere sahip olurlar. |
|
Alınan bu önlemlerle polenler oldukça uzak mesafelere kadar gidebilirler. Bu uzaklık
bitkinin türüne göre değişir. Örneğin üzerlerinde hava kesecikleri bulunan
polenlerin katedebildikleri mesafe, diğer türlere göre çok daha fazla olabilir. 2 tane
hava keseciği taşıyan çam polenlerinin yüksek hava akımları ile 300 km kadar uzağa
taşınabildiği belirlenmiştir. Bununla birlikte asıl önemli olan
nokta, havada uçan binlerce çeşit polenin bazen kilometrelerle ifade edilen bir
uzaklığa, aynı rüzgarlarla taşınması ve bir karışıklık çıkmamasıdır.
|

|
| Amerikan melez çamının
kozalaklarında da döllenmenin daha kolay gerçekleşmesi için yapraklar, polenlerin
uçmasını engellemeyecek şekilde yerleştirilmiştir. |
|
| Polen taşıyıcıları iş
başında |
Bazı bitki türlerinin, polenlerini böcekler, kuşlar, arılar ve kelebekler gibi
hayvanlara taşıtarak ürediklerinden bahsetmiştik. Polenlerini hayvanlara dağıttıran
bitkilerle bu dağıtımda görev alan hayvanların aralarındaki ilişkiler gözlemcileri
hayrete düşürmektedir. Çünkü bu canlılar karşılıklı bir alış-verişi
gerçekleştirmek için, birbirlerini etkileyecek ve cezbedecek yöntemleri ustaca
kullanırlar. Önceleri, genel bir kanaat olarak bitkilerin hayvanlarla olan ilişkilerde
fazla rollerinin olmadığı zannedilirdi. Oysa araştırmalar bu kanaatin tam tersi bir
sonucu ortaya koydu:
Bitkiler hayvanlardaki tavır ve davranışları doğrudan etkilemektedirler.
|

|

|

|
Resimlerde görülen değişik türlere ait böcekler bitkiler için birer polen
taşıyıcısı gibi görev yaparlar. Örneğin en soldaki resimde görülen arının
bacağında polen taşıması için yaratılmış olan, özel tüylerden oluşan bir sepet
görülmektedir.
|
|
Örneğin bitkilerdeki renk sinyalleri kuşlara ve diğer hayvanlara hangi meyvelerin
olgunlaşıp yayılmaya hazır olduğunu haber verir. Çiçeklerin rengi ile bağlantılı
olan nektar miktarları da, dölleyicinin çiçek üzerinde daha uzun kalmasını
sağlayarak döllenme şansını artırır. Özel çiçek kokuları da doğru
dölleyicileri tam gerekli zamanda çeker. Bitkiler hayvanları etkilemede çok aktif bir
rol oynarlar. Kullandıkları özel stratejilerle polenlerini taşıyacak hayvanları
mükemmel bir şekilde yönlendirirler. Bunlardan başka bitkiler amaçlarına
ulaşabilmek için kimi zaman da yanıltıcı yöntemler kullanırlar. Tozlaşmayı
sağlayacak olan hayvan genellikle bitkinin kurmuş olduğu tuzağa düşer ve böylelikle
bitki hedefine ulaşır.
|
Bitkilerin Kulandıkları Yöntemler
|
| Renk, şekil ve koku
iletişimi |
Polen taşıyıcısı hayvanlar için renkler, çiçeklerin ne kadar uzakta olduğunu
belli etmekle beraber, çiçekte nektar olup olmadığını da haber verirler. Dölleyici
böcekler yakınlara geldiğinde çiçekte koku ve şekil gibi uyarıcı sinyaller belirir
ve böceğe nektar bölgesine kadar yol gösterir. Çiçeklerdeki renk çeşitliliği
dölleyiciyi, nektarın olduğu merkeze yöneltir ve döllenmeyi sağlar. Bitkiler de
sahip oldukları bu renklerin rehberliğinden haberdardırlar.Hatta bu özelliği son
derece şuurlu bir şekilde kullanarak hayvanları aldatırlar. Bazı bitkiler, böcekleri
kendilerine çekebilecek nektarları olmadığı halde nektar taşıyan çiçeklerin renk
özelliklerine sahiptirler.
Akdeniz ikliminde bulunan ormanlık bölgelerde bir arada yaşayan Mor Çan çiçekleri
ile bir orkide türü olan Kırmızı Sefalanda bitkisi bu konuya güzel bir örnek
oluşturur. Mor Çan çiçekleri arılar için cezbedici bir nektar salgılarken,
Kırmızı Sefalanda bu işlemi yapacak özelliklere sahip değildir. Her bakımdan
birbirinden farklı olan bu iki bitkinin döllenmesini sağlayanlar ise yöresel adı
"yaprak kesen" olan yaban arılarıdır. Yaprak kesen arılar, Çan çiçeğinin
döllenmesini sağlarken Kırmızı Sefalandayı da dölleme ihtiyacı duyarlar. Nektarı
olmadığı halde bir bitkiyi dölleyen arılar bilimadamlarının ilgisini çekmiş ve
bunun nedenini araştırmışlardır.
|
| POLENLERDEN TOHUMA DOĞRU |
Renk,şekil ve koku iletişimi |
Bu sorunun yanıtı "spektrofotometre" olarak adlandırılan bir alet ile
yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Buna göre çiçeklerin
saçtığı ışınların dalga boylarını, yaprak kesen arıların seçemediği
anlaşılmıştır. Yani insanlar Mor Çan çiçeği ile Kırmızı Sefalanda'nın
saçtığı ışınların dalga boylarını ayırt edip, çiçekleri ayrı renklerde
görebildikleri halde, yaban arıları bunu fark edemezler. Renk, polen yayıcılar için
önemli bir faktör olduğundan nektar salgılayan Çan çiçeğine giden arı, onun
yanında bulunan ve aynı renkte gördüğü ancak nektarı olmayan Kırmızı Sefalanda
orkidesini de ziyaret ederek döllenmeyi sağlar. Görüldüğü gibi bu orkide, Çan
çiçeği ile olan "gizli benzerliği" sayesinde neslini devam
ettirebilmektedir.
Bazı bitki türleriyse çiçeklerinin rengini değiştirerek polen durumları hakkında
böcekleri adeta haberdar ederler. Bu konuyla ilgili şöyle bir örnek verebiliriz: Doğa
bilimci Fritz Müller bir mektubunda Brezilya ormanlarında yetişen Lantana adlı bir
bitkiden bahsediyordu: Üç gündür renk değiştiren bir Lantana çiçeği var burada.
İlk gün sarıydı, ikinci gün turuncu ve üçüncü gün mor. Çeşitli kelebekler bu
çiçeği ziyaret etti. Görebildiğim kadarıyla mor çiçeklere hiç dokunulmadı. Bazı
böcekler hortumlarını hem sarı hem de turuncu çiçeklere soktular, diğerleri birinci
gün sarıya. Ben bunun ilginç bir durum olduğunu düşünüyorum.Eğer çiçekteki
nektar ilk günün sonunda azalırsa çiçek çok daha az fark edilir duruma gelir; eğer
rengi değişmezse kelebekler hortumlarını daha önce döllenmiş olan çiçeklere
sokarak vakit kaybedeceklerdi.
|

|
Müllerin de gözlemlediği gibi
çiçeğin renginin eğişmesi hem bitkinin hem de dölleyicinin yararınadır. Çiçeklerinin
rengi değişen bitkiler, çiçekleri genç olduğunda dölleyicilere bol miktarda nektar
ikram ederler. Çiçekler yaşlandıkça yalnızca renklerini değiştirmekle kalmaz, ayrıca
daha az nektar barındırırlar. Böylece dölleyiciler nektarı olmayan veya az miktarda
nektarı olan, bu yüzden de rengi değişen meyvesiz bitkilere gitmeyerek enerji tasarrufu
sağlamış olurlar. |
Lantana çiçeği gibi bazı
çiçekler, renklerini değiştirerek, böceklere nektar durumları hakkında bilgi
verebilirler. |
|
Nilüferler suyun üstünde açan
çiçeklerinde bulunan polenlerini taşıtmak için beyaz renge duyarlı olan
kınkanatlıları kullanırlar. Nilüferlerin döllenmesinde ilginç olan yön bu beyaz rengin
döllendikten hemen sonra pembeye dönüşmesidir. Çiçeğin rengininin değişmesi
kınkanatlılar için, çiceğin başka bir böcek tarafından döllendiği ve poleninin
bittiği anlamına gelmektedir |

|
|
Bitki tarafından bir böceği veya kuşu cezbetmek amacı ile kullanılan yöntemlerden bir
diğeri de çiçeklerin yaydıkları kokulardır. Bizim sadece hoşumuza giden çiçek
kokuları, aslında böcekleri cezbetmek için salgılanır. Çiçeğin yaydığı koku da
etraftaki böcekler için yol gösterici rehber özelliğine sahiptir. Kokuyu alan böcek, bu
kokunun kaynağında kendisi için lezzetli bir nektarın birikmiş olduğunu fark eder.
Karşılıklı gerçekleşen bu haberleşme ile böcek, duyduğu kokunun kaynağına doğru
yol alır. Böcek çiçeğe ulaştığında nektarı almak için uğraşacak ve polenler
üzerine yapışacaktır. Aynı böcek, uğradığı başka bir çiçeğe daha önce yapışan
polenleri bırakacak ve bu sayede bitkinin döllenmesi gerçekleşmiş olacaktır. Böceğin,
yaptığı bu önemli işten haberi bile yoktur. O yalnızca kokusunu aldığı nektara
ulaşmak amacındadır.
|
|
|
| Bitkilerin Yanıltıcı Yöntemleri |
Bazı bitkilerin yanıltıcı yöntemler kullandıklarından bahsetmiştik. Bu bitki
türleri böcekleri cezbedecek nektara sahip değildirler. Bu tür bitkiler böceklere
olan benzerliklerden faydalanarak döllenirler. Bir orkide türü (mirror orchid)
arıları etkileyebilmek için dişi bir arının şekline ve rengine sahiptir. Hatta bu
orkide türü erkek arıları daha kolay cezbedebilmek için uygun bir kimyasal uyarı
yayıp, etkileyici bir feromon (özel bir salgı) bile üretebilmektedir. Kıbrıs Arı
Orkidesi (Cyprus bee orchid) de döllenme işleminin gerçekleşmesi için arı taklidi
yapan çiçeklerden başka bir tanesidir. Bu yöntemi kullanan orkidelerin sayısı
oldukça fazladır ve izledikleri yöntemler de birbirlerinden farklıdır. Kimisi başı
yukarı kalkık dişi bir arının taklidini yaparken, kimisinin de başı aşağı doğru
eğiktir. Örneğin Sarı Arı Orkidesi ikinci yöntemi kullanır. Bunun nedeni döllenme
şekillerindeki farklılıklardır.
|

|

|
Yandaki resimlerde sağda Kıbrıs Arı Orkidesi, solda ise bu orkideyi dişi arı zannettiği
için döllemeye çalışan erkek arı görülmektedir. Erkek arı, orkideyi döllemek için bir
süre uğraşır. Bu sırada arının başına, orkidenin üreme organındaki polenler yapışır.
Arı daha sonra gideceği aynı şekle sahip orkidelere bu polenleri bulaştırır.
|
|
Dişi arı taklidi yapan bir diğer orkide türü de Korsan Arı Orkidesi'dir. Bu orkideler
dişi arıların dış görünüşlerini o kadar mükemmel taklit ederler ki sadece erkek
arılar bu orkidelerle ilgilenir. Dişi arılar bu orkidelerle hiç ilgilenmezler. Orkide
familyasının bazı üyeleri ise arılara verecek nektarları olmasa da arıları kendilerine
çekmeyi başarırlar. Yine dişi arı taklidi yapıp çekici bir koku salgılayarak erkek
yaban arısının çiçeğin alt bölümünde yer alan kısmına konmasını sağlarlar.
Çiçeğe konan yaban arısı çiftleşmeye çalışır ve sonuçta da çiçeğin üzerindeki
polenleri vücuduna bulaştırır. Bu kandırmaca sonucunda da vücuduna yapışan polenleri
aynı amaçla konduğu bir başka orkide çiçeğine taşır.
|
|
|
|
|
| Resimlerde sadece birkaç
tane örneği görülen arı taklidi yapan orkideler, gerçekte sayı olarak çok
fazladırlar. İlginç olan bu çiceklerin her birinin kendisini başka bir cins arıya
benzetmesidir. |
|
| Bitkilerin Yanıltıcı
Yöntemleri |
Hayvanların dişilik özelliğini taklit eden bir başka bitki de Çekiç Orkidesidir.
Güney Afrikanın kuru otlaklarında yetişen bu orkidenin üreme mekanizması hayret
uyandıracak kadar ilginçtir. Kalp şeklinde tek bir yaprağa sahip olan Çekiç
Orkideleri tıpatıp yaban arısı dişisine benzerlik gösterirler. Bu yaban
arılarının sadece erkekleri uçarken, dişileri kanatsız olup zamanlarının büyük
bir kısmını toprağın altında geçirirler. Dişi yaban arıları çiftleşme zamanı
geldiği zaman, erkek arıların onlara kolay ulaşması için toprağın altından
çıkarak Çekiç Orkidesine tırmanırlar.
Orkideye çıktıklarında çiftleşmek için bir koku salgılarlar ve erkek arının
gelmesini beklerler. Erkek yaban arılarının özelliğiyse orkidelere dişi arılardan
iki hafta önce zaten gelmiş olmalarıdır. Bu son derece ilginç bir durumdur. Çünkü
ortada dişi yaban arıları yoktur ama dişi yaban arılarına tıpatıp benzeyen ve
döllenmeyi bekleyen orkideler vardır. Ve erkek yaban arıları orkideye geldiklerinde,
dişi arıların yaydığı kokunun benzeri ile karşılaşırlar. Çünkü orkide, dişi
arıların kokusuna benzer bir koku yaymaktadır. Bu kokunun da etkisi ile birlikte erkek
arılar orkidenin yaprağına konarlar.
Orkide, yaprağının bir bölümünü hareket ettirerek arının kendi üreme organına
düşmesini sağlar. Arı çiçekten kurtulmaya çalışırken bu sırada polen yüklü
iki kesecik kafasının arkasına ve sırtına yapışır. Böylece arı başka orkidelere
gittiğinde, sırtına yapışan polenler diğer orkidelerin döllenmesini sağlar. Görüldüğü gibi Çekiç Orkidesi ve arı arasında son derece uyumlu bir
ilişki söz konusudur. Bu uyum bitkilerin üreyebilmesi için son derece önemlidir.
Çünkü başarılı bir polenleşmenin sağlanamaması, yani böcekten gelen polenlerin
aynı türde bitkiye iletilmemesi durumunda döllenme gerçekleşmeyecektir. Çekiç
Orkidesi ve yaban arıları arasındaki bu uyumun doğada pek çok örneği vardır.
Çiçeklerin yapılarındaki farklılıklar bazen bu uyumlu ilişkinin sebebi
olabilmektedir. Örneğin bazı çiçeklerin içine girebilmek bazı böcekler için son
derece kolaydır, çünkü çiçeğin polenlerinin bulunduğu kısım açıktır, bu
bölümden böcekler ve arılar kolaylıkla girip polenlere ulaşabilirler. Bazı
bitkilerde ise sadece belirli hayvanların girebileceği büyüklükte bir nektar girişi
vardır. Mesela arılar bazı durumlarda çiçekteki nektara ulaşmak için bu
aralıklardan kendilerini içeri doğru iterler. Oysa arıların kolaylıkla yaptıkları
bu işlemi yapmak başka canlılar için çok zor, hatta imkansızdır.
|

|

|

|
Üstteki resimlerde dişi yaban arısı zannettiği için bir çiçekle çiftleşmeye
çalışan erkek yaban arısı görülmektedir. Bu aldanma son derece doğaldır çünkü
Çekiç Orkideleri dişi arıların sadece rengini, şeklini ve tüylerle kaplı alt
kısımlarını taklit etmekle kalmazlar, dişi arıların salgıladıkları kokunun da
aynısını taklit edebilir.
|
Normal çiçeklerden daha uzun çiçek tacı tüplerine
sahip olan bitkilerdeyse ağız yapıları sebebiyle arılar ve bazı böcekler bu
bitkileri dölleyemezler. Sadece gece kelebekleri ve güveler gibi uzun dilleri olan
böcekler, uzun çiçek tacı tüplerine sahip olan bu çiçekleri dölleyebilirler. Bütün örneklerde de görüldüğü gibi bazı
çiçeklerin yapılarına tıpatıp uygun bir vücut yapısına sahip olan böceklerle bu
çiçekler arasında son derece kusursuz bir uyum vardır. |
|
| Bitkilerin Yanıltıcı Yöntemleri |
Aynı şekilde kelebekler ve güveler gibi canlılarda herhangi bir adaptasyon
görülmemektedir. Bu çiçekler de, onları dölleyen taşıyıcılar da çok uzun yıllardan
bu yana yaşamlarını aynı uyum içerisinde sürdürmektedirler. Buraya kadar anlatılanlar,
birkaç ayrı türdeki bitkinin nesillerini sürdürebilmeleri için başvurdukları
yöntemlerin kısa birer özeti idi. Herhangi bir biyoloji kitabında tüm detaylarını
bulacağınız bitkilerin tozlaşması işleminin sebepleri hakkında aynı kaynaklar doyurucu
bir açıklama getiremezler. Çünkü yapılan her işlemde, bitkiye mal edemeyeceğimiz
düşünme, akletme, karar verme, hesap etme gibi özellikler ön plandadır. Oysa bir
bitkinin bu fiilleri gerçekleştirecek bir şuurunun olmadığını hepimiz biliriz.
Eğer bitkinin tüm bu işlemleri kendi iradesiyle yaptığını söylersek bakın nasıl bir
senaryo çıkar karşımıza: Bitki, aerodinamik yapısının rüzgar ile tozlaşmaya uygun
olduğunu "hesap eder" ve ondan sonra gelen her nesil aynı yöntemi kullanır.
Diğerleri ise rüzgardan yeterince faydalanamayacaklarını "anlar" ve bu nedenle
tozlaşma için böcekleri kullanırlar. Çoğalabilmek için böcekleri kendilerine
çekmeleri gerektiğini "bilir", bunu sağlamak için çeşitli yöntemler denerler.
Öncelikle böceklerin nelerden hoşlandığını tespit ederler. Bu tespiti yapabilmeleri
için böcekleri gözlemlemeleri, çeşitli araştırmalar yapmaları gerekmektedir. Hangi
nektarın ve kokunun hangi böcek üzerinde etkili olduğunu bulduktan sonra çeşitli
kimyasal işlemler yaparak kokular üretirler ve bunu tam gerektiği zamanı belirleyerek
salgılarlar.
Nektarı böcekler için cazip kılan tadın, içindeki maddelerin miktarını tesbit eder ve
bunu da kendileri üretirler. Nektar ve koku böcekleri kendilerine çekmede yeterli olmuyorsa
düşünüp başka bir yöntem denemeye karar verir ve böyle durumlarda "aldatıcı
taklitler" yaparlar. Dahası kendi türlerinden başka bir bitkiye ulaşacak olan
polenlerin boyutlarını ve gideceği mesafeyi "hesap eder" ve buna göre en uygun
şekilde ve en uygun zamanda polenlerini üretirler. Polenlerin yerine ulaşmasını
engelleyebilecek ihtimalleri "düşünür" ve bunlara karşı "önlemler
alırlar."Elbette böyle bir senaryonun gerçekleşmesi mümkün değildir, hatta bu
senaryo tamamen mantık kurallarına aykırıdır. Bütün bunlar sıradan bir bitki
tarafından gerçekleştirilemez. Çünkü bir bitki akledemez, zaman ayarı yapamaz, ebat ve
şekil tesbit edemez, rüzgarın hızını ve yönünü hesaplayamaz, döllenebilmek için ne
tip yöntemlere ihtiyacı olduğunu kendisi belirleyemez, hiç tanımadığı bir hayvanı
cezbetmesi gerektiğini düşünemez, üstelik bunu sağlamak için nasıl yöntemler
kullanacağına karar veremez.
|

|

|
Bazı çiçekler gece açarlar bu yüzden de gece yaşayan canlılar tarafından döllenirler.
Gece çiçeklerini dölleyen hayvanlardan bir tanesi de çiçeklerdeki nektar ile beslenen
yarasalardır. Yarasalar tarafından döllenen ve beyaz, yeşilimsi ve mor renklere sahip olan bu
gece çicekleri öyle güçlü bir kokuya sahiptirler ki, karalıkta uçan kör yarasalar bu
sayede onları kolaylıkla bulabilirler. Bu çiçekler ayrıca çok bol miktarda nektar da
üretirler. Görüldüğü gibi her iki canlı da kusursuz bir uyum içindedir. Avize ağacı
bitkisinin üzerinde büyük yapraklardan oluşan bir rozet şekli, bunun da merkezinde krem
renkli çiçekleri taşıyan bir sap bulunur. Avize ağacının özelliği polenlerinin eğimli
bir bölgede bulunmasıdır. Bu yüzden bitkinin erkek üreme organlarında bulunan çiçek tozunu
ancak eğimli bir ağız yapısına sahip olan bu güve toplayabilir. Güve çiçek tozlarını
birbirine bastırıp top şekline sokar ve bunu başka bir avize ağacı çiçeğine götürür.
Önce çiçeğin dibine iner ve kendi yumurtalarını bırakır. Sonra tepeciğe çıkar ve
çiçek tozu topunu buraya vurarak polenlerle beslenirler. Eğer güveler olmasa avize ağaçları
kendi kendilerini dölleyemezler.
|
-
|
|

|

|
| Bazı çiçeklerde nektar çiçeğin
derinliklerinde bulunur. Bu da böceklerin ve kuşların nektar toplamalarını, yani çiçeğin
döllenmesini zorlaştıracak bir dezavantaj gibi görünür. |
|
-
|
|
|
|
|
|