|
|
FOTOSENTEZ
Fotosentez
Mucizesi |
Atmosferindeki gazların
oranından, güneşe olan uzaklığına, dağların varlığından, suyun içilebilir
olmasına, bitkilerin çeşitliliğinden yeryüzünün sıcaklığına kadar kurulmuş
olan pek çok hassas denge sayesinde dünya yaşanabilir bir ortamdır. Yaşamı
oluşturan öğelerin devamlılığının sağlanabilmesi için de hem fiziksel
şartların hem de bazı biyokimyasal dengelerin korunması gereklidir. Örneğin nasıl
ki canlıların yeryüzünde yaşamaları için yer çekimi kuvveti vazgeçilmez ise,
bitkilerin ürettiği organik maddeler de yaşamın devamı için bir o kadar önemlidir.
İşte bitkilerin bu organik maddeleri üretmek için gerçekleştirdikleri işlemlere,
daha önce de belirttiğimiz gibi fotosentez denir. Bitkilerin kendi besinlerini
kendilerinin üretmesi olarak da özetlenebilecek olan fotosentez işlemi, bunların
diğer canlılardan ayrıcalıklı olmasını sağlar. Bu ayrıcalığı sağlayan, bitki
hücresinde insan ve hayvan hücrelerinden farklı olarak güneş enerjisini direkt olarak
kullanabilen yapılar bulunmasıdır. Bu yapıların yardımıyla, bitki hücreleri
güneşten gelen enerjiyi insanlar ve hayvanlar tarafından besin yoluyla alınacak
enerjiye çevirirler ve yine çok özel yollarla depolarlar.
İşte bu şekilde fotosentez işlemi tamamlanmış olur. Gerçekte bütün bu işlemleri
yapan, bitkinin tamamı değildir, yaprakları da değildir, hatta bitki hücresinin
tamamı da değildir. Bu işlemleri bitki hücresinde yer alan ve bitkiye yeşil rengini
veren "kloroplast" adı verilen organel gerçekleştirir. Kloroplastlar,
milimetrenin binde biri kadar büyüklüktedir, bu yüzden yalnızca mikroskopla
gözlemlenebilirler. Yine fotosentezde önemli bir rolü olan kloroplastın çeperi de,
metrenin yüz milyonda biri kadar bir büyüklüktedir. Görüldüğü gibi rakamlar son
derece küçüktür ve bütün işlemler bu mikroskobik ortamlarda gerçekleşir.
Fotosentez olayındaki asıl hayret verici noktalardan biri de budur. |
| Sır dolu bir
fabrika:Kloroplast |
Kloroplastta fotosentezi gerçekleştirmek üzere hazırlanmış thylakoidler, iç zar ve
dış zar, stromalar, enzimler, ribozom, RNA ve DNA gibi oluşumlar vardır. Bu oluşumlar
hem yapısal hem de işlevsel olarak birbirlerine bağlıdırlar ve her birinin kendi
bünyesinde gerçekleştirdiği son derece önemli işlemler vardır. Örneğin
kloroplastın dış zarı, kloroplasta madde giriş-çıkışını kontrol eder. İç zar
sistemi ise "thylakoid" olarak adlandırılan yapıları içermektedir. Disklere
benzeyen thylakoid bölümünde pigment (klorofil) molekülleri ve fotosentez için
gerekli olan bazı enzimler yer alır. Thylakoidler "grana" adı verilen
kümeler meydana getirerek, güneş ışığının en fazla miktarda emilmesini
sağlarlar. Bu da bitkinin daha fazla ışık alması ve daha fazla fotosentez yapabilmesi
demektir.
Bunlardan başka kloroplastlarda "stroma" adı verilen ve içinde DNA, RNA ve
fotosentez için gerekli olan enzimleri barındıran bir de sıvı bulunur. Kloroplastlar
sahip oldukları bu DNA ve ribozomlarla hem kendilerini çoğaltırlar, hem de bazı
proteinlerin üretimini gerçekleştirirler. Fotosentezdeki başka bir
önemli nokta da bütün bu işlemlerin çok kısa, hatta gözlemlenemeyecek kadar kısa
bir süre içinde gerçekleşmesidir. Kloroplastların içinde bulunan binlerce
"klorofil"in aynı anda ışığa tepki vermesi, saniyenin binde biri gibi
inanılmayacak kadar kısa bir sürede gerçekleşir.
|
|
|
| Yeşil bitkilerde fotosentez
işlemini yapan, bitki hücrelerinde bulunan kloroplast adı verilen organellerdir.
Yukarıda büyütülmüş resmi görülen kloroplast, gerçekte milimetrenin binde biri
kadar bir büyüklüğe sahiptir. İçinde fotosentez işlemini yürüten pek çok
yardımcı organel vardır. Çok aşamalı olarak gerçekleşen ve bazı aşamaları
henüz çözülememiş olan fotosentez işlemi bu mikroskobik fabrikalarda büyük bir
hızda gerçekleşmektedir. |
| Aydınlık evre |
Bitkilerin fotosentez işleminde kullanacakları tek enerji kaynağı olan güneş
ışığı değişik renklerin birleşimidir ve bu renklerin enerji yükü birbirinden
farklıdır. Güneş ışığındaki renklerin ayrıştırılması ile ortaya çıkan ve
tayf adı verilen renk dizisinin bir ucunda kırmızı ve sarı tonları, öbür ucunda da
mavi ve mor tonları bulunur. En çok enerji taşıyanlar tayfın iki ucundaki bu
renklerdir. Bu enerji farkı bitkiler açısından çok önemlidir çünkü fotosentez
yapabilmek için çok fazla enerjiye ihtiyaçları vardır. Bitkiler en çok enerji
taşıyan bu renkleri hemen tanırlar ve fotosentez sırasında güneş ışınlarından
tayfın iki ucundaki renkleri, daha doğrusu dalga boylarını soğururlar, yani emerler.
Buna karşılık tayfın ortasında yer alan yeşil tonlardaki renklerin enerji yükü
daha az olduğu için, yapraklar bu dalga boylarındaki ışınların pek azını soğurup
büyük bölümünü yansıtırlar. Bunu da kloroplastların içinde bulunan klorofil
pigmentleri sayesinde gerçekleştirirler. İşte yaprakların yeşil gözükmesinin
nedeni de budur. Fotosentez işlemi bitkilerin yeşil
görünmesine neden olan bu pigmentlerin güneş ışığını soğurmasından kaynaklanan
hareketlenme ile başlar. Acaba klorofiller bu hareketlenme ile fotosentez işlemine
nasıl başlamaktadırlar? Bu sorunun cevabının verilebilmesi için öncelikle
kloroplastların içinde bulunan ve klorofilleri içinde barındıran Thylakoid'in
yapısının incelenmesinde fayda vardır. |
|
|
| Güneş, dünyanın enerji
kaynağıdır. ve devamlı olarak ışın yayar. Bu ışınlardan, canlıların
"görünür ışık" olarak algılayabildiği ışın aralığı bitkiler
tarafından kullanılır. Resimde görülen kısa dalga boyları (mavi ışık), uzun
dalga boylarından (kırmızı ışık) daha yüksek enerjilidir. Bitkiler de fotosentez
yaparken daha yüksek enerjiye sahip olan uzun dalga boyuna sahip olan ışık
aralığını kullanırlar. |
"Klorofiller, "klorofil-a" ve "klorofil-b" olarak ikiye
ayrılırlar. Bu iki çeşit klorofil güneş ışığını soğurduktan sonra elde
ettikleri enerjiyi fotosentez işlemini başlatacak olan fotosistemler içinde toplarlar.
Thaylakoid'in detaylı yapısının anlatıldığı resimde de görüldüğü gibi
fotosistemler kısaca, thylakoid'in içinde yer alan bir grup klorofil olarak
tanımlanabilir.
Yeşil bitkilerin tamamına yakını bir fotosistem ile tek aşamalı fotosentez
gerçekleştirirken, bitkilerin %3'ünde fotosentezin iki aşamalı olmasını sağlayacak
iki farklı fotosistem bölgesi bulunur. "Fotosistem I", ve "Fotosistem
II" olarak adlandırılan bu bölgelerde toplanan enerji daha sonra tek bir
"klorofil-a" molekülüne transfer edilir. Böylece her iki fotosistemde de
reaksiyon merkezleri oluşur. Işığın emilmesiyle elde edilen enerji, reaksiyon
merkezlerindeki yüksek enerjili elektronların gönderilmesine, yani kaybedilmesine neden
olur. Bu yüksek enerjili elektronlar daha sonraki aşamalarda suyun parçalanıp
oksijenin elde edilmesi için kullanılır. Bu aşamada bir dizi elektron değiş tokuşu
gerçekleşir.
"Fotosistem I" tarafından verilen elektron, "Fotosistem II" den
salınan elektron ile yer değiştirir. "Fotosistem II" tarafından bırakılan
elektronlar da suyun bıraktığı elektronlarla yer değiştirir. Sonuç olarak su,
oksijen, protonlar ve elektronlar olmak üzere ayrıştırılmış olur.2 |

|
| Yapraklardaki klorofil
maddesi, kloroplastlardaki thylakoid adı verilen yapının içine bulunur. Üstte
şematik anlatımı görülen thylakoidler incelenirken, bu yapının milimetrenin binde
biri büyüklüğünde bir organel olan kloroplastın çok küçük bir parçası olduğu
unutulmamalıdır. |
Ortaya çıkan protonlar thylakoid'in iç kısmına taşınarak hidrojen taşıyıcı
molekül olan NADP (nikotinamid adenin dinükliotid fosfat) ile birleşirler. Neticede
NADPH molekülü ortaya çıkar. Suyun ayrışmasından sonra ortaya çıkan protonlardan
bazıları ise thylakoid zarındaki enzim kompleksleri ile birleşerek ATP molekülünü
(hücrenin işlemlerinde kullanacağı bir enerji paketçiği) meydana getirirler. Bütün
bu işlemler sonucunda bitkilerin besin üretebilmesi için ihtiyaç duydukları enerji
artık kullanılmaya hazır hale gelmiştir. Bir reaksiyonlar zinciri olarak özetlemeye
çalıştığımız bu olaylar fotosentez işleminin sadece ilk yarısıdır. Bitkilerin
besin üretebilmesi için enerji gereklidir. Bunun temin edilebilmesi için düzenlenmiş
olan "özel yakıt üretim planı" sayesinde diğer işlemler de eksiksiz
tamamlanır. |
| Karanlık evre |
Fotosentezin ikinci aşaması olan Karanlık Evre ya da Calvin Çevrimi olarak
adlandırılan bu işlemler, kloroplastın "stroma" diye adlandırılan
bölgelerinde gerçekleşir. Aydınlık evre sonucunda ortaya çıkan enerji yüklü ATP
ve NADPH molekülleri, karanlık evrede kullanılan karbondioksiti, şeker ve nişasta
gibi besin maddelerine dönüştürürler. Burada
kısaca özetlenen bu reaksiyon zincirini kaba hatlarıyla anlayabilmek bilim
adamlarının yüzyıllarını almıştır. Yeryüzünde başka hiçbir şekilde
üretilemeyen karbonhidratlar ya da daha geniş anlamda organik maddeler milyonlarca
yıldır bitkiler tarafından üretilmektedir. Üretilen bu maddeler diğer canlılar
için en önemli besin kaynaklarındandır.
Fotosentez reaksiyonları
sırasında farklı özelliklere ve görevlere sahip enzimler ile diğer yapılar tam bir
iş birliği içinde çalışırlar. Ne kadar gelişmiş bir teknik donanıma sahip olursa
olsun dünya üzerindeki hiçbir laboratuvar, bitkilerin kapasitesiyle çalışamaz. Oysa
bitkilerde bu işlemlerin tümü milimetrenin binde biri büyüklüğündeki bir organelde
meydana gelmektedir. Sayısız çeşitlilikteki bitki hiç şaşırmadan, reaksiyon
sırasını hiç bozmadan, fotosentezde kullanılan hammadde miktarlarında hiçbir
karışıklık olmadan milyonlarca yıldır uygulamaktadır.
Ayrıca fotosentez işlemi ile, hayvanların ve insanların enerji tüketimleri arasında
da önemli bir bağlantı vardır. Aslında yukarıda anlatılan karmaşık işlemlerin
özeti, bitkilerin fotosentez sonucu canlılar için mutlaka gerekli olan glukozu ve
oksijeni meydana getirmeleridir. Bitkilerin ürettiği bu ürünler diğer canlılar
tarafından besin olarak kullanılırlar. İşte bu besinler vasıtasıyla canlı
hücrelerinde enerji üretilir ve bu enerji kullanılır. Bu sayede bütün canlılar
güneşten gelen enerjiden faydalanmış olurlar. Canlılar fotosentez sonucu oluşan
besinleri yaşamsal faaliyetlerini sürdürmek için kullanırlar. Bu faaliyetler
sonucunda atık madde olarak atmosfere karbondioksit verirler. Ama bu karbondioksit hemen
bitkiler tarafından yeniden fotosentez için kullanılır. Bu mükemmel çevirim
böylelikle sürer gider. |
|
|
Bu kimyasal fabrikada her
şey olup biterken, işlemler sırasında kullanılacak enerjinin özellikleri de ayrıca
tespit edilmiştir. Fotosentez işlemi bu yönüyle incelendiğinde de, gerçekleşen
işlemlerin ne kadar büyük bir hassasiyetle tasarlanmış olduğu görülecektir.
Çünkü güneşten gelen ışığın enerjisinin özellikleri, tam olarak kloroplastın
kimyasal tepkimeye girmesi için ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılamaktadır. |
Bitkiler hücrelerindeki klorofil maddelerinin ışık enerjisine karşı duyarlı
olmaları sayesinde fotosentez yapabilirler. Buradaki önemli nokta klorofil maddelerinin
çok belirli bir dalga boyundaki ışınları kullanmalarıdır. Güneş tam da klorofilin
kullandığı bu ışınları yayar. Yani güneş ışığı ile klorofil arasında tam
anlamıyla bir uyum vardır.
|
|
|

|
Güneş ışığı yaprağın üzerine düştüğünde yapraktaki tabakalar boyunca
ilerler. Yaprak hücrelerindeki kloroplast organellerinin içindeki klorofiller bu
ışığın enerjisini kimyasal enerjiye çevirir. Bu kimyasal enerjiyi elde eden bitki
ise bunu hemen besin elde etmekte kullanır.
|
|
Amerikalı astronom George Greenstein, The Symbiotic Universe adlı kitabında bu kusursuz
uyum hakkında şunları yazmaktadır:
"Fotosentezi gerçekleştiren molekül, klorofildir... Fotosentez mekanizması,
bir klorofil molekülünün Güneş ışığını absorbe etmesiyle başlar. Ama bunun
gerçekleşebilmesi için, ışığın doğru renkte olması gerekir. Yanlış renkteki
ışık, işe yaramayacaktır. Bu konuda örnek olarak televizyonu verebiliriz. Bir
televizyonun, bir kanalın yayınını yakalayabilmesi için, doğru frekansa ayarlanmış
olması gerekir. Kanalı başka bir frekansa ayarlayın, görüntü elde edemezsiniz.
Aynı şey fotosentez için de geçerlidir. |
|
|