KRONOBİYOLOJİ
Canlıların bir çok biyolojik faaliyetlerinde belli bir ritmin gözlendiği çok eski
zamanlarda farkedilmiştir. Ne var ki, biyolojik ritimlerin başlı başına bir bilim
dalı olması ancak ondokuzuncu yüzyılın sonlarına rastlar. Bu gün bildiğimiz
anlamda, biyolojik ritimleri ve onları yöneten etkenleri araştıran blim dalı Kronobiyoloji
olarak bilinir.
Kronobiyoloji, biyolojik ritimlerle ilgilenir. Ritim genel olarak, periyod, sıklık,
büyüklük ve faz gibi özellikler gösteren, tekrarlayıcı karakterdeki olaylar olarak
tanımlanabilir. Ritimlerin bu özelliklerinin kısa tanımları ise şu şekilde
yapılabilir:
PERİYOD: Ritmin bir döngüsü için geçen zaman.
SIKLIK (Frequency): Birim zamanda tekrarlayan döngü sayısı.
GENLİK (Amplitude): Ortalama değerden sapma miktarı.
EVRE (Phase): Ritmin kendine has özellikler gösteren kısmı (başlama,
bitiş evreleri gibi) (Şekil.1)

Şekil 1: İki biyolojik fonksiyonunun ritmleri arasında gözlenen faz
ilişkileri ve ritim özellikleri.
Canlıların yürüttüğü biyolojik fonksiyonların ritimleri, genellikle
çevre şartlarından döngüsel özellikler gösterenlerle eşzamanlı olarak yürür.
Eğer bir canlı engelsiz bir şekilde dış ortamla ilişkili ise ve ritimlerini dış
dünyadan gelen uyarılara göre düzenleyebiliyorsa, böyle ritimlere bağlı (entrained)
ritimler denir. Bunun yanında, eğer canlı laboratuar ortamında, çevresel
işaretlerden yalıtılmış bir biçimde yetiştirilirse, bu durumda tam olarak çevresel
işaretlerle tutarlı olmasa da bir iç ritmi sürdürdüğü görülür. Bu tip ritimlere
de serbest (free-running) ritimler denir.
Canlının çevreden aldığı sinyallerin bir kısmı, ritimlerini düzenlemesi
için bir işaret görevi yapar. Örneğin, ışık ve karanlık, canlının gece ve
gündüz göstereceği faaliyetleri ayarlaması için çevresel bir işaret olarak
kullanılır. Bunun gibi çevresel işaretlere, zeitgeber (almanca, zeit=zaman,
geber=vermek) veya "ritim verici" denir. Bu ritim verici faktörler, ayın
devri, yılın mevsimleri, güneşin durumu vb. olabileceği gibi, bunların arasında en
önemlisi ışıktır.

Şekil 2: Laboratuar hayvanlarındaki LH seviyelerinin
saatlik, günlük ve yıllık dalgalanmaları. Saatlik dalgalanmalardaki sıklık ve
genlik değişiklikleri günlük değişikliklere; günlük ritimlerdeki değişiklikler
ise yıllık dalgalanmalara neden olur.
BİYOLOJİK SAAT ÇEŞİTLERİ:
Genel adlandırmaya göre, temel biyolojik saat çeşitleri
aşağıda listelenmiştir. Sirkadian ritmin altında görülen sirkaseptan,
sirkatrivijintan gibi isimlendirmeler, daha ziyade tıbbi terminolojide
kullanılmaktadır.
Tablo 1.
Sirkadian (Dünyanın dönüşü) 24 saat 22-26 saat
Sirkatidal (Gel-gitler) 11-14 saat
Sirkalunar (Ayın evreleri) 26-32 gün
Sirkannual (Yılın mevsimleri) 330-400 gün
Tablo 2. İnsanlarda Gözlenen Ritim Örnekleri
RİTİM SIKLIĞI |
FİZYOLOJİK VE DAVRANIŞSAL
OSİLASYON |
ULTRADİAN RİTİM |
Saniyede 1’den fazla döngü |
Görme ve işitme sistemleri, EEG dalgaları |
Dakikada 1’den fazla döngü |
Kalp hızı, solunum sayısı, mide hareketleri |
Saatte 1’den fazla döngü |
Kan dolaşımı, çeşitli enzim aktiviteleri |
Günde 1’den fazla döngü |
Yeme, içme, idrar çıkarma, dışkılama, REM/nonREM uyku basamakları |
SİRKADİAN RİTİM
|
Günde yaklaşık 1 döngü |
Uyku-Uyanıklık, vücut ısı dalgalanmaları, kan basıncı,
yorgunluk-dinçlik, ruh durumu, stres, fiziksel ve zihinsel performans |
İNFRADİAN
RİTİM |
Her ay döngüsünde 1
döngü |
Menstruel döngü, insan ve primatlarda ayın evrelerine menstrual döngünün
kilitlenmesi, memeli gebelik süresinde 30 günlük ortak çarpanlar, erkeklerde
yaklaşık 21-28 günlük testosteron salınım döngüsü |
Yılda yaklaşık 1
döngü |
İnsan ve memeli hayvan doğumları, SADS (Mevsimsel afektif bozukluk sendromu),
serebrovasküler kazalar ve solunum kaynaklı ölümler, ani bebek ölümleri, kazalar,
hastalıklar, cinayet, intihar. |
RİTİMLERİN İÇ ve DIŞ KONTROLÜ
Biyolojik ritimlerin, canlının içinden bir mekanizma tarafından
mı yoksa dışarıdaki işaretlere göre mi ayarlandığı konusundaki tartışmalar
spekülatif düzeyde uzun yıllar boyu devam etmiştir. Canlılardaki ritim
mekanizmasının iç bir kaynaktan yönetildiğine dair ilk deneysel kanıt, Jean Jacques
De Marian (1729) adlı araştırıcıdan gelmiştir (Şekil 3). Bu araştırıcı
heliotropik (güneşte yaprak veya çieklerini açıp, karanlıkta kapatan) bitkilerde
yaptığı çalışmalar sonucu, bu bitikilerdeki ritimlerin, ışık olmasa da faaliyet
gösterebildiklerini kanıtlamıştır. De Marian ünlü deneyinde, heliotropik bir bitki
türünün iki örneğinden birini tamamen karanlıkta, bir diğerini de normal güneş
gören bir yerde muhafaza etmiştir. Bir süre sonra, karanlıkta yetişen bitkinin de
aynı güneşteki türdaşı gibi, gündüz vakti yapraklarını açıp, gece
kapattığını gözlemlemiştir.

Şekil 3: De Marian'ın deneyinin şematik gösterimi
Günümüzde, biyolojik ritimleri yöneten saatlerin, canlıların
iç dinamiklerinde saklı olduğunu biliyoruz. Saatlerin canlıdaki yeri konulu
tartışmalar, De Marian'ın deneyinden sonra, belirsiz jeofiziksel güçlerin
varlığına kaymış ve bu tip ölçülemeyen güçlerin canlıları etkileyerek,
ritimleri düzenleyebileceği tezi ortaya atılmıştır. Bu gün, üç temel kanıttan
yola çıkarak, böyle bir mekanizmanın en azından bilinen biyolojik ritimler için
geçerli olmadığını biliyoruz:
1. Uzay araçları ile yörüngeye gönderilen hayvanların,
(yerçekimi dahil) tüm jeofiziksel kuvvetlerden uzakta olmalarına rağmen, normal
ritimler göstermeye devam etmeleri;
2. Özellikle laboratuar şartlarında aynı ortamda, hatta yan yana
kafeslerde yetiştirilen deney hayvanlarının, aynı ortamda bulunsalar da, hafifçe
farklı biyolojik ritim fazları sergilemeleri;
3. Ritimsel davranış gösteren doku parçalarının aktarımı
(transplantasyon) sonrasında, alıcı canlının ritminin, verici canlının önceden
gösterdiği ritme uyması.

Şekil 4: Farklı canlılardaki çeşitli biyolojik
olayların görülme sıklıkları ve sergiledikleri ritimler (ölçü barlarında
gösterilen periyot uzunluklarına dikkat ediniz).

Şekil 5: Hamsterlerde biyolojik ritimlerin
ölçülmesinde kullanılan laboratuvar düzeneği. Nokturnal (gece aktif) hayvanlar olan
hamsterler, geceleri (karanlıkta) lokomotor aktivite gösterip, gündüzleri
(aydınlıkta) dinlenirler. Bu canlıların aktivite göstermesi için kafesleri içine
bir koşma tekerleği konur ve bu tekerleğin dönüşleri bir ara birim aracılığıyla
yazdırıcı bir bilgisayara bağlanırsa (üstte), hayvanın gün boyu bu tekerleği
kullanarak yaptığı lokomotor davranışlar, grafik kayıtlar halinde elde edilir.
Normal bir ışık-karanlık döngüsünde yetiştirilen bir hasterin tipik lokomotor
kayıtları şekildeki gibidir (ortada, ayrıca bkz. Şekil.5). Eğer bu kayıtlar
grafiğe dökülecek olursa, hayvanın lokmotor aktivitesinin, geceleri, gündüze oranla
çok dah fazla olduğu görülebilir (altta). Bu ve benzeri düzenekler, kronobiyoloji
laboratuarlarında sıkça kullanılan düzeneklerdir.

Şekil 6: Bir hamsterden alınmış ritim döngüsü
kayıtları. İl başta, hayvan normal ışık karanlık döngüsünde tutulmaktadır ve
lokomotor aktivite, karanlık bölgede yoğun olacak şekilde normal bir dağılım
gösterir. Işık-karanlık döngüsü 4 saat kadar ileri alınıp o şekilde devam
ettirilirse (ok ile işaretli nokta), bu noktadan sonra hayvanın hemen yeni ritme adapte
olduğu görülür. Grafiğin alt kısmında ise, ışık- karanlık döngüsü ortadan
kaldırılmış ve sabit bir soluk ışık düzeni yerleştirilmiştir. Bu durumda,
hamsterin gösterdiği ritimler yaklaşık 24 saatlik olup, günden güne ilerleme
göstermektedir ki, bu durum, serbest (free-running) ritimlerin genel bir özelliği
olarak karşımıza çıkar.
JET LAG
Jet-lag, özellikle kıtalar arası uçuşların yoğun olduğu günümüzde
gözlenen yeni bir hastalık biçimidir. Bu rahatsızlık, büyük zaman dilimlerinin
aşıldığı, doğu-batı doğrultusunda gerçekleşen jet uçuşları sonucu ortaya
çıkar. Jet uçuşlarının çoğunun da bu doğrultu üzerinde olduğu
düşünüldüğünde (aralarında seyahat eden sanayileşmiş ülkeler genellikle aynı
enlemler civarında yerleşmiştir), jet-lag önemli bir sağlık problemi olarak
karşımıza çıkar.
Jet uçuşları, insanın uyarlanabilme kapasitesinin çok üzerinde bir hızla
zaman değişimine neden olur. Doğu batı arasında 3-4 saatlik zaman dilimini kapsayan
bir yolculuk, tüm zaman belirleyici unsurlarda (zitgeber) birden değişmeye neden olur.
Jet-lag, bu değişime organizmanın uyum sağlaymamasından kaynaklanır. Jet-lag
bulguları şu şekilde sınıflanabilir:
Bu belirtiler, batıdan doğuya gidenlerde (zaman ilerlemesi yaşayanlarda) daha
belirgindir. Yaşlılar, jet yolculuklarından daha fazla etkilenirler ve yeni saat
düzenlerine adaptasyonları gençlere göre daha zordur. Bunun yanında, ileri-geri saat
uygulamalarının (kış-yaz saatleri), hafif jet-lag belirtilerine neden olduğu öne
sürülmüştür. Jet-lag belirtileri, yolculuktan 2-3 gün kadar sonra da ortaya
çıkabilir.
|
EVRE CEVAP EĞRİLERİ
Dış uyarılardan izole halde yaşatılan hayvanlarda, serbest
ritimlerin oluştuğundan bahsetmiştik. Bu tip serbest ritimlerde, canlının ritimlerini
sürdürebilmesi için bir gece ve gündüz referansına ihtiyacı vardır. İşte bu
referanslar, canlının içsel saatleri tarafından sağlanan "içsel (subjective)
gece" ve "içsel gündüz"dür.
Serbest ritim gösteren canlılardaki içsel gece ve gündüz
kavramı, çeşitli zaman belirleyici etkenlerin o ritim üzerine etkisini belirlemek
için kullanılır. Özellikle bir çevresel sinyal unsurunun değişiminin, ritim
evrelerini nasıl etkilediği, evre-cevap eğrileri hazırlanarak görülebilir (Şekil
7).

Şekil 7: Evre cevap eğrisi hazırlanması. A'dan E'ye
kadar, serbest ritim gösteren bir deneğin günlük serbest ritim kayıtları sembolize
edilmektedir. İçi boş kare ile belirtilen noktlarda, serbst rtimin belli noktalarına
denk gelecek şekilde bir saatlik bir ışık uyaranı verilmiş ve bu uyaranların
ritimde nasıl bir değişmeye sebep olduğu gösterilmiştir. A'da, ışık uyaranı,
içsel günün ortasında verilmiş ve herhangi bir ritim değişmesine neden
olmamıştır. Bu nokta, ışık uyaranı için "ölü bölge"dir. B'de, ışık
uyaranı, içsel günün bitimine yaklın verilmiş ve izleyen günlerdeki ritimlerde 1
saatlik bir gecikme oluşturulabildiği görülmüştür. C'de,öznel gecenin ilk
saatlerinde verilen ışığın, izleyen günlerde 3 saatlik bir gecikmeye neden olduğu
görülmektedir. D'de ise, içsel gecenin daha ileri saatlerinde verilen bir ışık,
izleyen günlerdeki ritmi dört saat kadar ileriye alarak oldukça belirgin bir etki
yapmaktadır. Nihayet E'de, içsel gecenin sonuna doğru verilen ışık uyarımı,
izleyen ritimlerde iki saatlik bir erken başlangıca neden olur. Bu şekildeki
ölçümlerin, şeklin altında görüldüğü gibi bir evre-cevap eğrisine
dönüştürülmesi, yapılacak bir müdahalenin rtimi nasıl etkileyeceğine dair bir
çizelge sağlar. Buradaki örneğe göre, ritmi erkene almakta en etkili ışık uyaranı
verme zamanı, içsel gecenin ortasından sonrası bir zamanken, geriye almak için en
etkili zaman, içsel gecenin ortasından önceki saatlerdir.
(II. Bölüm) |
BİYOLOJİK SAATLERİN FAYDALARI
Biyolojik saatlerin faydalarını genel olarak iki maddede
özetleyebiliriz.
Hayvanın faaliyetlerinin çevresi ile uyumlu halde süregitmesi
Etkin işlev için, iç mekanizmaların eşzamanlı
çalıştırılabilmesi.
Aşağıda bu konuyla ilgili bazı örnekler bulacaksınız:

Şekil 8: Kemancı yengeçlerde görülen sirkatidal
ritim. Bu yengeçler, yaşadıkları sığ kıyı bölgelerinden alınıp laboratuardaki
sabit koşullar altında yaşatılmaya başlandıklarında, lokomotor ritimleri
yukarıdaki grafikte olduğu gibi bir serbest ritim gösterir. Bu ritmin, hayvanın
yakalandığı yerdeki gel-git döngüsüne uygun olduğu ve laboratuar koşullarında
dahi, bu ritmi aylarca devam ettirdiği gözlenmiştir. Suların çekilme vaktine denk
gelen lokomotor aktivite artışı, hayvanın avlanma saatlerini ayarlamak açısından
önemlidir.

Şekil 9: Karınca aslanının çukur kazma aktivitesinde
görülen sirkalunar ritim. Karınca aslanları, karıncaları yakalamk üzere toprağa
çukur açarlar ve bu çukurlara düşen karıncalarla beslenirler. Yapılan
çalışmalar, bu hayvanların tuzak çukurlarının çaplarının, ayın döngüsel
evrelerine göre farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Delikler, dolunayda en
yüksek ortalama çapa ulaşırken, yeniayda deliklerin ortalama çapları
küçülmektedir.

Şekil 10: Guillemot (C. columba) kuşlarında görülen
yuvayı terk etme ritmi ve avlnma yüzdeleri arasında ilişkiler. Üstte, yavruların
yuvayı terketme ritmi görülmekte. Günün belli bir saatinde yuvayı terk eden yavru
sayısı en fazladır. Ortada ise, gün içinde avlanan yavru sayısı grafiğe
dökülmüştür. Burada en fazla yavrunun, yuvayı en fazla terk etme saatlerinde
avlandığı görülmektedir. En altta ise, bu dezavantaj gibi gözüken durumun avantajı
ortaya çıkar: Hayvanlar ne kadar kalabalık olarak yuvadan çıkarlarsa, avcıları
tarafından avlanma şansları (yüzdeleri) da o denli az olacaktır. Zira bu grafikte,
yavruların ölüm yüzdesinin en düşük olduğu zaman, yuvayı terk eden yavru
sayısının en yüksek olduğu saattir. Bu ritim, dolayısıyla, hayvanların türünü
koruyabilmeleri için kullandıkları faydalı bir mekanizmadır.
KUŞ ve MEMELİLERDE SİRKADİAN RİTİM GÖSTEREN DAVRANIŞLAR
Tablo 3: Memeli ve kuşlarda, sirekadian ritim gösteren
davranışlar. E: sirkadian ritim gösteriyor (evet), H: Göstermiyor (hayır)
|
DAVRANIŞ |
KUŞLAR |
MEMELİLER |
Aktivite |
E |
E |
Agresyon |
E |
E |
Kopulasyon |
E |
E |
İçme |
E |
E |
Yeme |
E |
E |
Yumurta bırakma |
E |
- |
Besleme |
E |
E |
Yiyecek depolama |
E |
E |
Kemirme |
- |
E |
Kuluçka |
E |
- |
Annelik davranışı |
E |
E |
Yuva yapma |
E |
E |
Yuvadan ayrılma |
E |
H |
Avlanma |
E |
E |
Tüy düzeltme |
E |
- |
Cinsel davranışlar |
E |
E |
Ötme |
E |
- |
Uyku |
E |
E |
Alan savunması |
E |
- |
Tonik hareketsizlik |
E |
E |
Uyuşukluk |
H |
E |
Ses çıkarma |
E |
E |

Şekil 11: Linnaeus’un (1751) heliotropik çiçek saati.
Linnaeus, heliotropik bitkiler üzerinde yaptığı çalışmalar sonucu, bu bitkilerin
hepsinin, günün farklı saatlerinde ve oldukça hassas olarak açtıklarını
keşfetmişti. Dolayısıyla, bu bitkilerin açma zamanlarını, 6:00-18:00 saatleri
arasında böyle bir saat üzerine yerleştirerek, günün hangi saati olduğunu, o anda
açan çiçek türüne göre bulabileceğini göstermiştir.

Şekil 12: İnsanın bir günü
içerisinde önemli sirkadian ritim gösteren olaylar. Büyüme hormonu gecelri en yüksek
seviyede iken, gündüz azalmaktadır. Plazma kortizol seviyesi de sabah saatlerinde azami
miktarına ulaşır. Vücut ısısı, genel dalgalanmalar sayılmazsa, gündüz
saatlerinde yüksek ve uykuda düşüktür. Potasyum ekskresyonu da gündüz saatlerinde
artış göstermektedir.
Tablo 4: İnsanın 24 saati içerisinde, sirkadian ritim
gösteren olaylara bağlı olarak önemli hadiseler.
İNSANIN
24 SAATİ
|
1:00
|
Hamile kadınlarda doğumun başlaması |
Tyardımcı hücrelerinin sayısı en
fazla |
2:00
|
Büyüme hormonunun düzeyi en yüksek |
4:00 |
Astım ataklarının başlamasına en uygun zaman |
6:00 |
Menstruasyon başlangıcı |
Kandaki insülin seviyesi en düşük |
Kan basıncı ve kalp hızı artmaya başlar |
Kortizol seviyesi azami |
Melatonin düzeyi azalır |
7:00 |
Saman nezlesi semptomları için en uygun saatler |
8:00 |
Kalp krizi riski en yüksek |
Romatoid artrit bulguları en şiddetli |
Yardımcı
T hücreleri en düşük düzeyde |
ÖĞLEN
|
Hemoglobin düzeyinin en yüksek olduğu saatler |
15:00 |
Tutma kuvveti, solunum hızı, refleks
duyarlılığı en fazla |
16:00 |
Vücut ısısı, nabız ve kan basıncı en yüksek |
18:00 |
İdrar oluşum hızı en fazla |
21:00
|
| | |